ISBN13 978-975-342-501-8
13x19,5 cm, 200 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

1. Bölüm, 3. Kısım, s. 22-26.

Büyük şeyler İslam'ın iklimine çok erken dönemlerde uyarlanmıştır. Buna karşılık intikal süreçleri çok çabuk kesintiye uğramıştır. 9. yüzyılın en başında, Mutezile adı verilen akım tarafından canlandırılan bir akılcılık hareketi doğar. Bu düşünürler iki hâkim fikri sarsmaya uğraşmışlardır: İslami dogmalardan (nass) biri olan ve Kuran'ın –aynen Tanrı gibi– yaratılmamış olduğu, ezelden beri neyse o haliyle gökten indiği inanışını eleştirmişlerdir. Bu dogmaya karşı, Kitap'ın kuşkusuz semavi olduğu, ama bir yeryüzü dilinde somutlaşan Yazılar'ın ancak Vahiy sırasında Tanrı tarafından yaratılmış olabileceği cevabını verirler. Bu akımın müritleri, Kuran'ın yaratılmamış olduğunu haykıranların Hıristiyanlardaki tecessüdün (incarnation) İslami muadilini getirdiğini düşünürler: Böylelikle, Kuran'ın kelamı Tanrı'nın tecessüdü olacaktır. Ayrıca Kutsal Yazılara harfi harfine bağlı kalma yanlıları, Tanrı'nın Sözü olduğu için İsa'yı Tanrı'yla bir tutan Hıristiyanlara da şaşırtıcı derecede benzemektedir. Mutezile Tanrı'yı da dünyadan uzaklaştırmış, O'nu bilinmez anlamında askıya almış, insanı alınyazısından kurtaran ve eylemlerinin tek sorumlusu kılan bir aşkınlık içinde O'nu etkisiz hale getirmişlerdir.

Bu ilahiyat hareketi devletin resmi ideolojisi haline gelmiştir – Harun El Reşid'in oğlu ve bizzat halife olan Memun (786-833)(1) da bu ideolojiyi tebasına dayatmak istiyordu. Hilafet iktidarı, en beliğ temsilcisi İbn Hanbel (780-855 civarı) olan çağdaşı Kuran'a sıkı sıkıya bağlılık yanlısı okula çok şiddetli bir biçimde saldırmak için bir nevi engizisyon bile kurmuştur (833'te mihne [eziyet] uygulaması başladı). Tarihin bu ânını hatırlatmak önemlidir, zira, entegrizmin şeceresinde, Kuran ve Sünnet'e sıkı sıkıya bağlı kalmayı savunarak Mutezile'nin iddialarını benimsemeyi reddettiği için çok büyük eziyetlere maruz kalan 9. yüzyılın bu şahsiyetine değinmemek imkânsızdır. Onun direnişi, Kuran ortodoksluğuna geri dönüş yanlısı halkta yankı ve destek bulmuştur.

Bununla birlikte, akılcı Mutezile hareketinin en büyük sınırı, Aydınlanmacıların tersine çabalarının meyvesini alamamış olmasıdır. Önce, bu hareketin destekçileri, şark despotunun elindeki araçları kullanarak kendi görüşlerini köklü bir şiddet yoluyla dayatmak istemişlerdir (Memun, iktidarını ilahiyat alanının tamamına yaymak istiyordu; bu amaçla imam unvanını aldı ve kendi yorumunu ulemaya dayattı). Daha sonra, Memun'un üçüncü halefi Mütevekkil'in gelişiyle birlikte (847'de) ortodoksluk yeniden iktidarın merkezine yerleşti; o zaman da Mutezile, önce marjinalleşip sonra da yavaş ama kesin olarak sönüp gitmelerine kadar, rakiplerine çektirmiş olduklarını kendileri çekmek durumunda kaldılar; rakipleri ise ayakta kaldıkları gibi daha da büyüdüler.

Karışıklıklarıyla da vaatleriyle de erken ortaya çıkan bu dönemle ilgili olarak akılda tutmamız gereken şey, Yunan mirasının Arap diline uyarlanmasında Halife Memun'un oynadığı roldür. Rivayete göre bu halife, rüyasında Aristoteles'in, kitaplarının Arapçaya çevrilmesinde kendisine yardım önerdiğini görüyordu. Adeta, Aydınlanma'ya varan her süreç, Yunan sevgisiyle, Yunan düşünce ve duyuş tarzının canlandırılmasıyla harekete geçiyordu. Memun Bizanslılar'a karşı sefere çıktığında yeni-Platoncu bir cemaat olan Harran Sabiileri'ne rastlamıştı. Verdiği cüretkâr bir fetvayla onların Kuran' da Kitap Ehli arasında anılan Sabiiler olduklarını belirtti. Kuran'da şöyle der: "İman edenler, Museviler, Hıristiyanlar, Sabiiler..."(2) Bu yüzden Kutsal Kitap'ta Sabiiler Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlarla eşit konumdadır. Bu Sabiiler İslam'a birçok âlim ve Yunanca çevirmeni getirecektir. Memun, çeşitli inançlardan müritler ve birçok eğilimden Müslüman ilahiyatçılar arasında tartışmalar düzenleyerek kentte fikirlerin karşı karşıya gelmesini teşvik eder. Hanbelilik yanlısı olanlar, daha o zamandan, yabancılardan alıntı yapılmasına da kentte çelişkili ve kulaklarına küfür olarak gelen seslerin mevcudiyetine de en azından ayak diremekteydiler. Gelgelelim, çatlak seslere de yer açan bu mizansen, bizzat hükümdarın işiydi. Bu yüzden, akıl uygulamasının baskın çıktığı anda özgürlükle el ele gittiğini iddia edemeyiz; özellikle özgürlüğün siyasi biçimi "büyük meçhul" olarak kalmıştır.

Dokuzuncu yüzyılın ilk yarısındaki bu Bağdat'ta Arap dilinin büyük bilimsel serüveni başlayacak ve 16. yüzyıla kadar sürecektir; hem spekülatif hesaplamaya hem de gözleme dayalı Bağdat astronomi okulu bu dönemde kurulmuştur. Cebir de bu şehirde, kitabını Memun'a ithaf eden Harezmi tarafından icat edilmiştir.

Bu bilimsel hareketin yanında kendiliğinden bir şiirsel devrim de doğmuştu ve bu devrim, 19. yüzyılda Fransa'da vuku bulacak olanda da yankılarını bulacak güçteydi. Eğer okuyucu, koşullara bağlı olanla tarih-ötesi olanı ayırt edebilirse, bu Arap şairlerin sözlerinde Baudelaire, Verlaine, Rimbaud ve hatta Mallarmé tadı bulması mümkündür. Bu şiirlerin oluşturduğu külliyatta, az önce zikrettiğim Fransızlar'ın mısraları kadar çeşitlilik gösteren girişimler görebiliriz. Okuru isimlere boğmamak için, Mallarmé vakasını andıran Suriyeli Hıristiyan şair Ebu Temmam'ı (806-845) zikretmekle yetineceğim – babası Şam'da bir meyhane işletiyordu. Kendine has sözdizimi; nadir kelimeleri; sesbenzeşimi, antitez ve soyutlama kültürüyle, alışılagelmiş duruma özgü şiiri (övgüler, ağıtlar, hicivler, muharebe tasvirleri) bırakarak, yorumlama gerektiren ve ancak yorum aracılığıyla gerçekleşen kapalı bir heybet şiirine yönelir. Yokluk ve varlık diyalektiği içinde aşkın sonsuzluğunu dile getiren, nispeten sarih (böyle de yazabilmektedir), ölçülü tarzda yazılmış şu mısralarına bakalım:

"Neyle teselli olayım senin yokluğunda

silinmeyen hatırandan başka

Muhiplerin en yakınısın sen

uzak da olsan hüzün yakınlaştırır seni."(3)

Şiirinin itici gücü olarak ihlale başvuran ve rezalete neden olan eleştirel bireyin ortaya çıkışına tekabül eden Baudelaire'vari bir örnek olarak, Ebu Nuvas'ı (762-813 civarı) zikredeceğim. Bu şahıs, şiirsel devrimin en radikal örneklerinden biri olmuştur. Arapça yazan bir Arap-Fars şairidir; şarabı (bilindiği gibi İslam'da yasaktır) ve eşcinsel aşkları çok kışkırtıcı bir biçimde övmüştür. Şiirlerine kendi tecrübelerini katan, kendini varoluş meselesine adamış bir şairdir. Dönemindeki eleştirmenler tarafından yeni üslubun en önemli temsilcisi olarak görülmüştür. Köklerini çölde ve göçebelikte bulan başlangıçtaki Arap şiirine tartışma yaratacak biçimde yüz çevirmiştir. Bu oluş tarzını, yaşadıkları ortamdaki kıtlığa ve bu kıtlığın doğurduğu yaşam zorluklarına havale eder. Kökenlerdeki çöle karşı metropolün fethini ve bununla gelen zevkleri koyar. Duyularına sunulanlar tarafından dini ibadetten uzaklaştırılan kışkırtıcı ve sefih züppenin haz ve yıpranma kaynağı olan israf ve ölçüsüzlüğün trajikliğine varır. Ayrıca, rapsodiyi andıran, kesintili ve alabildiğine serbest bir geleneğin içinde, şiirin aritmetiğine bir birlik ve tutarlılık dayatılmasına katkıda bulunmuştur. Ortaçağın en başından günümüze gelen bu şiiri hâlâ daha dün yazılmış gibi, henüz mürekkebi kurumamış gibi okumaktayız. 9. yüzyılda Bağdat'taki karmaşadan yükselen o göz kamaştırıcı yaratıcılık anlarını tahayyül edin! Gördüğümüz gibi, yenilenme eğilimi çok erkenden vuku bulmuş, ama kısa sürmüştür.

Pırıl pırıl sözleri çağdaşımız olan dar görüşlü entegristlerin gözünde muhtemelen her tür sanat biçimini değersiz kılan o rezil kibirle, "abes"le bir tutulacak olan, bu şen şakrak ihlalcinin muzip neşesini gösteren iki şiirinden bölümler:(4)

"İnsanın içini titreten

o şaraptan getir bana

getir Yusuf

Uzak tut hayatından geçimsizliği

huzurdan gayrısına itibar etme

Doldur ağzına kadar

istemem yarı dolu

kadehleri

Koy matarayı şuraya

Kitab'ı da yanına

Üç bardak iç

Bir de ayet oku

Şerre hayır karışmış

ve Allah affederse

Kazanacak içinde biri diğerini silen kişi

gerisine de kulak asma!

Ya da:

Kim bana Mekke'ye git dese,

hele Bağdat'ın zevkleri tükensin de,

diyorum

Nasıl gideyim hacca

saplanıp kaldıkça

muhabbet tellalının ya da meyhanecinin yanında?

Notlar


(1) Memun ile ilgili olarak kısmen M. Rekaya'nın Encyclopédie de l'Islam içindeki makalesinden esinleniyorum; bkz. VI, s. 315-23, E. J. Brill ve G.-P. Maisonneuve & Larose, Leiden-Paris, 1991. Yukarı
(2) 2. Sure: 62. ayet. Yukarı
(3) Ebu Temmam, Divan, yayıma hazırlayan ve yorumlayan İlya el-Havi, 212. parça, s. 718, Beyrut, 1981. Yukarı
(4) Ebu Nuvas, Divan, yayıma hazırlayan ve yorumlayan A.A.M. el-Gazali, bkz. s. 120 ("Şarap ve Kuran"), Beyrut, 1982. Bu şairi daha yakından tanımak için bkz. Cemal Benşeyh, "Poésies bachiques d'Abû Nuwâs, thèmes et personnages", s. 7-83, Bulletin d'études orientales, cilt XVIII, 1963-64 yılları, Şam, 1964. Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova