ISBN13 978-975-342-489-9
13x19,5 cm, 248 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Vitrinde Yaşamak, 1992
Yer Değiştiren Gölge, 1995
Ev Ödevi, 1999
Kötü Çocuk Türk, 2001
Mağdurun Dili, 2008
Benden Önce Bir Başkası, 2011
Sessizin Payı, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Jale Özata Dirlikyapan, “Romanların İçinde ‘Endişe’li Yürüyüşler: Kör Ayna Kayıp Şark’, Kanat, Sayı: 16, Güz 2004

Theodor W. Adorno, Minima Moralia adlı kitabında şöyle der: “[Düşüncenin] nesnesiyle gerçekten ilişki kurabilmiş olduğunun ilk kanıtı, çok geçmeden çevresinde başka nesnelerin de billurlaşmasıdır”(89). Nurdan Gürbilek’in çoğu yazısını okuduktan sonra aklıma bu sözlerin gelmesi tesadüf olmasa gerek. Bir Gürbilek kitabı okumamın ardından, iki ya da üç kitap okumuş gibi hissetmem de bununla ilgili olmalı. Düşüncenin nesnesiyle ilişki kurabilmesinin kolay olmadığını, ciddi bir emek ve yoğun bir birikim gerektireceğini biliyoruz. Nurdan Gürbilek, 1992 yılında yayımlanan ilk kitabı Vitrinde Yaşamak’tan bu yana yayımladığı dört kitabında da bu birikimini, tartışma yaratacak önemli saptamalarla anlamlı kılıyor. Kitaplarındaki yazılar, kendinden dilimli bir meyvenin, biri diğerinin aynısı olmayan ama aynı meyveyi var kılan dilimleri gibi hem “bütün”, hem de bütünün bir parçası. Yayımlanan son kitabı Kör Ayna, Kayıp Şark’ta da durum bundan farklı değil.

Kitabın alt başlığının “Edebiyat ve Endişe” olmasından da anlaşılacağı gibi, içindeki dokuz yazının ortak paydası “anlatma endişesi”. Gürbilek kitabının “Giriş” bölümünde, bu yazıların “anlatmanın sancıları” üzerine yoğunlaştığını ve “Batılılaşma”, “kültürel kimlik” gibi kavramlar etrafında tartışılan sorunların yazar için nasıl “içsel” bir endişeye dönüştüğü sorusuna yanıt arayacağını belirtiyor (9). Tüm yazılar okunduktan sonra, kitabın en dikkat çekici vurgularından birinin, yazarın “Giriş”te de sözünü ettiği “değer” problemiyle ilgili olduğu anlaşılıyor. Gürbilek, iyi romanı kötü romandan ayırmak için kullanılacak en önemli ölçütün, metnin “endişe”yle ya da huzursuzlukla girdiği ilişkinin niteliği olduğunu söylüyor. Endişeyi uzaklaştırıp huzursuzluğu yok saymaktansa, bu ruhsal çatışmaları gören ve gösteren yapıtların “daha iyi”, “daha olgun” ve “daha zorlu” olduğunu düşünen yazar, Harold Bloom’un “etkilenme endişesi” kuramından güç almış gibi görünse de, yazıların bütününe yayılmış bir “hakikat” vurgusu nedeniyle, René Girard’ın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat adlı kitabının etkisi kendini daha yoğun olarak hissettiriyor. Bana öyle geliyor ki bu, “endişeyi gösteren metin ‘değerli’dir” görüşü, kitabın bir bütünlük kazanmasını ve yazarın ele aldığı metinlerle alışverişe girmesini sağlamasına karşın, edebî metinlerin “değer”i konusunda tartışmalara yol açacak nitelikte. “Giriş” bölümünün son paragrafındaki şu sözler, yazarın “edebiyatın ana malzemesi nedir?” sorusuna verdiği yanıtı içerdiği için dikkate alınmalı: “ Okuyacağınız yazıları [...] edebiyatı edebiyat yapan huzursuzluğu, ‘anlatma endişesi’ni anlamak üzere kaleme aldığımı bir kez daha vurgulamak istiyorum” (16).

Kitaptaki tüm yazılarda olduğu gibi, “Erkek Yazar, Kadın Okur” ve “Kadınsılaşma Endişesi” adlı ilk iki yazının temelinde de “değer problemi” var. Osmanlı-Türk romanının ilk ürünlerinde sık sık karşılaşılan “kitap okuyan kadın” figürüne dikkat çeken yazar, bu kadının, kitap okumakla kalmayıp aynı zamanda bu kitaplardan “fazlasıyla” etkilendiğini, “başkası olma” arzusuna teslim olduğunu belirtiyor ve şunu soruyor: “Neden vazgeçilmez bir figüre dönüşmüştür okuyan kadın?”. Bu durumun gerçek kadınlardan çok, yazarın kendisi hakkında, “kadın okur” çevresinde bir araya getirdiği endişeler hakkında fikir verdiğini belirten Gürbilek, tekrarlanan bu figürü erken dönem roman yazarının etkilenmekten duyduğu korkuya, Harold Bloom’dan ödünç aldığı kavramla söylersek “etkilenme endişesi”ne bağlıyor (30). Bloom, yazarın kendinden önceki yazarlarla kurduğu ilişkiyi Freud’cu bir çerçevede, “ödipal rekabet”e benzetir. Gürbilek, Osmanlı-Türk yazarının farkını, rekabet edilecek “yerel” bir babanın yerine “yabancı” bir modelin geçmesiyle açıklıyor (32). Bu da, Osmanlı-Türk yazarı için, hayranlık ve düşmanlığın daha farklı dinamiklerle yaşandığı, daha yoğun bir “travma” anlamına geliyor. “Roman yazıyor olma” durumu, Gürbilek’e göre, yazarı “kadınsılaştırma” ihtimali olan, yoğun bir endişeye yol açan ve baş edilmesi gereken bir durumdu. Ahmet Midhat, Peyami Safa, Hüseyin Rahmi ve daha birçok yazar, kendi endişelerinden arınmak, bu endişelerle “çaktırmadan baş etmek” için “okuyan ve etkilenen kadın”a romanlarında yer vermişlerdi. “Değer” sorunu da burada karşımıza çıkıyor. Yazara göre, Halit Ziya’nın Mai ve Siyah’ı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı, bu endişeyi “kadınsı” olanın alanına itmektense, etkilenmişliği züppenin üzerine alaycı bir şekilde yıkmaktansa, huzursuzluğu ve tereddütü ana malzemeleri haline getirdikleri için “daha iyi”ler (49).

Nurdan Gürbilek, “Doğu’nun Cinsiyeti” adlı yazısında, Şinasi’den başlayarak, Namık Kemal, Ahmet Midhat, Cemil Meriç gibi yazarların Avrupa’ya atfettiği “kadınlık” rolü üzerinde duruyor. Avrupalılaşmanın bir “hadım edilme” olarak görüldüğünden söz eden yazar, Osmanlı’nın Batıyla olan ilişkisinde kimin etken kimin edilgen, kimin eril kimin hadım olduğu sorusunun, temelde bir yetersizlik duygusunun dışa vurumu olduğunu belirtiyor (82). Ancak, önce Peyami Safa’nın ana-oğul benzetmesiyle, ardından aynı ilişkiye sadık kalarak Şark’ı “ana kaybı”yla ilişkilendiren Tanpınar’la, Doğunun cinsiyeti değişime uğrar. Kitaba adını veren, “Kurumuş Pınar, Kör Ayna, Kayıp Şark” adlı yazıda da Gürbilek, Tanpınar’daki “ölü anne” vurgusunu ele alıyor. Tanpınar’ın “şark” anlayışını, “donuk bakışlı ölü anne” ve “Ophelia” imgesiyle birlikte düşünmeyi deniyor.

Halit Ziya Uşaklıgil ile Oğuz Atay’ın ortak duyarlılık noktaları olduğunu düşünen yazar, “Müebbet Çocukluk” yazısında Halit Ziya’nın, “Çocuk Ülke Edebiyatı” adlı yazısında ise ağırlıklı olarak Oğuz Atay’ın romanları üzerinde duruyor. “Ayna” imgesinin romanlardaki varlığı ve yokluğunun ne anlama geldiğini sorgulayan Gürbilek, “züppelik”i konu alan romanlarda aynanın, olumsuzlanan züppe karaktere yönelik alayı harekete geçirmek için var olduğunu belirtiyor (142). Halit Ziya’ya gelindiğinde ise, Gürbilek’e göre, aynanın işlevi değişime uğruyor. Artık ayna “züppe”nin görüntü düşkünlüğünün veya kadınsılığının işareti değil, yazarın empatisini kazanmış kahramanın ruhsal yarasının göstergesi oluyor. (143-44).

Kitabın son iki yazısı Vüs’at O. Bener ve Leylâ Erbil’in yapıtlarını konu almalarıyla, diğer yazılardan dönemsel olarak ayrılmış. Ancak bu yazılarda da, “endişe” vurgusu ve değer sorunu ana izlek olmayı sürdürüyor. Bener’in anlatıcısının, anlatma isteğiyle, anlatmanın saçmalığına ve anlatının sahteliğine olan inancı arasında gidip geldiğini belirten Gürbilek, bu iki duruşun gergin etkileşiminin Bener’in anlatılarını farklı kıldığını belirtiyor (201). Bener, sahteliğin izini önce kendi yapıtlarında sürerek bir “sahicilik ölçütü” geliştirir; tıpkı romanlarını endişenin sahnesine dönüştürebilen Halit Ziya veya Tanpınar gibi. Leylâ Erbil’in “çiftkalpli yapıt”ında da “kendi” ve “öteki” arasındaki gelgit sergilenmiştir yazara göre. Erbil’in, bir karakterini olumsuzlayarak, bu çiftkutupluluğunun yol açtığı endişeyi o karakterin sırtına yükleyerek huzursuzluktan kaçmadığını, “yalan”ı, “riyâ”yı kendi yapıtında arayarak, “kendi”nin “öteki”yle kirlenmiş doğasına yakından bakmayı denediğini belirten Gürbilek, her iki yazarın da “hakikat arayışı”na girmeleriyle “değerli” metinler oluşturduğu görüşünde.

Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark’ta da, diğer kitaplarında olduğu gibi önemli saptamalarda bulunmuş ve yeni tartışma alanları açmıştır. Edebi metinlere, “bireysel-toplumsal”, “ben-öteki” ya da “özgünlük-taklit” gibi karşıtlıkların yol açtığı endişe temelinde yaklaşan ve bir “değer ölçütü”ne ulaşan yazar, bu kitabında da metinlerin çevresinde değil “içinde” dolaşmayı başarmış görünüyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova