ISBN13 978-975-342-403-5
13x19,5 cm, 186 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Azınlık Gençleri Anlatıyor, 2001
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Çerçeve, "1915 Ermeni Tehciri", s. 24-28

Birinci Dünya Savaşı'nın başından itibaren Doğu'da Ruslarla savaşan Osmanlı İmparatorluğu, sürekli toprak kaybetti. İmparatorluğun yaklaşık 150 yıldır süren toprak kayıplarına tahammülü kalmamıştı ve Van'ın Rusların eline geçmesi bardağı taşıran son damla oldu. Van ayaklanması öncesinde Ermeni çetelerin Müslüman köylere baskın düzenlemeleri sıklaşmış ve bu baskınlarda binlerce Müslüman yaşamını yitirmişti. Rus ordusu, Ermeni gönüllüler öncülüğünde Van ve Bitlis yöresinde köyleri basarak Müslümanları katletmiş ve evlerini yağmalamıştı. Birçok köylü bu nedenle evlerinden kaçmış ve "kesilmekten" kurtulmuştu. Bu bölgede sağ kalabilen Müslümanlar, Türk ordusunun geri çekilmesi sırasında orduyla birlikte kaçanlardır. (Justin Mc-Carthy, Ölüm ve Sürgün, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1998, s. 208.)

Van'ın düşmesinde bölgedeki Ermenilerin parmağının da olduğunu düşüncesiyle önde gelen Ermeni aydınlarını tutuklayan İttihat ve Terakki yöneticileri, mayıs ayı sonuna kadar toplam 2 bin 345 Ermeni'nin tutuklandığını açıkladı. Tutuklananlardan bazıları gözdağı amacıyla halka açık yerlerde idam edildi. Hükümet, tehcir kararı aldı.

Resmi olarak tehcir kararı 27 Mayıs 1915'te alınmış, 1 Haziran'da da Resmi Gazete'de yayımlanmıştı. Tehcir kararı uyarınca 16 ile 55 yaş arasındaki bütün Ermeniler, Bağdat Demiryolu hattından en az 25 kilometre uzağa, (Bu maddenin ilk hali "herhangi bir demiryolunun 25 kilometre uzağı" denmekle birlikte o dönemde Ermenilerin gönderildiği Suriye'de var olan tek demiryolu buydu) şu anda Suriye sınırları içinde olan bölgeye gönderilecektir. Ermeniler, yeniden yerleştirildikleri yörede nüfusun yüzde 10'unu geçemeyecektir. Gidilen yerde Ermenilere eski koşulları sağlanacak, bırakacakları mallar satılacak, sahip oldukları toprak kadar toprak verilecekti.

Hükümetin aldığı kararla Doğu'daki vilayetlerde yaşayan Ermeniler, 1915 Mayıs ile Ağustos ayları arasında topluca sürgüne ve ölüme gönderildi. Bunu Batı'dakiler ve Trakya'dakiler izledi. 1917'ye gelindiğinde Anadolu'da Ermeni nüfus neredeyse kalmadı. Kalanlar da ya Müslümanların yanına sığınan çocuklar ve kadınlar ya da parçalanmış ailelerdi.

Aynı tarihlerde ilk tehcir kararlarının uygulandığı Zeytun ve Dörtyol'da da Ermeniler askere gitmemek için çeteler oluşturmuş ve dağa çıkmışlardı. Çeteler işi öylesine azıtmışlardı ki Ermeni halkı bile bunlardan rahatsızdı. (Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Yayınları, Mart 1999, s. 316.)

Sürgün ve öldürmeler, tehcir kararının alınmasından çok önce başladı.

Osmanlı hükümetinin bu kararı verirken görünürdeki amacı, Ermenileri savaş bölgesinden uzaklaştırmak, bulundukları bölgede yoğunlaşmalarını önlemekti. Göç sırasında meydana gelebilecek olaylardan göçün idarecileri sorumlu tutulacaktı. Karar, uygulama ve gidilen yerdeki koşullar, kâğıt üzerinde mükemmeldi. Ancak uygulama farklı oldu.

Resmi Türk tezi, tehcir kararının, savaş bölgesinde Ermenilerin varlığının askerlerin güvenliğini tehlikeye düşürmesi nedeniyle zorunlu olduğunu savunmaktadır. Bu teze göre tehcir kararı, Ermeni çetelerin Türk ordusunu Ruslarla savaşırken arkadan saldırılar düzenlemesi nedeniyle alınmıştır. Yani askeri bir zorunluluktur tehcir kararı. Resmi teze göre, "1915'te bölgede Ermenilerin öldürüldüğü doğrudur ancak bu, Ermeni çetelerinin Türk köylerine yaptığı baskınların misillemesidir. Yani bölgede yaşanan bir 'mukallite'dir, karşılıklı boğazlaşmadır. Bu boğazlaşma sırasında yarım milyon Türk hayatını kaybetmiştir. Oysa tehcir dahil Ermenilerin ölü sayısı 300 bin civarındadır. Bu rakamlar bile Ermeni katliamının olmadığını ispatlamaktadır. Ölenlerin büyük çoğunluğu yolda hastalıklardan kırılmıştır. Bazı kafilelere saldırılar olmuş ve bu saldırılarda Ermeniler öldürülmüştür.

Tehcir uygulaması nedeniyle Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı yönetimi, galip devletlerin baskılarıyla 1397 memuru hakkında dava açtı. 40 kişinin idam edildiği bu davalarda yargılananların birçoğu, Anadolu'da ulusal kurtuluş mücadelesinin başlamasıyla birlikte kaçmış ve herhangi bir ceza almamışlardı.

Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkan Birinci Dünya Savaşı öncesinde 1912 yılında Anadolu'da, patrikhaneye göre 2 milyon 100 bin Ermeni yaşamaktaydı. Bunlardan 1 milyon 170 bini Doğu illerinde, 400 bini Kilikya'da, 530 bini de imparatorluğun Avrupa topraklarında yaşıyordu. Osmanlılara göre ise Ermeni nüfusu 1 milyon 300 bindi. Bunların 600 bini Doğu vilayetlerinde yaşıyordu.

Ermenilerin nüfusu ve tehcir kararının uygulandığı Ermenilerin sayısıyla ilgili tartışmalar sonuçlanmış değildir. Tüm tehcir eylemi sonucunda ne kadar insanın öldüğü bilinmemektedir. Bu konuda verilen genel sayı, tehcirden sonra Ermeni nüfusunun 600 bin civarında olduğudur. Bunların 150-200 bini sürgünden sağ kalanlar, İstanbul ve İzmir'de oturduğu için 200 bini sürgüne yollanmayanlar, 250 bini de sürgün öncesinde ve sürgün sırasında Rusya'ya sığınanlar olarak sayılmaktadır. Bu arada Türk ve Kürt ailelerine dağıtılan, kaçırılan kadın ve çocukların sayısını tahmin etmek olanaksızdır. Bu konuda 200 bin gibi bir tahminde bulunulmaktadır.

Savaş öncesi nüfus, sağ kalanlarla karşılaştırıldığında tahminler yapılabilmektedir. 1919'da İttihat ve Terakki önderlerinin yargılamalarında öldürülen Ermeni sayısı 800 bin olarak verilmektedir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova