ISBN13 978-975-342-340-3
16x21 cm, 126 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Özlem Altunok, “Kafamıza 'taktığımız' kimlikler”, Cumhuriyet, 14 Mart 2002

Süreleri 45 ile 60 dakika arasında değişen dört video çalışmasının bir arada sunulmasından oluşan video projeksiyon yerleştirmesi, Türkiye'de yaşayan dört kadının ağzından, 'peruk' takarak yaşadıkları yeni varoluşlarına, kimlik değiştirme zorunluluklarına ya da kimliksizleşme süreçlerine tanıklık etmemizi sağlıyor. Melek Ulagay, Nevval Sevindi , türbanlı bir öğrenci ve Demet Demir ... Biri 1971 darbesi sonrasında polisten gizlenen bir solcu, biri kemoterapi tedavisiyle saçları dökülen ve kadın kimliğini korumak isteyen bir gazeteci, bir diğeri üniversiteye girebilmek için saçlarını türban yerine taktığı perukla kamufle eden bir öğrenci, diğeri ise cinsel kimliği için mücadele eden sosyalist bir transseksüel.

Dört kadın, kullandıkları ortak nesne olan perukla kişiliklerini, kimliklerini, inandıklarını gizliyorlar aslında. Ya da kendilerini bir başka görüntünün içinde ancak böyle koruyabiliyorlar. Bütün bunlar izleyiciyi toplumsal baskı, iktidar, toplumsal cinsiyet, toplumsal kurallar, yaptırım, önyargı kavramları üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor. Ataman, böylece 'peruk takma' olgusundan yola çıkarak dört kadının aracılığıyla Türkiye'den bir kesit sunuyor.

Sıradışı, farklı görünen kadınlar ise aslında her insanın genel kurallara, reçeteye uymadıkları takdirde ödeyecekleri bedelleri getiriyor akla. Peruk, tek başına saçın yokluğunu gizleyen bir nesne iken, mecazi işlevler yüklenerek maskelediğimiz gerçek kimliklerimizi, yumuşattığımız sivri yanlarımızı, düzene uyma 'zorunluluğunu' yansıtıyor bir anlamda.

İşlerinde biraz da içgüdülerinden yola çıktığını söyleyen Ataman, insanların iç konuşmalarını ortaya çıkarmaya çalışıyor çalışmalarında. Bu anlamda Peruk Takan Kadınlar belgesel ya da resmi bir çalışma olmanın uzağında. ''Bütün bu insanlar benim varoluş biçimlerim'' diyor. ''Konuştuğum insanlarla resmiliği kırabilmemin tek yolu, benim de onlar gibi olduğum hissinin ya da gerçeğinin kurulması, karşılıklı olarak ve ortaya bir iç konuşma çıkması.''

Bu yüzden çekimler elde tutulan bir kamerayla, öne çıkmayan bir fon eşliğinde kendi öykülerini anlatan gerçekle hayal arasındaki öyküleri yansıtıyor.Yurtdışındaki gösterimlerinde altyazı eşliğinde izlenen çalışma, Türkiye'de görüntünün yanında sesle de ulaşıyor izleyiciye. Bu noktada Ataman, sesi geriye alarak, seslerin dört ekrandan ayrı ayrı duyulmasını istemiş. İşleri, aynı mekânda, yan yana yerleştirerek dört karenin, beşinci ve ortak bir kareyi oluşturmasını sağlamış.

Çünkü beşinci kare, sadece seyreden kişinin deneyiminde oluşan sonsuz seçeneği içeriyor. Bu durumda izleyici, kendi montajını kendisi yaratıyor: ''Tek tek kareleri başından sonuna kadar izleyerek ya da bir kareden başka bir kareye geçerek aslında kendi montajınızı yapıyorsunuz. Beşinci kare aslında her seyreden için ayrı. Gerçek, aslında bizlerden bağımsız olarak var olan değil, herkesin algılamasında ayrı ayrı oluşan bir şey.''

'Türkiye' imgesinin farklı görünüşleri çıkıyor karşımıza sonuçta, biraz da bu ayrılığın doğal olmasına işaret ediyor Ataman çalışmasında. ''Verilmiş reçetelere karşıyım, hayatı anlamaya, kendiniz olmaya kalktığınız zaman reçetelere uyamıyorsunuz zaten. Bütün bunlara karşı düşmek, kendim olmak istememden dolayı olduğu için, işlerim de bu şekilde ortaya çıkıyor.''

Tüm bunları uygularken de sorulara yanıt vermek ya da mesaj iletmek kaygısı taşımadan, sadece işaret ederek ve halihazırdaki sorunu ortaya çıkarıp göstererek, gerisini izleyiciye bırakıyor. Ne de olsa yanıt vermek de kendi içinde bir reçete.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova