ISBN13 978-975-342-501-8
13x19,5 cm, 200 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Haluk Hepkon, “İslamcı terörün kökenleri”, Radikal Kitap Eki, 15 Nisan 2005

Meddeb, İslamın Hastalığı başlıklı kitabına, 11 Eylül olaylarının ardından Ortadoğuda yapılan çeşitli sevinç gösterilerini eleştirerek başlıyor. Meddeb, bu tutumu "İnsani açıdan pornografik, siyasi açıdan da felaket bir sefillik" olarak niteliyor. 1991 yılında ABD'nin bölgeye gelmesi sayesinde yarımadadaki bütün rejimlerin ortadan kalkmaktan kurtulduklarını söyleyen Meddeb'in söz konusu tutumda en azından bir vefasızlık sezdiği anlaşılıyor.

Abdelwahab Meddeb'i bir Fransız aydını sayabiliriz. Tunus doğumlu yazar yıllardır Paris'te yaşıyor ve yazıyor. İslam üzerine çalışmalarıyla tanınan Meddeb, Paris X-Nanterre Üniversitesi'nde karşılaştırmalı edebiyat dersleri veriyor, bir yandan da France Culture radyosunda 'İslam Kültürleri' adlı programı yapıyor. Tabii ona esas ününü kazandıran başta yöneticisi olduğu Dedale gibi dergilerde yazdığı yazılar.

Meddeb, İslam kültürü içerisinde iki çizgi bulunduğunu ileri sürüyor. Birincisi Ebu Nuvas, İbn Arabi ve benzerleri tarafından temsil edilen yaşam sevgisi üzerine kurulu hazcı bir gelenektir. İkincisi ise, Meddeb tarafından bütün kötülüklerin anası olarak görülen entegrizmdir. Bu çizgi, Ahmet bin Hanbel'den İbn Temiye'ye varıyor; oradan da Mevdudi, Seyyid Kutup ve Vahhabiler yoluyla Usame bin Ladin'e ulaşıyor. Ama Meddeb bunların niçin böyle olduğunu, hangi toplumsal koşullar yüzünden ayrıştıklarını ve zaman içerisinde birinin diğerine neden galebe çaldığını söylemiyor.

Meddeb'e göre entegrizm İslam'ın hastalığıdır. Entegrizm kavramı daha önce Roger Garaudy tarafından da kullanılmıştı. Garaudy'e göre entegrizm dini veya siyasi olsun bir inancı, tarihinin bir önceki döneminde sahip olduğu kültür yapısı veya müesseseleriyle özdeşleştirmektir. Böylece insanlar mutlak bir doğruya malik olduklarına inanıyor ve bu doğruların kabullenilmesini dayatıyorlar.

Bilginin elde edilmesi

Ama Meddeb'in entegrizm tarifi haddinden fazla uzun ve karışık. 'Entegrite' sözcüğünün saflık, el değmemişlik anlamlarına geldiğini söyleyen Meddeb fundamentalizm ile entegrizm arasında bir ayrım, bir yoğunluk farkı olduğunu ileri sürüyor. Meddeb'in entegrizme örnek diye seçtiği bütün isimler İslam düşüncesindeki selefiye ekolüne mensuplar.

Bilginin elde edilmesi, felsefede olduğu gibi dinde de önemlidir. Bu konudaki farklılıklar, hem felsefede hem de dinde değişik yaklaşımlara neden oluyorlar. İnsan, dini gerçeklerin mahiyetini ve ilahi meselelerin esasını nasıl ve hangi yolla bilebilir? İslam'ın on dört yüzyıllık düşünce hayatında bilginin kaynağı ve elde edilmesi hep önemli bir sorun olarak kalıyor.

Sayıları binleri bulan mezhep ve tarikatları, bu soruya yaklaşımlarını esas alarak üç grupta tasnif etmek mümkündür. Bilgi için akıl ve çıkarım yolunu önerenler kelamı, keşf ve ilhama vurgu yapanlar tasavvufu, nass ve nakili tercih edenler ise selefiyeyi meydana getiriyorlar.

Selefiyeye göre en doğru söz söylenmiş, en güzel iş yapılmıştır. Onun baktığı yer gelecek değil geçmiştir. Ona göre İslam peygamberinin, dört halifenin ve bu dönemlere şahit olmuş sahabelerin yaşadığı dönem, örnek alınması ve dönülmesi gereken dönemdir. Selefiye için ilim nass ve nakil dışında kalan şeyleri bilmemektir. "İttiba ibtida'dan (uyma uydurmadan) iyidir".

Meddeb, entegrizmi İslam peygamberinin, karpuzu nasıl yediğini bilmediği için hayatı boyunca karpuz yemeyen Ahmet bin Hanbel'den başlatıyor. Daha sonra sırada İbn Teymiye bulunuyor. İbn Teymiye'nin Moğol saldırısına karşı çaresiz kalan İslam ulemasına gösterdiği yol günümüzde hâlâ dinci akımlar tarafından benimseniyor. Ulemanın sorunu Moğolların da Müslüman olmalarıydı. Bu durum diğer dinlere mensup kavimlere olduğu gibi bir cihat ilanını teknik olarak imkânsızlaştırıyordu. İbn Teymiye bu durumu, "Kim Allah'ın indirdiği hükümler ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" diyen Maide suresinin 44. ayetine gönderme yaparak aştı. Moğollar, Cengiz Han tarafından hazırlanan 'Yasa' ile yönetildiklerine göre kafir sayılırlardı ve onlara karşı cihat ilan edilebilirdi.

Meddeb'in sıralamasında Mısırlı Seyyid Kutub vardır. 1970'li yıllarda Enver Sedat, sola karşı mücadele etmek için zamanında Nasır tarafından iyice sindirilen dinci akımların önünü açıyor. Ufak bir ayrıntı ama Necip Fazıl'ın sosyalizmden etkilendiğini düşündüğü Seyyid Kutup için "İbn Teymiye meddahı" dediği biliniyor. Aynı yıllarda para kazanmak için Mısır'dan Suudi Arabistan'a göçen insanlarla, Vahhabilik ile entegrizm arasında ilk ilişkiler kuruluyor.

Meddeb'e göre entegrizm zincirinin son halkası Muhammed ibn Abdülvahhab'ın kurucusu olduğu vahhabiliktir. Böylelikle entegrizm Kızıldeniz'in iki yakasını birleştiriyor. Meddeb'in entegrizm kavramıyla selefiye arasında bir benzerlik olduğu görülüyor. Ama yazara göre selefiye entegrizmden çok fundamentalizme uygun düşüyor. Bir kafa karışıklığı olduğu görülüyor.

Dünyanın Amerikanlaşması

Meddeb'in kafa karışıklığının nedeni dünyaya tersten bakmasındadır. Siyaset ile din arasındaki ilişkiyi göremiyor; gördüğünü de yanlış anlıyor. Suudi Arabistan'ın bugünkü hâlinin nedeni Vahabilikte ya da Selefiye'de değil başından beri emperyalizmle işbirliği yapmayı bir tarz-ı siyaset olarak seçmesinde gizlidir. Meddeb'in İslam'da özgür düşünceye örnek diye gösterdiği Mutezile mensuplarının Ahmet bin Hanbel'e yaptıkları eziyet ortadadır. Zamandan ve şartlardan soyut bir doğru arayışının sonu şablonculuk oluyor.

Meddeb'in sürekli kullandığı 'dünyanın Amerikanlaşması', ABD'nin dünyayı ve Ortadoğuyu hegemonyası altına almaya çalışmasını açıklamıyor. Meddeb'in bu türden kavramlarla ABD'yi, haklı olarak, yaşadığı her türden kötülüğün nedeni gören bölge halkının 11 Eylül olayının ardından çok da üzülmemesini anlaması mümkün değildir. Aynı türden sevinç gösterileri dünyanın Müslüman nüfusu olmayan başka yerlerinde de yapılmıştı.

Kitapta yer alan Siyonizm ve ABD arasındaki ilişki konusundaki tespit ise son derece ilgi çekicidir. Meddeb'e göre Siyonizmi bir Yahudi arzusu olmanın ötesinde Protestanlığın sonucu olarak değerlendirmek gerekiyor. Yazar İsrail'in 'meşruluğunun' mesihçi bir Eski Ahit okumasından çok etkilenmiş Anglo-Sakson Protestanlık anlayışında zaten bulunduğunu ifade ediyor. Meddeb'in Bernard Lewis ile ilgili kaleme aldığı bölümler ise fikir açıcıdır. Yazar İslam'daki şiddetin kökenlerini İsmailiye'de bulan Lewis'in 'Medeniyetler Çatışması' tezini nasıl desteklediğini gösteriyor. Bu tezle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yeni bir düşman tarifine girişiliyor. Lewis'in bu konuyla ilgili kerameti kendinden menkul fikirlerinin ülkemizde de rağbet görmesi kitabın bu bölümünün ilginçliğini daha da artırıyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova