ISBN13 978-975-342-364-9
13X19,5 cm, 153 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ertuğrul Mavioğlu, “Asiyelerin kurtuluşu yok”, Radikal Kitap Eki, 12 Temmuz 2002

"Dışarıdan aynı gibi görülen hayatların, her tanıştığım kadınla ne kadar ayrı olduğunu gördüm. Her kadının ayrı ve özel bir tarihi vardı. Aynı olanlarsa yoksulluk, şiddet, açlık, sevgi ve ilgiden yoksun geçen çocukluk yıllarıydı"

Biz, yıllardan beridir biliyorduk ki; hepsinin ortak adı Asiye idi ve kurtulmaları imkansızdı. Onlar, kimi zaman 'çatısız' kimi zaman da 'özel bir kadın'dı... Beyoğlu'nun kirli salonlarında izlenen filmler şahittir; arayan onları sanki eliyle koymuş gibi '14 numara'da bulabilir.

Oysa, Aysel'in, Nurgül'ün, Selin'in, Canan'ın, Gül'ün, Melek'in, Çimen'in, Yaprak'ın ve diğerlerinin özel tarihlerinin toplandığı Fahişeliğin Öbür Yüzü, insan etinin tecimselliğine ilişkin bugüne değin biriktirdiğimiz tüm ezberlerimizi bozmaya aday görünüyor. Her biri okuyanı derin bir açmazın dumanına boğan, acıtan, örseleyip kanatan gerçek hayat öyküleriyle duvar gibi örülen bu kitap, Fügen Yıldırım'ın kaleminden...

Öykülerin kahramanları ise sahte isimlerin, dışarı ışık sızdırmayan kalın perdelerin, kapkara gözlüklerin müebbet mahkumları... Ne kadar gizlenseler de; en galiz küfürlerin baş aktristi olsalar da, her biri toplumsal iki yüzlülüğün ayan beyan aynaları...

Fügen Yıldırım, kitabı yazmaktaki muradını, seks işçileriyle ilgili yüzyıllardır toplumun içine işlemiş olan önyargıların sorgulanmasına küçük bir katkı sağlama isteğine bağlıyor:

"Bir yıl boyunca seks işçilerinin 'cancan' adını verdiği Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nde kamp kurdum. Kitap çalışması için İl Sağlık Müdürlüğü'nden iznim vardı. Kadınların biriyle ilişki kurduktan sonra diğerleriyle çok daha kolay tanışacağımı umuyordum. Ne ki, hiçbiri diğerini tanıştırmadı. Hastanede vesikalı çalışanlar ile kaçak çalışanlar ayrı bölümlere gidiyor. Kaçak çalışanlar yakalandıkları zaman, vesikalı çalışanlar ise düzenli olarak haftada iki kez muayene olmak zorunda. Araştırma boyunca neredeyse her gelene görüşme teklif ettim. Reddedildiğim çok oldu.

Kabul ettiklerindeyse randevulara mutlaka geldiler. Hepsinin insanlara olan güveni yok olmuş. İç dünyalarına ulaşmak gerekiyordu. Genelev koşulları çok iticiydi. Patronlar, vekiller... İğrenç bir iş ortamı. Araştırmam için hastane bahçesini seçmem bu yüzdendir. Karşılıklı oturduğumuz zaman güven sağlayabilmek için başlangıçta hep ben konuşuyordum. Görüşmelerimiz hastane dışında oluyordu. İki kadın arkadaşın buluşması gibi. Çay bahçelerine, lokantalara gidiyor, akşama kadar birlikte vakit geçiriyorduk. Bütün bu çalışma boyunca kendi kendime verdiğim en yüksek puan, kadınlarla kurduğum doğru iletişim içindir."

Fügen Yıldırım'ın en önemli gözlemlerinden birisi, seks işçilerinin yaptıkları işi içselleştirmemiş olmaları. Yani nereye gitseler onları bir gölge gibi izleyen mesleklerine yabancılar. Ama Yıldırım, ne kadar yakınlarında olsanız da yaşamın alabildiğine örselediği bu kadınları gerçekten anlamanın pek mümkün olmadığı görüşünde: "Hayatları sanki bölünmüş gibi. Asıl olan hayatları; sevgilileri, anneleri, çocukları. Kitaptaki Gül ile İskender'in yaşadıkları bunu çok iyi anlatıyor. Gül gün boyu genelevde çalışıyor, onlarca erkekle yatıyor ama içindeki kurt onu sürekli kemiriyor: Acaba İskender aldatıyor mu? İşini bitirir bitirmez koşa koşa evine geliyor. Hep aklında İskender'i bir kadınla yakalayacağı kuşkusu. Onların duygu dünyalarını ne kadar anlamaya kalkışsan bu mümkün olmuyor. Küçücük yaşta başlarına inanılmaz olaylar gelmiş. Hayal dünyasıyla yaşadıklarını birbirine karıştıranlar var. Yalan söylediklerini düşündüğüm sanılmasın. Ama dipdibe yaşadıkları öteki hayatların, onların hayal dünyalarına inanılmaz bir ufuk kazandırdığı da ortada."

Yıldırım'ın kitap çalışması boyunca konuştuğu hayat kadınlarında gözlemlediği bir başka gerçek de, sıcak bir sohbete duydukları ihtiyaç. Toplum onları dışlamış ama Yıldırım'a göre sokak çocuklarını ortaya çıkaran ekonomik ve toplumsal koşullar neyse, seks işçilerini doğuran koşullar da aynı:

"O kadar önyargı ve şiddete maruz kalmışlar; öylesine damgalanmış ve aşağılanmışlar ki, hep tedbirliler. Ama bir konuşmaya başladıklarında içlerini sonuna kadar döküyorlar. İnsanlar onlarla hep bir şeyler alıp götürmek için ilişki kurmuşlar. Onların dertleşmeye bu denli susamış olmalarının bu gerçeğe dayandığını düşünüyorum. Dışlanmışlar ama gerçekte tinerci çocuklarıyla inanılmaz benzerlikleri var. Onlar da yetişkin sokak çocukları; tek farkla, toplum sokak çocuklarına karşı daha şefkatli davranıyor. Bu kadınlara karşı ise anlayışsızlıkta ve iki yüzlülükte ısrar ediliyor. Sanki günah keçisi ilan edilince bütün bu problemler ortadan kalkacakmış gibi... Fahişeliğin çerçevesi yasalarla, kurallarla çizilmiş. Buna karşın onlar, diğer yurttaşların yararlandığı hiçbir hak ve özgürlükten yararlanamıyor.

Örneğin seyahat özgürlükleri kısıtlanmış. Yaşamları boyunca damgalanmalarının, yargılanmalarının ötesinde, çocuklarının da önünde büyük engeller var."

Kitapta seks işçilerinin nasıl kurtulabileceğine ilişkin formüller arayanın eli boş kalacak. Çünkü Fügen Yıldırım'ın böylesi olmayacak hayalleri yok. Sadece bu toplumsal utanç öykülerini okuyanların az da olsa empati duygusuna kapılabilecekleri inancını taşıyor; hepsi bu: "Bu hayata tahammül edebilmek için kendilerini uyuşturuyorlar. Hepsinin ortak hayali para kazanmak. Bilinçsizler. Ailelerine bakıyorlar. Dostlarına bakıyorlar.

Sırtlarından para kazananların sayısı yaşamları boyunca sürekli artıyor. Yaprak'ın söylediği gibi, zımnen ya da açıktan yakınları tarafından kurban seçilmişler. Zaten araştırmalar da seks işçilerinin yüzde 30'unun kocaları tarafından pazarlandığını ortaya koymuyor mu? Bu kadınların gelecekleri yok. Hayatlarındaki en önemli şey para, ama ona da hiçbir zaman ulaşamıyorlar."

Yoksulluk arttıkça seks işçilerinin sayısı da artacak. Daha da korkuncu bu endüstri giderek daha fazla küçük yaştaki çocuğu çarklarının arasında öğütecek. Onlar, Ilgın'ın söylediği gibi ölene dek diğer insanlara paralarını ve bedenlerini çarptırmaya devam edecekler. Hayatla olan ilişkilerinde ise hep gardlarını alacaklar ve her zaman eksik kalacaklar.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova