ISBN13 978-975-342-517-9
13x19,5 cm, 376 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Havalandırma, 2002
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Zehra Başar, “Küçük Kutudaki ‘Büyük’ Adamlar”, Radikal kitap Eki, 3 Haziran 2005

Radyonun Sihirli Kapısı – Garbiyatçılık ve Politik Öznellik, 1995- 99 yılları arasında yazılmış – araştırılmış bir çalışmanın, yeniden düşünülmesi. Meltem Ahıska, Batıyı model alan, hem de milli olması gerektiği düşünülen bir Türk milletinin hayal edilmesinin, radyo yayıncılığıyla ilişkisini inceliyor. Okuyunca, iletişim araçlarının gücünü bildiğimiz halde masumiyetine pek dokunmadığımız radyomuz, Türk kimliği, Batı modeli gibi mühim konulara dahil oluyor.Türk milletinin kuruluşunda, gülüş biçimine kadar hemen her davranış ve düşünüşü empoze eden diktatoryal bir güç oluyor.

Oysa biz radyo deyince, bir zamanlar, küçük bir kutunun çevresine dizilip dinlenen, “Arkası Yarın”, “Radyo Tiyatrosu”, “Türküler ve Oyun Havaları”, “Ajans”lardan duyduğumuz sesleri hatırlarız. Birlikte dinlemenin, bağlarımızı güçlendirdiğini düşünürüz. Yalnız ve uzakta olduğumuzda, yalnızlığımızı çoğalttığını. Başkalarının da aynı sesi duyuyor olduğunu bilmemizin, yalnızlığımızı belki de azalttığını... Radyo, eğlendiricidir, biliriz. Eğiticidir, bilgilendiricidir. Onun, imge yaratma gücünden söz ederiz. Sesin, ihtiyacımız olan görselliğe ‘özgürce’ dönüşmesinden… Radyonun, hayalimizi geliştirme gücünden ve faydasından...

Bir zamanlar batıdan gelen bu teknoloji, ne de olsa, kocaman bir dünyayı küçücük bir kutuya sığdırıvermişti. Sanırım çoğumuzun, “Bu kutudan konuşanların küçük adamlar olmadığına beni inandıramazsınız,” diyen, hayali geniş masal büyükanneleri olmuştur. Düşününce, onların sözleri doğal geliyor da… Hem onlara küçümseyici, hem radyoya kuşkuyla bakan bizlerin şaşkın çocuk hali komik geliyor.

Sonra büyüdük ve kutunun içinden gelen sesin küçük değil, büyük adamlardan geldiğini öğrendik. Duyduğumuz ses, merkezdeki sesin, en büyük sesin sesiydi. Tüketim ekonomisinin sürdürülmesinde bir araçtı. Radyonun savaşlarda, darbelerde ve diğer zamanlarda sahip olduğu propaganda gücünü öğrendik.

Ancak, toplumsal etkisini bilsek de, belgelere dayalı incelemelerden yoksun olduğumuz için, yönlendirmenin hangi yolla, hangi yayın yöntemleriyle, nasıl yapıldığını, onu dinlerken başımızı bir yere dayayıp gözümüzü bir yere diktiğimizde kurduğumuz hayalin aslında bizim mi, başkalarının bizde kurmaya çalıştığı bir hayal mi olduğunu bilemezdik. Bu inceleme, sistematiğiyle, dayandığı belgeler, verdiği referanslarla bu eksikliği önemli ölçüde gideriyor. En önemlisi, kısa yoldan kesin fikirlere varmadan, uzun sürede ve kapsamlı olarak elde edilmiş, üzerinde çalışılmış belgeleri sunarak düşüncelerini iletiyor. Sorular soruyor ve düşünmeye davet ediyor. Okurken, Türkiye sınırları içinde yeni bir milletin kurulmasında radyonun somut olarak nasıl kullanıldığını öğreniyor, hayali Şarkiyatçılık gibi, hayali Garbiyatçılığı, milli kimlikleri ve kimliğimizi başka bir yolla, yeniden düşünüyoruz.

Kalkış noktası, radyonun 1927’deki kuruluşundan, 1940’ların sonuna kadar olan döneme, Türkiye’deki radyo yayıncılığı aracılığıyla, tarihsel ve sosyolojik olarak bakmak. Meltem Ahıska bu yılların seçiminin nedenini, “Radyonun ‘milletin sesi’ olarak algılandığı en belirgin yıllar olduğu için” diye açıklıyor. İkinci nedense, İkinci Dünya Savaşı yıllarının hem Türkiye’de, hem dünyada milli kimlikleri oluşturma ve sağlamlaştırmak istemede önemli yıllar olması. Birçok ülkede milliyetçi politikaları desteklemek için, radyonun kullanılması.

Ancak kitabın amacı, radyonun geçmişi üzerinden; yayınlarıyla, seçtiği dinleyici profilleriyle, uyguladığı politik yöntemlerle bir milletin inşasının nasıl mümkün olabildiğini kanıtlarken, aslında, ‘klostrofobik bir biçimde kendi içine kapanan ve sabitlenen –milli kimlik– kavramını’ tartışmaya açmak… Bu milli kimliğin, Batı ile nasıl ilişkilendirildiğini ortaya çıkartmak. Hem Batılı, hem milli olmaya çalışan bir politikayı tartışmak. Kitapta, Batı modelinin Türkiye’ye nasıl taşındığını, hayata nasıl girdiği ve nasıl etkilediğini, tarihsel olarak, devletin propaganda aracı olan radyo yayıncılığı yoluyla incelemek. Yazarın incelemeyi hazırlarken, Londra Goldsmiths College’de sürdürdüğü doktora çalışması sırasındaki İstanbul-Londra yolculuklarının, çeşitli Şarkiyatçılık ve Garbiyatçılıklar arasında gidip gelmesine neden olduğunu ve bu sırada bir mesafeyle iki yöne de bakabilmesine imkân verdiğini öğreniyoruz. Yazar, “Garbiyatçı Fantazi” olarak kavramsallaştırdığı ve inceleme boyunca tartıştığı, batıyı model alan, devletin aracısı seçkinlerin sahip olduğu bu hayalin, bir zamanlar başımızı bir yere dayayıp, gözümüzü bir yere diktiğimizde kulağımızdaki sesle kurduğumuz, bizim sandığımız hayallere nüfuz etme çabasından söz ediyor.

Bir millet hayalinin, dinleyicinin hayaline denk düşürülmesiyle gerçekliğe dönüşebileceğini farz etsek bile… Şu soruyu sormadan edemiyoruz: Eğer denk düşseydi, hâlâ milli kimlik tartışmaları, şarkiyatçı, batıcı salınımlar, bir çok belirsiz arzu, yakınma, eleştiri, aşağılık duygularıyla, bileği bükülmez Türklük hayalleri ortalıkta geziniyor olur muydu?

Başkalarının düşünceleriyle de desteklenen, onlarla tartışan, bugünün sorularını ve sorunlarını da aydınlatabilecek olan fikirlerin içinde dolanıp durduğu bu incelemeyi okuyunca, romantik, nostaljik radyo imajımızın yeri biraz sarsılıyor. Sarsılan yeri, tam da Türk milletinin Batı modeline göre ama milli de olmaya çalışarak ‘kurulmaya’ çalışıldığı bir zamanda, bir taklidin oluşturulmasındaki araçsallığına bırakıyor.

Gene de biz radyo sevenler, onun romantik ve nostaljik hatırlanmasından vazgeçmeyelim. Kurmamızı istedikleri hayallere karşı, kendi hayallerimizi kuralım. Ama önce okuyalım ki, hayaller üzerine bilgimiz olsun ve hayallerimizi aslında kimin hayali olduğunu bilerek kuralım.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova