13X19,5 cm, 308 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Merdan Yanardağ, “DSP ve Ecevitler'in son baharı”, Cumhuriyet Kitap, 1 Ağustos 2002

Türk siyasal yaşamının en ilginç oluşumlarından biri de hiç kuşkusuz Demokratik Sol Parti (DSP) ve onun 12 Eylül askeri darbesinden sonraki serüvenidir. Belki de siyasal ömrünün son dönemini yaşayan bu partiyi en iyi anlatan çalışmalardan biri, gazeteci Atilla Akar'ın Öteki DSP / Ecevitler'in Gayrı Resmi Öyküsü isimli kitabıdır. Ocak 2002'de yayımlanan kitap, DSP'de bugün olup bitenleri anlamak bakımından benzerlerinden ayrılan bir başvuru kitabı niteliğindedir.

Belki de dönemin özellikleri nedeniyle piyasaya çıktığı günlerde hak ettiği değeri bulamayan bu kitap, bugün siyaset alanında yaşananlara ışık tutacak zenginlikte bir çalışma olmasıyla dikkati çekiyor. Bu nedenle, özellikle şu günlerde yeniden hatırlanması ve okunması gereken kitapların başında geliyor. Öteki DSP, ne daha önce sıklıkla ve madya-iktidar ilişkiler üzerinden yürütülen çeşitli hesapları dayalı olarak yapıldığı gibi Ecevit övgüsüne dayalı bir kitap, ne de özel olarak Ecevitler'e ve DSP'ye saldırmayı amaçlayan bir çalışma Akar'ın kitabı her şeyden önce dürüst ve entelektüel namusu olan bir dokuya sahip.

Bugün sonbaharını yaşayan ve belki de bir kuyruklu yıldız gibi Türk siyasal yaşamından Ecevitler'le birlikte silinip gidecek olan DSP'de olup bitenlerin nedenlerini Akar'ın kitabında bulmak mümkün. Akar, ciddi bir emek harcayarak hazırladığı belli olan kitabında aralarında partide üst düzey yöneticilik yapan kişilerin de bulunduğu eski-yeni çok sayıda DSP'liyle ve bazı aydınlarla görüşmüş. Bu söyleşiler kitabın bütününe dengeli bir şekilde yayılmış. Ancak, kitap sadece söyleşilerden oluşan bir çalışma değil! Akar'ın özgün araştırma, değerlendirme ve gözlemleri de kitapta önemli bir yer tutuyor. Öteki DSP kitabı, sadece olayların kronolojik akışından oluşan hızlı üretilmiş ve özensiz bir gazeteci çalışması da değil. Kitap, DSP'nin siyasal yapısını, sosyal karakterini ve örgütsel mimarisini de tartışıyor ve geleceğine ilişkin kimi öngörülerde bulunuyor.

Çizgi dışı bir parti

DSP yasal olarak ve şeklen bir parti olsa da, eldeki veriler ışığında siyaset sosyoloji bakımından değerlendirildiğinde gerçek anlamda bir parti olmadığını söylemek mümkün. Bu yanıyla siyasal tarihin belki de en ilginç oluşumu diye değerlendirilebilir. Esas olarak Bülent Ecevit'in ihtiyaçlarından doğan, onun siyaset yapması için gerekli olan araç işlevini yerine getiren, silik, kimliksiz ve güçsüz bir örgütlenmeden oluşan DSP, siyasal çizgisi ve sosyal bileşimiyle de varolan bütün partilerden ayrılıyor. Son çözümlemede ''bir burjuva partisi'' olduğu söylemek ve örgütsel yapısını da ''küçük burjuva'' karakterli bir oluşum olarak nitelendirmek durumu açıklamaya yetmiyor.

Örneğin; kimse DSP'nin en yüksek siyasi karar organı olan Parti Meclisi üyelerini, partiyi yönetmesi gereken Merkez Yürütme Kurulu'nda görev yapanları, il ve ilçe yöneticilerini tanımıyor. Bugünlerde partiyi bölen isim olan Hüsamettin Özkan bile, 11 yıldır partide fiilen ikinci adam olmasına karşın kendisini kamuoyu ancak 1997'de bakan olduğu sırada tanıyabildi. Partide Ecevitler dışında kimse konuşmadığı için komuoyu adını önceden bildiği bazı milletvekilleri dışında kimsenin adını, kapasitesini, politik yeterliliğini ve temsil yeteneklerini öğrenemedi. Sadece Meclis'te Ecevit'in işaretiyle hareket eden, onun iktidar olmasına aracılık yapmış bir kalabalık vardı.

Partide muhalefet yapmak yasaktı. Delege seçimi yoktu. Bu nedenle parti ilçe örgütlerinde üye sayısı 149'u geçmiyordu. Çünkü sayı 150'yi bulduğu zaman kongre yapılması, yönetim kurullarının ve üyeleri temsil edecek delegelerin seçilmesi gerekiyordu. Oysa partide il ve ilçe yönetimlerinin büyük çoğunluğu atamayla oluşturuluyordu. Yapılan kongreler ise yasal koşulların yerine getirilmesinden ibaretti. Öne çıkan ve görece özerk hareket etme eğilimindeki her kişi tereddütsüz tasfiye ediliyordu.

DSP'de hiç bir zaman bir parti hukuku olmadı. Parti mekanizmaları işlemedi. Parti örgütü, siyasal örgütlenmelerin doğası gereği, seçmenleriyle parti yönetimi ve uygulanan politikalar arasında dinamik bir ilişkinin ve etkileşimin sağlandığı bir kanal olma işlevini yerine getiremedi. Çünkü örgüt böyle kurgulanmadı. Parti programı ve tüzüğü ne politik ne de hukuki bir anlam taşıdı. Her şeyi Ecevitler tayin etti. Örgüt kendini onlara göre ayarladı. Ecevit'in söyledikleri partinin politik hattını oluşturdu, örgütsel tasarrufları ise hukukunu belirledi. Partideki herkes Ecevit nedeniyle oradaydı. Ecevit'e bağlılık esastı. Bakanlar ve milletvekilleri de dahil parti üyelerinin önünde iki seçenek vardı; ya kayıtsız şartsız itaat ya da isyan ve ''ihanet''.. Ara bir düzlem yoktu. Nitekim İsmail Cem - Hüsamettin Özkan hareketine katılan milletvekillerinin daha birkaç hafta önce hiçbir biçimde seslerinin çıkmadığı hatırlanırsa, bugünkü davranışları çok şaşırtıcı gelebilir. Oysa, söz konusu olan DSP ise, bu durumda şaşılacak bir şey yoktu.

DSP'nin örgütsel yapısını ve bileşimini anlamak ilginç bir örnek de Sema Pişkinsüt olayıdır. Hatırlanacağı gibi, Sema Pişkinsüt kongrede genel başkanlığa aday olduğundan kendisine söz hakkı verilmedi. Parti tüzüğünde böyle bir hak ve düzenleme yoktu. Sadece genel başkana söz verilebiliyordu. Çünkü, Bülent Ecevit'e karşı kimsenin aday olabileceği düşünülmemişti. Olasılık düzeyinde bile böyle bir girişim öngörülmemişti.

DSP'nin sosyal karakteri

DSP, siyaset sosyolojisi ve psikolojisi bakımından derinliğine incelenmesi gereken hayli ilginç bir oluşum. Özellikle yüzde 9 ila 13 arasında olduğu tahmin edilen DSP'ni çekirdek seçmenleri ve bu seçmen karakterini yansıtan parti üyeleri değerlendirildiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır. DSP'ye üye olan insanlar bir siyasal akıma, bir projeye ve programa bağlı olmaktan çok, öncelikle Ecevit'e bağlıdırlar. Görevden alınsalar, hatta partiden atılsalar bile seslerini çıkarmazlar. Ecevit bir babadır, döver de sever de. Ona karşı çıkılamaz. O bir külttür. Celal Kürkoğlu ve Erdal Kesebir (Çile Çiçekleri) hareketleri gibi kimi ayrıksı örnekler bile bu kültü güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştır.

Ecevit'in böyle bir modeli tercih etmesinde hiç kuşkusuz CHP deneyimi önemli bir rol oynadı. Kişilikli ve güçlü örgütlerden oluşan eski CHP'de genel başkan, lider olsa sadece genel başkandı. Herkesin görevleri, sorumlulukları ve yetkileri parti tüzüğüyle tanımlanmıştı. Partinin bir politik çizgisi ve üyeler arasındaki ilişkileri düzenleyerek hukukunu oluşturan bir tüzüğü vardı. Bu örgütsel yapı partide farklı kanatların ve düşünce gruplarının oluşmasına da olanak sağlıyordu. Bu durum sonraları her ne kadar ''hizipçilik'' diye mahkûm edilmeye çalışılsa da, dinamik bir parti örgütlenmesinin kaçınılmaz sonuçlarıydı. Daha da önemlisi, bu yapılanma genel başkanın mutlak egemenliğini ve bir tür kral otoritesi denebilecek kişisel iktidarını sınırlıyordu. İşte Ecevit'in istemediği şey du buydu. CHP üzerinden edindiği politik kariyerini, şöhretini, yaratılan efsaneyi ve bütün bu süre içinde oluşan karizmasını kişisel bir parti kurmak için kullandı.

DSP, sınıfsal karakteri belirsiz ve sosyal bileşimi net olarak tanımlanamayacak bir partidir. Ecevitler'in partisi hep kaybedenlerin, iktidara ve servete ulaşamayanların, öne çıkamayanların, sıradan ve sessiz insanların, örgütsüz kesimlerin, sınıf dışı çevrelerin, iddiasız olanların yer aldığı ve destek verdiği bir partidir. Onların sözcüsü olan Ecevitler, yaşam tarzları, kişisel tarihleri ve ilişkileriyle onlara yabancı değildir. Ancak, Bülent Ecevit birikimiyle, bilgisiyle, konuşma yeteneğiyle, politik iddialarıyla ve devlet tecrübesiyle aynı zamanda onların hakkını alacak bir liderdir de. DSP'nin 1999 seçimlerine kadar örgütsel profili ve sosyal karakteri aşağı yukarı böyledir. Ecevit, iktidara yaklaştığı dönemde bazı seçkinleri ve özerk hareket etme potansiyeli bulunan aydınları kontrollü bir şekilde partisine almıştır. İsmail Cem, Rıdvan Budak, Uluç Gürkan gibi isimler bu dönemde partiye katılabilmiştir. Değilse, Ecevit kendi mutlak egemenliğinin önünde bir engel olarak gördüğü aydınlara ve kendi deyimiyle ''halka tepeden bakan'' seçkinlere DSP'nin kuruluş sürecinde tavır almış, adeta onlara karşı bir kampanya yürütmüştü. Hatta bu durum, sivil toplumculuğun yeni yeni moda olduğu o günlerde bazı aydınlar tarafından biraz da saf şekilde heyecanla karşılanmıştır.

Atilla Akar'ın sorularını yanıtlayan Ömer Laçiner, kitapta yer alan söyleşisinde DSP'nin sosyal karakteri hakkında şunları söylüyor

''Gelir düzeyi açısından bakarsanız, bunlar kıt kanaat gelirleriyle yetinen ya da 'Allah ne verdiyse' diyebilen insanlar. Ne çok yoksul, ne çok varlıklı, ne de çok varlıklı olabilmek için özel bir çaba gösteren, kolay kolay da tam yoksulluğa düşmeyecek kesimler. Stabil bir kesim. Mesela Trakya göçmenleri büyük ölçüde DSP'dedir. Şartlar ne olursa olsun ortalama bir gelir düzeyleri vardır. Kalkıp 'Büyük fabrikatör olacağım' iddiaları, tutkuları olan kişiler DSP'de bulunmaz. DSP onun mekânı değil. Hızla statülerini yükseltme gibi amaçları olmayan iddiasız insanlar bunlar. Hayattan arzuları, talepleri oldukça ortalama olan bir insan kitlesi. Onların hayata dair bütün iddialarını somutlaştırdıkları simgedir Ecevit. Yani Ecevit'in başbakan olması, onların gelirlerinin artmasının da yerine geçebilen bir şeydir.'' (Öteki DSP, sayfa 255-256)

Ecevit, 1970'lerin efsanevi CHP lideri ''Karaoğlan'', 1980'lerin cuntaya karşı direnen, haksızlığa uğrayan ve mağdur edilen ''halk önderi'' ve ''eski başbakan'' ve 1990'ların da satın alınamaz dürüst adamıydı. Partisi 1991 seçimlerine kadar ülke barajını aşamamıştı. Bir parti başkanlığını bıraktı, sonra geri döndü. 1995 seçimlerinde 60'ın üzerinde milletvekili çıkarmak yeniden politik bir güç haline geldi. 28 Şubat sürecinden sonra rüzgâr Ecevit'ten yana esmeye başlamıştı. Restorasyon ve yeniden yapılanma süreci için en uygun isim olduğu düşünülüyordu. Partisi 1997'de koalisyon yoluyla hükümet oldu ve Ecevit başbakan yardımcılığına geldi. DSP'ye yönelik ilgi artmaya başlıyordu. Kendisine iktidar yollarının açıldığını ve partinin kapılarında büyük bir ilgi yığılmasının olduğunu gören Ecevit, sıkı sıkı kapattığı kapıları araladı. İktidar olmak için başka seçeneği yoktu. Nihayet 1999 seçmilerinde Türkiye'nin birinci partisi haline geldi ve partisini iktidara taşıdı.

DSP'nin geleceği

Atilla Akar Ecevit'in 44 yıllık siyasal maratonunu ayrıntılı bir şekilde değerlendirdiği kitabında DSP liderinin kişisel tarihinde, bugünkü kimi davranışların anlaşılmasını kolaylaştıracak önemli saptamalar yapıyor. Türk siyasal tarihinin son dönemine damgasını vuran bu önemli kişiliğin başarılı bir portresini çiziyor. Hemenhemen siyasetteki bütün eski arkadaşlarıyla yollarını ayıran Ecevit'i ve partisinin geleceğini Halil Tunç'tan Sedat Akman'a, Murtaza Çelikel'den Ali Topuz'a, Orhan Birgit'ten Tarhan Erdem'e, Necdet Karababa'dan Ertuğrul Günay'a kadar uzanan önde gelen sosyal demokrat isimlerle birlikte değerlendiriyor.

Bir DSP tarihçesinin de yer aldığı kitapta, Celal Kürkoğlu hareketinden Çile Çiçeklerine, Sema Pişkinsüt olayından parti için diğer tasfiyelere, kendi yağıyla kavrulan mütevazi parti örgütlerinden iktidara uzanan sabır ve kararlılığa kadar bir çok olay belli bütünlük ve sistematik içinde değerlendiriliyor. Bugün olup bitenlere bir ölçüde ışık tutabilecek, ''Günümüzdeki Parti İçi Muhalefet'', partinin benzeri olmayan ve yapılanmasını ortaya koyan ''DSP'nin Siyasal - Sosyal Örgütsel Profili'' ve ileriye yönelik olarak bazı kestirimlerin yapıldığı ''DSP'nin Geleceğine Dair Öngörüler'' başlıklı bölümler kitabın dikkat çeken alanlarını oluşturuyor. Sonuç olarak bugünler, tam da Atilla Akar'ın Öteki DSP isimli kitabının okunacağı zamandır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova