ISBN13 978-975-342-421-9
13x19,5 cm, 336 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Hande Öğüt, "Cumhuriyet'in gayri meş'ûr kızları", Radikal Kitap, 5 Mart 2004

Sheila Rowbotham, Kadın Bilinci Erkek Dünyası adlı kitabının "Canlı Taşbebek" başlıklı bölümünde, erkeklerin, kadınları evcilleştirmek, bastırmak, kimlik edinme çabasını budamak için onları nasıl bebek yerine koyduklarını, Cliff Richard'ın "Living Doll" adlı şarkısından yola çıkarak anlatır. Bu şarkı onu, gencecik bir kızken incitmeye başlamıştır; çünkü erkekler yaşayan ancak düşünmeyen bir taş bebek ister. Erkekler bebekleri yaratırken kız çocuklar, bebekler(iy)le özdeşleşir. Kadın-bebeklerle oynayan küçük kızlar; kadınları çocuklaştıran anlayışın ve dilin (taş bebek kadar güzel!) mistifikasyonuyla büyüdüklerinde de, bir bebek imitasyonuna dönüşmüş, prototip bir nesneye indirgenmiş olur.

Bu, evvel zaman içinde anlatılan bir kadim masal değil. Kadını hâlâ korunup kollanacak, cinselliğini, aklını, duygularını yaratıcı ve kurucu iradeye teslim edecek erkek egemen ideolojinin kendini dayatış biçimlerinden biridir. Hitler, kadınlarına "kızlarım," diye hitap eder, Mussolini, onları "yaşamın gülleri" olarak görürken; hepsi doğurgan ve ulusallaştırılmış kadının araçsallaştırılmasının ülkemizdeki tezahürü, tarihin garip cilvesidir ki Cumhuriyet dönemine denk geliyor. İşte Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap adlı çalışmasında bu olguyu, "Cumhuriyet çocuğu" olmayı reddeden önemli bir feminist düşünür-eylemci Nezihe Muhiddin üzerinden, etraflıca ve nesnel biçimde ortaya koyup sorgularken; devlet babanın kızı olmakta büyük gurur bulan erkekleşmiş kadın politikacıların, sevgilileri veya kocalarıyla hâlâ çocuk gibi konuşan kadınların arketipini ve bu tür bir kadınlığın nasıl yaratıldığını anlamamıza da vesile oluyor. Kemalist modernizasyon projesinde kadınların, "kız evlâtlara" indirgenmesinin ne tür politikalarla meşru kılındığını hatırlatıyor; nisyan ile malûl hafızalara...

Nezihe Muhiddin'in mücadelesini; Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği, Kadın Yolu dergisi ve ülkemizde 1860'larda başlayan "Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm" temelinde inceleyen Zihnioğlu'nun çalışması, "çocuk-kadın" kavramını tartışması ve Kemalistlerin "kadın" kategorisinden kadınları dışlayarak toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin nasıl kurulduğunu anlatması açısından hayli önemli. Tek parti dönemi yöneticileriyle Nezihe Muhiddin arasındaki çatışmanın, özünde kadın kimliği etrafında döndüğünü belirtiyor Zihnioğlu. Çünkü Muhiddin, Cumhuriyetçi erkeklerin kadınları, Atatürk'ün liderliğini kayıtsız şartsız kabullenen, ona tapma derecesinde bağlı, gayri meş'ûr (bilinçsiz, şuursuz) çocuk, olarak görmek istemelerini kabullenmez. Kitap, kadını bir süs telakki eden ve ona ancak erkeğin oyuncağı tabirini caiz gören muasır medeniyetimizin, kendi kendisinin parodisi haline geldiğini de anlamamıza yardımcı oluyor.

Hak alınmaz, verilir

Nezihe Muhiddin başkanlığında 19. yüzyılın sonlarında doğan ve toplumsal etkinliklerine II. Meşrutiyet döneminde başlayan Türk Kadınlar Fırkası'nın birincil gündem maddesi, siyasal eşitliğin sağlanmasıdır. Çünkü Muhiddin'e göre, kadınsız inkılap olamaz; kadınların ulusal inşa sürecine katılması inkılapların tamamlanması için önkoşuldur. Ancak partinin kuruluşu, Cumhuriyet Halk Fırkası'na yönelik muhalefet olarak algılanır. Atatürk'e göre muhalefet, "iğfal etmek" ve milli birliği bölmekle eşanlamlı olduğu içindir ki kadınlar partisi engellenir. Bunun üzerine Muhiddin, Türk Kadınlar Birliği'ni (7 Şubat 1924) kurar ve 3 yıl boyunca, tarihinin en feminist eylem ve düşüncesini sergiler. Ne var ki iktidarın sözcülüğünü üstlenen basının, birliğe ve Muhiddin'e saldırması uzun sürmez. Özellikle Falih Rıfkı Atay ve Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi'nin, kadınların / feministlerin mücadelesini küçümseyen otoritaryen tavırları ve yazıları, hayli yıpratıcı bir amildir. ("Bir millet sonuçta bir ailedir," diyen ve TKB'nin bu ailenin dışındaymış gibi hareket ettiğini söyleyen Yunus Nadi, Nezihe Muhiddin'in birlikten ihracı, suçlanması ve mahkemeye gönderilmesini, "Oh, çok şükür kurtulduk!" nidasıyla değerlendirir.)

1935'te İstanbul'da Uluslararası Feminist Kongre'ye ev sahipliği yapan TKB, kongre sonrasında kadınların gücünden çekinen modern eril devlet elitlerinin, "Cumhuriyet kadınlara bütün hakları vermiştir, kadınların artık örgütlenmesine gerek kalmamıştır," gerekçesiyle kapatılır. Kemalist ideolojide şekillenen kadın meselesi, Cumhuriyet öncesi Osmanlı kadın hareketi ile bağlantısı yok sayılarak yeni bir olguymuş gibi sunulur; Muhiddin, yolsuzluk yaptığı iddiasıyla kişisel olarak karalanarak sindirilir. Kadın hakları alanını belirleyerek tekeline almak isteyen Kemalist iktidar, "Kadınlara haklarını biz verdik, onlar mücadele etmediler," kalıp yargısını topluma kabul ettirir. Kadınlar üzerinden, kadınlara rağmen ve onlara karşı hakim kılınan bu siyasalar, ululama kültürü/kişi kültünün hakim izdüşümü olarak hâlâ yerini koruyor.

Ulus-devletin inşasında kadınlar

Kemalistlerin, "tabula rasa" kadını, tüm topluma dayatılırken kadınlığın süfliyetten kurtulması için yaşamı boyunca mücadele eden Nezihe Muhiddin, yalnız ve unutulmuş olarak, bir akıl hastanesinde veda etmiş yaşama... Erkeklik hayata geçirilir ve her aşamada sağlaması yapılırken o, kendi varlığını milletin bekasına teslim eden manevi kızlardan farklı olarak, ölümün diline tercüme etmiş, dilini. Ve "kadınsız" kadın inkılabını gerçekleştiren Cumhuriyet rejiminin edilgen seyircisi olmaktan azade kılmış kendini. Nezihe Muhiddin'in zorlu mücadelesini, etraflıca aktaran Yaprak Zihnioğlu, tam da bu noktada, patriyarkal ve indirgemeci yaklaşımda, kadının yerine çeviriyor dikkatimizi. Nitekim, kadının, vatana asker/evlat yetiştiren anneler olarak tanımlanması, pek çok milli devletin inşa sürecinde kullanılan bir yöntemdi.

Kemalistlerin "yeni kadın" tasarımını ve ulusun anası olmayı reddeden Nezihe Muhiddin'in hayatını, mücadelesini, eserlerini ve iktidarca nasıl massedildiğini anlatan bu dört dörtlük çalışma, Türkiye'nin yakın geçmişine ışık tutarken Virginia Woolf'un, "Erkeklerin, kadınların kurtuluşuna karşı çıkışının tarihi, kadınların kurtuluşunun öyküsünden daha ilginçtir," sözünün hiç de yabana atılası olmadığını gösteriyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova