13X19,5 cm, 144 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Önsöz, s. 7-10

Son yıllarda adından en çok söz ettiren politikacılarımızdan biri şüphesiz Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan. Özellikle DSP lideri Bülent Ecevit'in başbakanlığında kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti döneminde Özkan'ın ismi hep gündemin ön sıralarında yer aldı. Özkan, koalisyonun mimarlarından biri olmanın yanı sıra, hükümetin icraatlarına da çoğu zaman liderlerden daha fazla damgasını vuran bir isim oldu.

Siyaset yaşamımızda onun kadar sessiz kalıp, hükümet icraatlarına, ülke kaderine böylesine damgasını vurmuş bir başka isme rastlamak zor. Koalisyon görüşmelerinden cumhurbaşkanlığı pazarlığına; Anayasa değişikliklerinden yasa tasarılarına kadar uzanan her türlü uzlaşma arayışında Özkan önemli roller oynuyor. Yalnız bu kadar mı? Açlık grevleri gündeme geldiğinde pazarlık için adı geçen, cezaevlerine operasyon başlatıldığında kriz masasının başına oturan; deprem, sel gibi bir doğal âfetle karşılaşıldığında hükümet bünyesinde oluşturulan kriz merkezini fiilen yürüten; bankacılık sektörünü ve iş dünyasını yakından ilgilendiren krizler gündeme geldiğinde oluşturulan kurulun başına getirilen; hatta bir başka parti, ANAP'ta bakanlık krizi yaşanması üzerine Mesut Yılmaz ile görevden aldığı İçişleri Bakanı Sadettin Tantan arasında arabuluculuğa soyunan hep aynı kişi: Hüsamettin Özkan.

1998 yılında ilk kez bakan olduğunda kimi DSP'liler onun için "Ecevit'ten Sorumlu Devlet Bakanı" yakıştırmasında bulunmuşlardı. Ama o, sonraki yıllardaki icraatıyla gerçeğin hiç de böyle olmadığını dosta düşmana gösterecekti. Muhalefetle bir uzlaşma arandığında, Cumhurbaşkanı ya da Genelkurmay Başkanı ile görüşmek, gündem yaratmak gerektiğinde ilk akla gelen isim hep o oldu. Ecevit adına hükümet düzeyinde bütün işleri görmek ve her türlü teması yürütmek, böylelikle Başbakan'a zaman kazandırmak Özkan'ın günlük yaşamının temelini oluşturmaya başladı.

Bu işleyiş ona ister istemez yeni sıfatlar da kazandırdı. Kimileri, merkez sağla olan ilişkilerinden yola çıkarak ona "Ecevit'in 'sağ' kolu" yakıştırmasını uygun buldu; kimileri de Özkan'a "gölge başbakan" dedi.

Bazıları iş ve medya dünyası ile olan ilişkilerine bakıp onu Özer Çiller ile kıyasladı; bazıları da Çarlık Rusyası'nın "gizemli" papazından esinlenip onu "Türk politikasının Rasputini" olarak takdis etti. Hüsamettin Özkan ise bütün bu süreç içinde kendisini "Allah'ın Kılıcı" olarak tanımladı.

Evet, yanlış okumadınız, "Allah'ın Kılıcı." Dostları, onun her vesileyle "Hüsamettin ne anlama geliyor, biliyor musunuz?" diye sorduğunu, ardından da büyük bir keyifle, "Hüsamettin, Allah'ın Kılıcı demek," diye açıkladığını aktarıyorlar.

Özkan, gerek yaşantı tarzı, gerekse icraatıyla klasik siyasetçilerin yaptıklarının hiçbirini yapmayan bir politikacı. Ne seçim bölgesinde hafta sonu turuna çıkıp nabız tutuyor, ne açılışlarda, temel atma törenlerinde boy gösterip nutuk atıyor. Kendisini, politikaya atıldıktan sonra şaşaalı gece yaşantısı içinde görmek de mümkün değil. Hayatı bir anlamda evi, Başbakanlık binası ve Meclis üçgeni arasında geçiyor. Fırsat bulursa hafta sonlarını eşinin yaşadığı İstanbul'da, çocukları ve dostlarıyla geçiriyor.

Her şey bir yana Hüsamettin Özkan bütün kendine has özellikleriyle Türkiye'deki kısır siyasete damgasını vuran politikacılardan biri. Yalnızca politikaya mı? Yıllarca dirsek çürüttüğümüz basın sektörüne de damgasını vurmuş durumda. Kimi medya kuruluşlarının Ankara temsilcilerinin, yöneticilerinin göreve getirilmesinde etken olduğu gibi, kimi yazar, sunucu ve hatta muhabirlerin işten çıkarılmasında onun parmağının olduğu söyleniyor. Sırf bu rivayetler bile Hüsamettin Özkan'ı, biz gazeteciler için mutlaka bütün yönleriyle irdelenmesi gereken bir kişilik yapıyor.

Sevgili dostum Ruşen Çakır, "Bize Hüsamettin Özkan konusunda bir kitap hazırlar mısın?" diye öneri getirdiğinde bir an duraladım. Kitap önerisine sevinmiştim. Ancak hakkında kitap yazılması istenen kişi, en yakın partili arkadaşları için bile tam bir muammaydı. Ayrıca birçok partili arkadaşı, politik gelecekleri açısından kendisiyle ters düşmeyi göze alamadıklarını açıkça itiraf ediyorlardı. Daha önce, aktif gazetecilik yapma şansına sahip olduğum dönemlerde, hakkında bilinenin ötesinde bilgi edinmek istemiş, fakat ayrıntılar konusunda kimseden yardım görememiştim.

Özkan'ın kendisi de sessiz ve derinden gitmeyi seviyordu. Onu ne televizyon ekranlarında, ne de gazete sayfalarındaki ayrıntılı röportajlarda görebilirdiniz. Hakkında bunca değerlendirme yapılmasına rağmen, ağzından bir iki ufak demeç dışında bir şey yazılamayan bir politikacıydı. Çünkü gazetecilerle –sıradan muhabirler değil, genel yayın yönetmeni, temsilci, köşe yazarı gibi sıfatı olanlar– çoğu zaman yazılmamak kaydıyla konuşurdu.

Bütün bunlara karşın, yaşadığımız son yıllara böylesine damgasına vuran bir politikacı ile ilgili bir kitap hazırlama önerisi almak açıkçası cazipti. Vakit geçirmeden işe koyulduk. Niyetimiz ne Özkan'ı mahkûm etmek, ne de övmekti. Ulaşabildiğimiz ölçüde hakkında bilgi edinmeye çalıştık. DSP'li dostlarımızın çoğu, "Aman bizi bu işe karıştırma," dedi. Buna karşılık MHP'li ve ANAP'lı bazı bakanlar da isimleri yazılmamak kaydıyla bazı detaylar anlattılar...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova