ISBN13 978-975-342-583-4
13x19,5 cm, 232 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Genin Yüzyılı, 2004
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

David A. Hollinger’in önsözü, s. 9-15

Edebiyat alanında Nobel Ödülü kazanan ilk Amerikalı yazarın eleştirel açıdan en çok yankı uyandıran eseri, farkında olmadan da olsa erkekçil (masculinist) bir tavır takınıp bilimi ayrıksı bir insani çaba olarak gören bir anlatımdı. Sinclair Lewis'in Arrowsmith romanındaki sert, düzenli, yöntem sahibi erkek bilimciler, bilime olan bağlılıklarını sırtlarını topluma dönerek gösteriyorlardı. Bu roman, dönemin hem bilim hem de yazın otoritelerinden aldığı icazetle yıllar boyunca Amerikan toplumuna en güçlü bilim imgelerinden birini sundu. Romanın kadın karakterleri ya edebiyat ve temiz dantela meraklısı sosyal varlıklar ya da fazilet timsali asalaklardı. Kitapta bilimsel ruhun en büyük örneği fizyolog Max Gottlieb "sanki bir palto alırmış" gibi fütursuzca, "sebatkâr, ağzı var dili yok" bir kızla evleniyordu. Romanın en can alıcı sahnesindeyse, Lewis'in başkarakteri –çetin ceviz ve kararlı genç araştırmacı Martin Arrowsmith– Vermont ormanında ücra bir laboratuvarda erkek bir iş arkadaşıyla beraber hummalı bir bilimsel araştırmaya gömülmek için karısını ve çocuğunu yüzüstü bırakıp gidiyordu. Romanın en olumlu çizilmiş kadın karakteri, dinamik erkeklerin ayağına dolanmaması gerektiğini bilen diğerkâm bir yardımcı ve cinsel partnerdi; "var olduğu yerde bile gayet mutlu mesut bir şekilde mâdum olmak gibi müstesna bir yeteneğe"(1) sahip olduğu için övülüyordu.

Arrowsmith, Evelyn Fox Keller'ın Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler kitabının 1985'te yayımlanmasından çok önceleri birçok Amerikalıya tuhaf görünmeye başlamıştı bile. Fakat geçen süre zarfında bilim alanında dikiş tutturmak isteyen Amerikan gençleri iki kuşak boyunca Lewis'in romanını okumuştu. Arrowsmith (erkek ve kadınların farklı yetileri ve meziyetleri olduğunu savunan egemen harcıâlem görüşler çerçevesinde) genç kadınların bilime adanmış bir yaşam sürme arzusuna sahip olmayı, sahip olduklarında da bu arzuyu sürdürmeyi zor buldukları, genç erkeklerinse bu doğrultuda teşvik edildikleri bir atmosfer için uygun bir simgeydi. İşte Keller da Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler'de eleştiri oklarını, bu bilim pratiğiyle bağlantılı toplumsal cinsiyet ideolojilerine yöneltmişti. 1985'e gelindiğinde Sinclair Lewis'in döneminde hayal bile edilemeyecek sayıda kadın bilim alanına adım atmayı başarmıştı. Gerek kadın gerek erkek birçok bilimci o zamana dek Arrowsmith'de sergilenen toplumsal cinsiyet tutumlarının üstesinden gelmek için başarılı mücadeleler yürütmüştü. Fakat bu tutumlar sönümlenmiş olmaktan uzaktı ve bunların bilimdeki yeri üzerine yürütülecek hummalı çalışmalar henüz başlangıç aşamasındaydı. Bu çalışmaları cesaretlendirmek ve üzerinden on yıl geçtikten sonra bugün çevremizde rastladığımız "toplumsal cinsiyet ve bilim" hakkındaki fevkalade geniş bir kapsam ve çeşitliliğe sahip söylemlere esin kaynağı olmak babında, başka hiçbir çalışma Keller'ın kitabı kadar pay sahibi değildir.(2)

Keller, Düşünceler'in toplumsal cinsiyet ve bilim araştırmalarının akademik alanda düşünsel bir saygı kazanması konusundaki başarısını büyük oranda açıklayabilecek pek çok çarpıcı yeteneği olduğunu göstermişti. O hem usta bir bilimci hem de etkileyici bir yazın çözümlemecisiydi. Keza klasik psikanalitik kavramların netleştirilmesi ve kullanılması konusunda da yetenekliydi. Fizik eğitimi alan ve uzun süre matematiksel biyoloji çalışmaları yürüten Keller, bilim hakkında kendisi dışında çok az feminist yazarın sahip olduğu bir otoriteyle konuşur. Bu kitabın üçüncü bölümündeki pek çok teknik örneğin de temelini oluşturan, biyolog Barbara McClintock'un meslek yaşamı üzerine ayrıntılı çalışması, Keller'ın yakın dönem biyoloji bilimi konusundaki uzmanlığının bir ürünüdür. Düşünceler bilimci olarak güçlü bir kimlik bilincine sahip bir yazarın çalışmasıdır. Keller yazdığı kısa sonsöz bölümünde önemli bir noktaya dikkat çekerken tam iki kez, "Bir bilimci olmam nedeniyle" deme gereği duyar (s. 212). Fakat bir bilimci olarak kimliğini ve bir kadın olarak kimliğini oluştururken, Keller psikanalizden geçmişti.(3) Düşünceler'in ikinci bölümünü şekillendiren perspektifi bu deneyim sayesinde elde etmişti; yani nesnelliği erillikle özdeşleştiren görüşün duygusal altyapısına odaklanan bir perspektifi. Fakat, Düşünceler'in sonradan en çok etki bırakacak kısmı yazınsal yönleri –Platon'un, Bacon'ın ve on yedinci yüzyıldaki bilim devriminin cinsel diline ilişkin birinci bölümdeki kapsamlı çözümleme– olacaktı. Keller burada bilimin temel bilişsel yönelimini ifade ettiği söylenen kanonik metinlere yazınsal araştırmaların standart tekniklerini uygulamıştır.

Keller'ın modern bilimin görev ve niteliğini dile getirmek için uzun süredir kullanılan buyurgan eril metaforlara gösterdiği tepki kontrollüydü. Kısmen bir bıkkınlığı kısmen de reformist bir hevesi açığa vuran ihtiyatlı tutumu, bilime saygı duyan ama eleştirel yaklaşmaya da hazır olan okurlarının gözünde güvenilirliğini daha da arttırdı. Keller bilimin basitçe "eril bir proje" olduğu ve dolayısıyla başka bir şeyle değiştirilmesi ya da en azından feministler tarafından reddedilmesi gerektiği görüşüne katılmıyordu (s. 212). Hatta bir bilimci olarak kimliğini, en fazla bu yargıya karşı görüşlerini dile getirirken vurgulama gereği duyuyordu. Sonraları en sık alıntılanacak olan satırlarından birinde (s. 212), Keller "bilimin, eril bir proje olmaktan çıkartılıp insani bir proje olarak yine bilimin içinden [kişilerce] düzeltilmesi ve duygusal emek ile düşünsel emek arasındaki, bilimin erkeklere tahsis edilmiş bir alan olarak kalmasını sağlayan işbölümünün reddedilmesi" çağrısı yapıyordu.

Keller, kitabı ilk baskısını yaptığı günden bu yana, toplumsal cinsiyetten azade bir bilimin haksız toplumsal cinsiyet ayrımlarıyla yüklü bir bilime nazaran çok daha insani olacağı noktasında iyimserliğini yitirdiyse de (bkz. bu baskıya yazılan Önsöz), hem bilimin ıslah olmaz derecede eril bir çaba olarak karalanmasına hem de bilimin nasıl işlediğini eleştirel olarak incelemenin feminizmle ilgisi olmayan bir şey gibi görülmesine direnmeye devam ediyor. Her ne kadar en son çalışmasında özel olarak bilimde dilin –toplumsal cinsiyetli dil de dahil– rolüne odaklansa da, Keller 1985'te öne sürdüğü genel görüşün hâlâ arkasında olduğunu çeşitli platformlarda dile getirmiştir.(4) "Dişi bilim" gibi bir kavramın yanlışlığına dikkat çeker, bunu "terimlerde çelişki" olarak görür ve hem anti-feministler hem de feministler arasında ateşli muarızları bulunan akıl ve karşılıklı saygı gibi klasik akademik değerleri savunur.(5) Ayrıca bilimsel "hakikat/doğruluk" kavramı yerine radikal bir biçimde "inşacı" bir bilgi anlayışını tercih eden postmodernist çağrının tırmanışta olduğu bir çağda, bilgimizin nesnelerinin bizim onlar hakkındaki inşa faaliyetlerimize direnecek kapasiteye sahip olduğu görüşünden vazgeçmez. Keller Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler'de olduğu gibi son çalışmasında da, epistemolojik açıdan yüzeysel kalan çağdaşlarını, "doğa"nın en nihayetinde "inatçı" olduğunu söyleyerek uyarmaktadır.(6)

Keller'ın kitabı etrafında süregelen tartışmalar, bize toplumsal cinsiyet kavramının akademik bilimsel araştırmalar üzerindeki ilgi çekici ve zenginleştirici etkilerini hatırlatabilir. Düşünceler'in yayımlanışı ve sonrasındaki eleştirel tartışmalar, bu kavramın genellikle "bilim çalışmaları" ya da "bilim, teknoloji ve toplum" (STS) çalışmaları diye adlandırılan alana girişinin en gözle görülür devrelerinden birini yaratmıştır. Bu akademik projeler yığınının tarihçiler, filozoflar ve toplum bilimciler arasında kurumsallaşması büyük oranda 1970'lerde gerçekleşti. Bunun en iyi ifadeleri lisans programları, dergiler, profesyonel örgütler ve disiplin içi uzmanlık gruplarının yaratılmasıydı. Fakat içinden "bilim çalışmaları"nı çıkaran düşünsel sermaye büyük oranda daha öncenin ürünüydü – zamanla 1962-65 döneminin, bilim hakkındaki düşüncelerin tarihinde çok önemli uğrak olduğu ortaya çıkacaktı. O dönemde toplumsal cinsiyete dikkat edilmemesi bu "bilim çalışmaları rönesansı"nın büyüklüğünü fark ettiğimizde çok daha çarpıcı hale gelmektedir.

1962 ile 1965 yılları arasında bu alanda bir dizi önemli kitap yayımlandı: Derek Price'ın Little Science, Big Science (Küçük Bilim, Büyük Bilim), Fritz Machlup'un Production and Distribution of Knowledge in the United States (ABD'de Bilginin Üretimi ve Dağıtımı), Warren Hagestrom'un Scientific Community (Bilim Topluluğu), Don K. Price'ın Scientific Estate (Bilim Zümresi), Thomas S. Kuhn'un Bilimsel Devrimlerin Yapısı, William Kornhauser'ın Scientists in Industry (Sanayide Bilimciler), Karl Hill'in Management of Scientists (Bilimcilerin Yönetimi) başlıklı kitapları, Joseph Agassi' nin History & Theory'de yayımlanan kitap büyüklüğündeki "Toward a New Historiography of Science" (Yeni Bir Bilim Tarihçiliğine Doğru) adlı denemesi ve Joseph Ben-David, Robert K. Metron ve Michael Polanyi imzalı bir dizi önemli makale.(7)

Önceki yirmi-otuz yıldaki akademik yayımlar 1962-65 dönemine ait eserlerde bu denli başarıyla geliştirilen düşüncelerin tohumlarını içinde barındırsa da, bilimin nasıl işlediğine ve modern toplumlarda hangi işlevleri icra ettiğine dair bu kadar yaygın ve karmaşık bir toplumsal matris ikna edici bir şekilde ilk kez geliştiriliyordu. Bir bilim sosyolojisi oluşturma yolunda 1940'lar ve 1950' lerde atılan ağır aksak adımlar, bu yeni çalışmaların yol açacağı sonuçların gölgesinde kalacaktı. Filozofların geleneksel, çoğunlukla bağlamdan-kopuk bilimsel gerekçelendirme analizinin savunma konumuna geçmesi yeni bir gelişmeydi; miras alınan bilim tarihçiliği de, araştırma programlarının başlatıldığı ve sürdürüldüğü kültürel, ekonomik ve toplumsal-yapısal ortamı dikkate almamasından ötürü sürekli eleştiriliyordu. Kuhn'un Bilimsel Devrimlerin Yapısı eseri bu üç yıllık yaratıcı patlama döneminin açık ara en etkili olmuş başarısıydı. Fakat Kuhn, bilimi daha eksiksiz bir şekilde çağdaş insan bilimleri ve toplum bilimleri öğreniminin kapsamı içerisine sokan, son derece büyük bir çeşitlilik gösteren, geniş tabanlı bir akademik hareketin bayrağını taşıyordu. Böylelikle uzunca bir dönem "müstakil bir şey" olarak kalan ve pek çokları tarafından doğanın katiyen değişmez düzenine erişebilmeyi sağlayan sorunsuz bir araç olarak görülen bilim, artık uygarlığın tarihsel açıdan olumsal bir yüzü olarak eşi görülmedik bir yoğunlukla inceleniyordu.

"Bilim çalışmalarında rönesans"ı yaratanlar erkeklerdi. Aynı şekilde, birkaç istisna dışında, inceledikleri bilimciler de erkekti. "Bir erkeğin Düşünceler'e çok benzer bir eser yazamaması için ne mantıksal ne de biyolojik açıdan hiçbir neden yoktu," diyordu Ian Hacking, "ama hiçbiri bunu yapmadı."(8) 1962-65 döneminde bilim çalışmalarında eksik olan bir boyut vardı: toplumsal cinsiyet. Bu eksiklik birkaç yıl daha devam etti, ta ki 1970'lerde ve 1980'lerde Keller ve çağdaşı feministler arz-ı endam edene kadar. Ama onlar bu boyutu ekledikten sonra, toplumsal cinsiyet meselesi akademik çalışmalarda eskiden görmezden gelinen kadın bilimcilerin keşif ve takdir edilmeye başlamasının çok ötesinde, (hatta bilimde ve bilim çevresinde kadına karşı ayrımcılığın tesbiti zor özelliklerinin tanınmasının da ötesinde) bir canlanmaya yol açtı. Toplumsal cinsiyetin ana akademik bilimsel incelemeler alanına girmesi, birbiriyle kesişen disiplinlerdeki erkek ve kadın bilimcilerin bilimin insani karakterini daha önce olmadığı kadar derinlemesine tartışabilmelerini sağladı.

Bu tartışma noktalanmış değil. Taraflar toplumsal cinsiyetle bilim arasında ne gibi bir ilişki olduğu konusunda anlaşamıyorlar. Bu sorun tartışılmaya devam edildiği müddetçe, Evelyn Fox Keller'ın Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler'i yâd edilecektir.

Notlar

(1)Sinclair Lewis, Arrowsmith (1925), s. 119, 324.Yukarı
(2)Eleştirmenler Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler'i coşkuyla karşılamıştı. Keller'ın kışkırtmalarının ne denli yeni, bulunduğu uyarıların ne denli bilgece bulunduğuna ilişkin bir örnek için, Ian Hacking'in "Liberating the Laboratory" başlıklı makalesine bakılabilir, New Republic (Temmuz 15&22, 1985), s. 47-50. Şunu da belirtmek gerekiyor: Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler'in, daha geniş bir kitleyi bilimde toplumsal cinsiyetin rolünü araştırmanın önemi ve hayatiyetine ikna etmesinin ardından, 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başlarında eserleri daha yaygın bir ilgiye mazhar olan bilimcilerin oluşturduğu büyük grupta yer alıyordu Keller. Bu ilk dönem çalışmaların birçoğu daha geniş bir başlık olan "toplumsal cinsiyet ve bilim"den ziyade "bilimde kadınlar" başlığı altında örgütlenmişti. Bu geniş araştırmacılar topluluğunun tarihsel ve felsefi çalışmaları hakkında, bkz. Londa Schiebinger, "The History and Philosophy of Women in Science: A Review Essay", Signs 12 (1987), yeniden basımı, haz. Sandra Harding ve Jean F. O'Barr, Sex and Scientific Inquiry (Cinsiyet ve Bilimsel Araştırma, 1987), s. 7-34.Yukarı
(3)Keller bu deneyimini bir mülakatında anlatır; bkz. Beth Horning, "The Controversial Career of Evelyn Fox Keller", Technology Review (Ocak 1993), s. 58-68. Horning'in makalesi Keller'ın yaşamına dair okumaya değer, bilgilendirici bir yazıdır.Yukarı
(4)Bkz. Evelyn Fox Keller, Secrets of Life, Secrets of Death: Essays on Language, Gender and Science (1992).Yukarı
(5)Örneğin bkz. Evelyn Fox Keller, "The Real Crisis of the Academy", Chronicle of Higher Education için yazıldı ama yayımlanmadı.Yukarı
(6)Örneğin bkz. Secrets of Life, s. 3-6.Yukarı
(7)Bu eserlerin hangi bağlam içerisinde yayımlandıkları ve savaş sonrası dönemde bilimin siyasal özerklik talepleri üzerine dönen tartışmalarda oynadıkları rollere ilişkin bir analiz için, bkz. David A. Hollinger, "Free Enterprise and Free Inquiry: The Emergence of Laissez-Faire Communitarianism in the Ideology of Science in the United States", New Literary History 21 (1990), s. 897-919.Yukarı
(8)Hacking, "Liberating the Laboratory", s. 50.Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova