ISBN13 978-975-342-677-0
13x19,5 cm, 536 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Çocukluk bölümünden, s. 101-104.

Thomas Harris Kızıl Ejder'de (1981) yirminci yüzyıl edebiyatı ve sinemasının en şöhretli seri katili haline gelen bir karakter yaratmıştır – Hannibal Lecter. Romanın başında, Hannibal aralarında yamyamlığın da olduğu birkaç vahşi cinayetten dolayı hapistedir. Harris'in sonraki romanı Kuzuların Sessizliği'nde (1988) Hannibal ortadan kaybolur ve iki polis memurunu yoldan çıkmış bir canavara yakışır şekilde öldürür. Harris, bu iki romanın sonunda, soruşturmanın ana hedefi olan seri katilleri cinayete iten güdüleri açıklarken, Hannibal konusunda sessiz kalır. Harris, ünlü katildeki öldürme güdüsünün korkunç bir çocuklukta temellendiğini ancak Hannibal'da (1999) belirtir.

Kuzuların Sessizliği'nin eleştirmenleri, Hannibal'daki güdünün eşcinsel, dinsel ya da psikopatça olduğuna dair fikir yürütmüştür – bu eleştirmenlerden biri, "işte Jeffrey Dahmer gibi bir cinsel sapık daha" demiştir.(1) Delacorte Yayınları, Hannibal'ın bu cinayetleri işleme nedenine dair en ufak bir fikre sahip olmaksızın Harris'e Hannibal için milyonlarca dolar ön ödeme yapmıştı. Hannibal'ın cazibesi, Anthony Hopkins'in Kuzuların Sessizliği uyarlamasındaki ilgi çekici performansıyla da perçinlenmişti. Ne var ki, Hopkins'in, Hannibal'ın cinayet işlemesinin altında yatan nedene yahut Harris'in bu nedenin ne olacağı hakkındaki düşüncesine dair en ufak fikri yoktu. Okurlar ve izleyiciler, on sekiz yıl boyunca, gaddarca cinayetler işleme nedeni sır olarak kalan bir karakter tarafından ayartılmıştır. Hannibal'daki patolojinin travmatik çocukluğa dayanan kökenlerini açıklamayı bu bölümün daha sonraki bir kısmına kadar erteleyeceğim, zira söz konusu kökenlerin birey psikanalizlerinde açığa çıkarılışındaki gecikmeyi ve cinayet romanlarında ilgiyi canlı tutmak için bu kökenlerin açıklanışını hikâyenin sonuna bırakmaya dayalı anlatı tekniğini uygulamak istiyorum.(2)

Bu bölümün dönüm noktasını, Freud'un yetişkin zihninin çocukluk döneminde belirlendiği yönündeki fikri oluşturmaktadır, zira bu çalışmaya konu olan yıllar boyunca, çocukluk dönemi nedenselliğine ilişkin düşünüşe herkesten çok damgasını vuran isim Freud' dur. Psikanaliz çocuk bakımı, tuvalet eğitimi, mastürbasyon, teşhircilik, röntgencilik, sadizm ve aile psikodinamiği hakkındaki yaygın fikirlerde devrim yapmış; çocukluğun sosyal bilimleri, edebiyat eleştirisi ve sanat tarihindeki önemini fazlasıyla artırmış; biyografiyi geliştirmiş; çocuk ve yetişkin psikiyatrisini dönüşüme uğratmıştır. En bilinen psikiyatr olarak Freud'un teorileri popüler anlayışa sindiğinden, modern cinayet romanlarına damgasını vuran psikiyatr da yine Freud'dur. Ama daha da önemlisi, seri katilleri konu alan romancıların, kitaplarına malzeme temin etmek için Freud'a bilhassa gereksinim duymasıdır, çünkü kişiyi kimi zaman ana katilliği, işkence, parçalama, ölü sevicilik ve yamyamlığa varan vahşi cinayetlere sevk eden saplantı ve muazzam enerjiye en makul açıklamayı ancak –seneler boyu ruhsal yaşantının en derin katmanlarında filizlenen cinsel bir çocukluk travması gibi– yerleşik bir neden getirebilmektedir.(3)

Viktorya Döneminde Çocukluk Nedenselliği

Çocukluğun nedensel rolü, Freud'un etkisiyle iki yorumsal doğrultuda dönüşüme uğramıştır: edilgenlikten etkenliğe ve cinsel saflıktan cinsel güdüye. Freud'un yeni bir çığır açtığı, çocukluğa ilişkin Viktorya dönemi bakışına dair incelememde dört ana kaynağa başvurdum: Hıristiyanlık, Romantizm, Darvincilik ve roman alanındaki kaynaklara model olarak Charles Dickens romanları.

Hıristiyanlık çocuğa ilk günahın edilgen bir alıcısı olarak bakar; İsa'nın çarmıha gerilişi ile bütün insanlığın bağışlandığı bu günah bebeklerde vaftiz yoluyla yıkanır ve katı dini ve ahlaki disiplinle yaşam boyu savuşturulmaya çalışılır. Yetişkinliğe geçiş süreci bu disiplinle şekillenir. İlk günahın pasif aktarımı fikri çocukları, ahlaklı Hıristiyan yetişkinler olma yolunda aktif biçimde çabalamaya mahkûm eder. Böylesi tayin edici bir olaya ilişkin kaygı, çocukluğun sonraki nedensel rolünün tek bir noktaya odaklanmasına yol açar; bu biricik olayı çıkış noktası olarak alır ve hayat boyu, tek ve eşsiz olan Tanrı'nın ahlaki buyruklarına itaati telkin etme doğrultusunda işler.

Romantikler çocuğun masumiyeti ve edilgenliği üstünde durmuştur. Rousseau, çocuğu, masum doğmasına karşın, ergenlik döneminde eğitimini engelleme tehdidi arz eden cinsel arzudan kaynaklı olarak suça yatkın görür. Rousseau'nun eğitim konulu yapıtı Emile'de (1762), ideal çocuk Emile'in doğadan öğrendiği ve kendi kendine yeter hale geldiği iddia edilir. Ne ki, aslında Emile, çocukluğundan ergenliğine kadar özel bir eğitmen tarafından kendisine verilen ahlaki ve düşünsel talimatların pasif bir alıcısı olmaktan öteye geçmez. Çocuğun masumiyeti teması, çocukları, tecrübeyle lekelenip karmaşıklaşmamış meleksi ruhlarını yansıtan yüzleriyle adeta minyatür yetişkinler olarak resmeden Romantik sanatta daha da ön plana çıkar. Romantik şair William Wordsworth, çocuğun dünyasına hâkim olan doğanın yardımseverliğini ve ilahi bir yaratıcı tarafından kutsanan insanın doğuştan iyiliğini savunur: "Geliyoruz görkem bulutlarının peşine takılıp/ Yuvamız olan Tanrı'dan:/ Çocukluğumuzda cennet kuşatıyor çevremizi alabildiğine!"(4) Wordsworth The Prelude (Prelüd) adlı yapıtında, "o saf çocukluğumuzu" bilişsel bir kavrayışlılık devri olarak değerlendirir. "Çocuk, insanın babasıdır," der şair, her ne kadar bu tersine çevrilmiş ebeveynlik ancak erişkinler çocukluk deneyimini hatırlayıp yeniden tanımladıktan sonra gerçekleşiyor olsa da.(5) Romantiklere göre dışsal duyumla şekillenen çocukluk edilgendir ve cinsel arzudan yoksunluğu bakımından da masumdur.

Darwin, çocuğu evrimsel tarihöncesinin edilgen bir alıcısı olarak kavramaktadır. Tarihöncesinin rolü, büyümekte olan çocukta daha aşağı türlere ait zihinsel ve fiziksel özelliklerin aşamalı olarak belirmesiyle açığa çıkar. Darwin İnsanın Türeyişi'nde (1871), böyle bir yinelemenin zihne nasıl uyarlandığı hususunda teori geliştirir: "Her çocukta bu becerilerin gelişimine günbegün tanık oluruz; evrim skalasının daha alt basamağındaki bir hayvanınkinden bile gerideki bir geri zekâlının aklından, bir Newton'unkine giden mükemmel evrimin izini sürmemiz mümkün."(6) İlk önemli Alman çocuk psikoloğu Wilhelm Preyer, çocuğunu doğduktan sonraki ilk üç yıl boyunca her gün gözlemleyerek, söz edilen evrimsel gelişimi izlemiş ve bu analizini 1881 yılında yayımlamıştır.(7) İngiliz psikolog George Romanes Mental Evolution in Man (İnsanda Zihinsel Evrim, 1888) adlı eserinde çocukluk dönemindeki zihinsel yinelemeyi incelemiştir. Romanes'in incelemesinde bu yineleme, ilk on beş ay boyunca insanda kaydedilen haftalık zihinsel gelişimin, tek hücreli hayvandan daha üst basamaktaki maymuna kadarki yetişkin organizmaların zihniyle mukayesesini gösteren bir grafikle açıklanmaktadır. 1900 yılında İngiliz psikolog Alexander Chamberlain, acı çeken bir Kafkas çocuğunun yüz ifadesinin "bir maymun ya da zencininkine benzediği, diğer yandan, birkaç konuşma jestine sahip üç yaşında bir çocuk söz konusu olduğunda, karşımıza ilkel bir insanın resmi çıktığı" iddiasıyla grotesk bir ırkçı eğilim barındıran bir evrim tasarısına başvurmuştur.(8)

On dokuzuncu yüzyıl sonu çocuk psikolojisi genel olarak evrim teorisini doğrulama işini üstlenmiştir. Fakat, çocuk zihninin yetişkin zihnine evrilmesine yol açtığı varsayılan şeyi ortaya çıkaran ve ona yön veren uzun evrim süreçleriyle birlikte, çocuk psikolojisi hayvanlar, "vahşiler" ve çocuklar arasında yapılan fazlasıyla spekülatif mukayeselere sürüklenmiş ve belli çocukların özgül deneyimlerinin erişkinlikteki zihinsel yaşamlarını nasıl belirlediğinin incelenmesi üzerinde pek az durmuştur. Gerçek çocukluk deneyiminin eşsizliği, Darwin teorisinin muazzam etkisiyle, türlerin tarihöncesinin basmakalıp bir yinelemesi içinde eriyip gitmeye yüz tutmuştur. Darvinci çocuk psikolojisi, çocukluktan yola çıkıp belli yetişkin özelliklerinin aktif olarak belirlenmesine yönelmek yerine, geriye giderek türlerin tarihöncesine odaklanmış ve bu evrimsel yükü alması bakımından çocuğu pasif saymıştır.

Çocukluk konulu romanın öncüsü Dickens, çocuğu müthiş bir mücadele veren ama başarılı olmak için başkalarının iyiliğine muhtaç olan, toplumsal ihmal ve kişisel istismarın çaresiz kurbanı olarak görmüştür. Oliver Twist (1839) bir çocuğun hayatını konu alan ilk İngilizce romandır ve çocuk istismarına ilişkin betimlemeler için model haline gelmiştir. Oliver, onu doğurduktan kısa süre sonra ölen annesi tarafından ihmal edilmiş, ilk yıllarını geçirdiği ıslahevinde açlık çekmiş ve ona yas kıyafetleri giydirip çocuk cenazelerine katılmaya zorlayan bir tabutçunun yanında edindiği ilk işinde istismar edilmiştir. Oliver Londra'ya kaçar ve burada bir çocuk çetesi tarafından zorlandığı hırsızlık olayı esnasında vurulup yüzüstü bırakılır. Ardından, hırsızların reisiyle işbirliği yapan yarı ağabeyi tarafından ele verilir. Oliver bulaştığı bu işlerden müşfik Bay Brownlaw, canayakın Rose ve aziz gibi biri olan Nancy tarafından güç bela kurtarılır. Viktorya dönemi insanına göre Oliver, çocuk istismarının edilgen kurbanına en iyi örnektir.

Çocukların en erken tecrübelerden kaynaklanıp travma ve saplantılarla çapraşıklaşan güçlü ruhsal arzular tarafından yönetildiğini savunan Freud sonrası fikirlerle karşılaştırıldığında, çocukluk nedenselliği, Viktorya dönemi düşünürleri için daha edilgen ve cinsel bakımdan saftır. Daha edilgendir; zira çocuk, Hıristiyan bakışında ilk günahın damgasıyla doğar, Romantiklere göre dışsal duyumlarla şekillenir, Darvinci bakışa göre evrimsel tarihöncesinin bir taşıyıcısıdır, Dickens romanlarında ise her zaman ötekilerin insafındadır. Freud çocuğun aseksüelliğine yönelik hâkim inancın yanı sıra, bunun beraberinde gelen ahlaki-dinsel modele de karşı çıkar, bunun yerine kişilik gelişiminin normal ve evrensel temeli addettiği çocuk cinselliği için tıbbi-psikanalitik bir model önerir.
(...)

Notlar


(1) Diana Fuss, "Monsters of Perversion: Jeffrey Dahmer and The Silence of the Lambs", Media Spectacles, haz. Majorie Garber, Jann Matlock ve Rebecca L. Walkowitz (New York, 1993), 195. Yukarı
(2) Thomas Harris'e yazıp ve Hannibal'ın davranışlarını açıklayan çocukluk travmasına ne zaman karar verdiğini, özellikle de buna 1970'lerde Kızıl Ejder'i yazarken mi karar verdiğini (yani 1999'da Hannibal'ın yayımlanmasına kadar bunu okurdan bilerek mi gizlediğini) yoksa yazdıktan bir süre sonra mı karar verdiğini sordum. Bana verdiği cevap muammalıydı: "Size bir cevap veremem çünkü kendim de bilmiyorum." Yazarla kurduğum irtibatın tarihi 26 Nisan 2000'di. Harris, Kızıl Ejder'in 2000 tarihli yeni basımına eklediği "Forward to a Fatal Interview" başlıklı merak uyandırıcı röportajda şöyle demektedir: "Yazmaya görebildiklerinizle başlarsınız, sonrasında yazdıklarınıza aklınıza önceden ve sonradan gelenleri eklersiniz" (ix). Ardından Harris büyük ihtimalle okura yönelttiği son bir yorum eklemektedir: "Hannibal'da geçen olayları kaydetmeye başladığımda, ne tuhaftır ki, doktor kendine ait bir cana büründü. Benim gibi siz de onu tuhaf biçimde çekici bulmuş gibisiniz" (xiii). Yukarı
(3) "Kompülsif şiddetin nedeninin önünde sonunda çocukluk travmasına dayandığı yönündeki iddia, kriminolojik ve popüler izahatta standart haline gelmiştir. ... Bu türden açıklamalar seri cinayeti konu alan edebi eserlerde de adeta kendiliğinden bir hal almıştır." Mark Seltzer, Serial Killers: Death and Life in America's Wound Culture (New York, 1998), 256. Yukarı
(4) Wordsworth, "Intimations of Immortality from Recollections of Early Childhood". Yukarı
(5) Wordsworth, "Our Simple Childhood", The Prelude, 5.508. Yukarı
(6) Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in Relation to Sex (1971; yeniden basım, New York, 1897), 127; Türkçesi: İnsanın Türeyişi ve Evrim Üstüne, çev. Orhan Tuncay, İstanbul: Gün, 2001. Yukarı
(7) Preyer şöyle der: "Yeni doğanın zihninde ... doğumdan önce halihazırda ... çok önce göçüp gitmiş nesillerin sayısız duyumsal izleri kayıtlıdır." The Mind of the Child (1881; yeniden basım, New York, 1892), xiv. Preyer, başkalarına da çocukları gözlemleme ve onlardaki evrimsel gelişimi kaydetme esini vermiştir: Bernard Perez, L'enfant de trois a sept ans (Paris, 1886); Adolf Matthias, Wie erziehen wir unsern Sohn Benjamin? (Münih, 1904). Yukarı
(8) Alexander Chamberlain, The Child: A Study in the Evolution of Man (Londra, 1900), 70. Yukarı

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X