ISBN13 978-975-342-615-2
13x19,5 cm, 376 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Orhan Tüleylioğlu, “Gelenekten kopuşun tarihi”, Mayıs 2007

İngiltere doğumlu ünlü edebiyat eleştirmeni ve tarihçi Ian Watt, Romanın Yükselişi’ni yazmaya 1938 yılında başladı. Fakat, araya İkinci Dünya Savaşı’nın girmesiyle çalışmasını yarıda bıraktı. Savaşın ardından, çalışmasına kaldığı yerden devam eden Watt, bu yapıtını ancak 1956 yılında yayıma kabul ettirmeyi başardı. On sekizinci yüzyıl İngilteresi’nde okur kitlesindeki artışla romanın ortaya çıkışı arasındaki ilişkiyi, dönemin önde gelen üç romancısı, Defoe, Richardson ve Fielding’in kitapları bağlamında ele alan Romanın Yükselişi, yirminci yüzyılda edebiyat tarihi ve eleştirisi alanının en etkili yapıtlardan biri oldu.

Roman türünün ayırt edici edebi nitelikleri ile içinde doğup serpildiği toplumun ayırıcı nitelikleri arasındaki kalıcı bağları sistematik bir şekilde irdeleyen Watt, ilk üç romancının aynı kuşağa mensup olmalarının salt bir tesadüf olamayacağını ve dönemin koşulları elverişli olmasaydı dehalarının bu yeni biçimi yaratamayacağını belirtiyor; edebi ve toplumsal ortamdaki bu elverişli koşulların neler olduğunu, Defoe, Richardson ve Fielding’in bunlardan hangi yollarla nasiplendiklerini keşfetmeye çalışıyor.

Ian Watt romanın yerleşik bir tür olma seviyesine yükselişini, genel olarak dört ayrı toplumsal ihtiyacın yükselişiyle açıklıyor. Söz konusu toplumsal değişikliklerden birincisi, edebiyatta gerçeklik duygusudur. Özgünlük yanlısı eğilimin ilk güçlü ifadesini İngiltere’de ve on sekizinci yüzyılda bulmuş olmasına dikkat çeken yazar, “özgün” sözcüğünün “gerçeklik”in anlamındaki değişikliğe koşut bir anlamsal tersyüz olmayla modern anlamına bu dönemde kavuştuğunu, Rönesans’tan itibaren gerçekliğin nihai belirleyeni olarak kolektif geleneğin yerine bireysel yaşantıyı koyma eğiliminin gittikçe güç kazandığını, bu geçişin, romanın ortaya çıktığı genel kültürel arka planın en önemli bir parçasını oluşturduğunu söylüyor ve şunları ekliyor: “Roman sırf hayatı güçlüklere dolu tarafından gördüğü için gerçekçi olsaydı, o zaman yalnızca ters çevrilmiş romans adını vermek yeterli olurdu. Halbuki roman yalnızca belirli bir edebi perspektife uygun olanları değil, insan yaşantısının tüm çeşitliklerini resmetmeye çalışır: Romanın gerçekçiliği sunduğu yaşam tarzında değil, o yaşamı sunuş tarzında yatar.”

Watt’a göre, gerçekliğe bağlı ikinci yükselen değer de “bireycilik”tir ve Defoe, bireyciliğin çeşitli yönlerini kendisinden önceki yazarların hepsinden daha eksiksiz bir biçimde dile getirmiş, onun yapıtları bireyciliğin çeşitli biçimleri ile romanın yükselişi arasındaki bağlantıyı eşsiz bir şekilde ortaya koymuştur. Watt’ın yükseliştekiler listesindeki üçüncü madde “fayda”dır. Watt, bunu gelişen para ilişkileriyle açıklarken, Defoe’nun edebiyata insanı hayrete düşürecek kadar maddiyatçı bir bakışla yaklaştığına da değiniyor. Dördüncü yükselen değer ise Richardson’ın romancılığını karakterize ediyor: değişen okur kitlesi içerisinde kadın okurların sayısındaki artış ve genel olarak kadın okurların niteliğindeki ilerleme.

Bugün kullandığımız “roman” teriminin ancak on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru tam olarak yerleştiği görüşünde olan Watt, İngiliz romanının ve dolayısıyla roman biçiminin ortaya çıkışında aslan payını Defoe’ya ve Richardson’a veriyor. Ona göre, Defoe ve Richardson İngiliz edebiyatında olay örgülerini mitolojiden, tarihten, efsaneden ya da geçmiş edebiyattan almayan ilk büyük yazarlardır. Defoe’nun romanlarının ilkel seviyedeki kusurlarının romanın yükselişiyle bağlarını kuran Watt, Richardson’ın roman geleneği içerisindeki önemini Defoe’nun çözümsüz bıraktığı birtakım önemli biçimsel sorunları ele almakta gösterdiği başarıdan kaynaklandığını belirtiyor. Watt’a göre Fielding, diğer iki yazar kadar merkezi bir konuma sahip değildir. Ancak, Fielding’in roman türünü toplumsal ve hatta toplumcul bir çizgiye çekmiştir. Watt, kitabın son bölümde bu işe erken girişen ve görece geç girişen Fransa açısından farklı edebi yansımaların olduğunu söylüyor; Defoe, Richardson ve Fielding’in ile Balzac ve Stendhal arasındaki farklılıkları bir de bu temelde açıklamaya çalışıyor.

Romanın Yükselişi eskinin kendi kendine yeterli toplumundan modern topluma dönüşme sürecinde romanı, içerikle biçim arasındaki diyalektik ilişkiyi, tarihsel süreçteki değişkenlerin kendi biçimini buluşunu birçok yönden ele alan benzersiz bir klasik.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova