ISBN13 978-975-342-689-3
13x19,5 cm, 184 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Semih Gümüş, “Bizi Shakespeare icat etmiştir”, Radikal Kitap Eki, 12 Aralık 2008

Yaratma endişesinin çokyönlülüğü yazarı önceden bilinen kısıtlar içinde bırakırken beklenmedik sancıları neden sonra gösterir. Bilinebilir endişelerin içeriden gelenleri yanında, dışarıdan alınan etkilerden üstümüze düşenleri de var, ama sözgelimi içinde bulunduğumuz ânın yol açtığı etkenlerin yanında, geçmişin yazarları da bizi kendiliğinden köşeye sıkıştırır ve yaratım sürecine beklenmedik etkilerde bulunur.

Yazarın özgürlüğü yazdıklarını yayımlama kararından başlayarak sınırlanmaya başlar; yazarın kimliğine, yaratıcılık düzeyine bağlı olarak bir yerde durur bu sınır elbette; sınırsızlıksa, yazarın yüzde yüz kendisi için yazdığı, demek ki neredeyse ütopik bir durumun konusudur. Sonra içinde bulunduğu kültürün etkilerini alır; orada sözgelimi üne ya da çok satmaya göz kırpmak, ödenen bedeli çoğaltıverir. Postmodernizmin goygoyculuğu tam burada olumsuz bir rol oynar: sizi yararlı olmaya, kendinizi herkesin yaratabileceği bir metnin yaratıcısı olarak görmeye, dolayısıyla ortalamayı yüceltmeye zorlar.

Bütün bunlar bir ya da birçok gerçeklik alanının yol açtığı somut etkilere gönderir bizi ki, bir de ancak soyutlanabilir etkiler var. Harold Bloom, Etkilenme Endişesi adını verdiği özgün (çünkü biz benzerini okumadık) çalışmasında, şairin kendinden önceki ustalarla arasındaki etki alma ve etkileme biçimlerine kapsamlı bir çözümlemeyle eğiliyor. Bloom, romantik şairler ekseninde 1967’de tamamladığı çözümlemeye 1997’de yazdığı önsözle Shakespeare odaklı parlak bir tartışmanın da yolunu açıyor. Shakespeare, hakkındaki söylencelerin belki hiçbirine kesinlik kazandıramayacağımız, kimileri için edebiyatın en büyük şairi; kendisi için etkilenmeden çok, esinlenmeden söz ediyor. Arada hayranlıkla ettiği sözlerle Shakespeare için öylesine yüceltici bir tanım yapıyor ki Bloom (ya da sözgelimi sözlerini aktardığı Emerson), onları ayrıca not etmek gerekir. Sonunda, “Bizi Shakespeare icat etmiştir...” sözüne vararak...

Etkilenme ve anlaşılma

Shakespeare konusunu açınca, Harold Bloom yazarı kuşatan dışsal etkilere ilişkin ciddi çekinceleri art arda sıralamaya başlıyor. Nitelikli edebiyatı yoksayan günümüz kültürü, yaratıcılığı ortalamaya indirgeyerek sözde çoğullaştıran postmodernizm aymazlığı ya da yazara yükümlülük getiren siyaset yükümleyicileri yazarı, dolayısıyla eleştiriyi, yorumlamayı değersizleştirirken gerçekten değerli yazarları umursamayıp popüler dolaşımın nesnesi olan yazarları öne çıkarıyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar modernist romanın ilk büyük başyapıtlarını vermişken anlaşılamamış ya da gözden kaçırılmıştır. Elbette yeni Türk edebiyatının modernitesine giden yolun taşlarını koyan öteki yazarlar da edebiyatımızı gerçek bir edebiyata dönüştürenler arasındaydı; Reşat Nuri Güntekin sözgelimi: hakkındaki en nitelikli inceleme kitabını yazan Fethi Naci de onun yalnızca bir “halk yazarı” olarak görülmesinin yanlışlığını belirtip romanlarındaki nice güzelliği göstermeye çalışmıştı. Gelgelelim, “eleştirel gerçekçiliğin öncüsü” Reşat Nuri Güntekin ya da onu düşünsel bakımdan ileri götüren Sabahattin Ali edebiyatımızı güçlendirirken, Tanpınar taçlandırıyordu.

Reşat Nuri Güntekin kendinden sonra gelen yazarları özellikle sağlam bir duvar gibi önüne almıştı, ama onun sonra gelenler üstünde belirgin bir etkisi olduğundan söz edilebilir mi? Sabahattin Ali özellikle öykücülüğümüzün bir dönemini etkilemiş, giderek bir dönemi en çok etkileyen yazarlar arasında ilk akla gelenlerden olmuştu ve bu ilişkinin açık biçimlerini özellikle 1970’lerden sonra yaygın bir yazarlık tutumu olarak yaşadık. Kendini Sabahattin Ali ile özdeşleştiren yazarların çokluğu yanında, Tanpınar’ın daha yirmi yıl sürecek yalnızlığını neden sonra sahiplenecek kimi yenilikçi yazarlar, ondan etkilendiklerini de açıkça yazacaklardı.

Bir yazar, “Benim için yirminci yüzyılın en büyük yerli yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Büyükten çok da, benim için önemlidir,” diyorsa... Orhan Pamuk’un romanları okunduğu sırada Huzur, Sahnenin Dışındakiler de okunursa, sonrakinin selefinden etkilenme biçiminin ayırt edilebilecek belirginlikte olduğu görülebilir.

Burada kanonu oluşturan yazarlardan etkilenen yazarların da kanon içinde sayılabileceklerini belirtebiliriz. Oysa Tanpınar kanonun dış çeperlerindedir ve onun orada bulunmasının nedeni başlangıçtaki değil, bugünkü değeridir ve öyle anlaşılıyor ki, Orhan Pamuk da onun bu yalnızlığına kanatlarını açarak havalanmayı baştan göze almıştır. Bugün eleştirinin Orhan Pamuk’un selefi Tanpınar’dan aldığı etkileri çözümleme niyeti, onun gerçekten eleştiri olup olmamasıyla ilgilidir.

Shakespeare, Milton ve Wordsworth okumalarını yapmasaydı, Keats’ın da Keats olarak var olamayacağı; ya da Tennyson’ın Keats okuması olmasaydı, Tennyson’un da olamayacağı biçiminde, kesin bir yargıya varır Bloom. Edebiyat tarihi içinden süzülüp gelen bütün has edebiyatçılar için de geçerli midir bu yargı, bunu tartışmalı değil miyiz? Harold Bloom’un söylediğini, başından beri değişik biçimlerde söylüyorum: “eleştiri ya edebiyatın parçasıdır ya da bir hiçtir... Metaforik bir esere karşı takınılacak her türlü duruş metaforik olacaktır.” Yoksa siz Tanpınar ile Orhan Pamuk arasındaki ilişkiyi çözümlerken onların yanında değil, aşağıda durmayı seçmek zorunda kalırsınız. Dolayısıyla Tanpınar olmasaydı Orhan Pamuk şimdiki Orhan Pamuk gibi mi olurdu, sorusu, eleştirinin ilgi alanı içindeki asıl soru olmalıdır.

Kendi gibi olmak

Yoksa sözgelimi Nurullah Ataç ya da Fethi Naci gibi olmayı iyi eleştirmenliğin ölçütü saymaya kalkışanların, yerinde sayması olanaksız eleştirel düşüncenin yanında bir karikatür olarak kalmaya koşulladıkları edebiyat, ne yaparsanız yapın sizi anlayamayacaktır ki, bu da elbette iyidir. Bırakalım ustalara biat etmeyi ya da her genç yazarın önüne geçmiş’i çıkarmayı da, onları eleştirerek kendi yolumuzu açmaya çalışalım, onlar gibi olma önerilerine karşı kendimiz gibi olalım. Bu yüzden edebiyatımızın geçmişini bilme zorunu eskimiş, gözde düşmek üzere, tarihselci değil, yazgıcı bir yaklaşım olarak anlamsızlık üretmektedir.

Peki sonunda bütün büyük yaratıcıların geçmişten aldığı etkiler nasıl anlaşılacak? Onları kendi öznelliği içinde değerlendirerek ve bu değerlendirmeyi alabildiğine özgür bırakarak. Çünkü bir yazarı geçmiş bağlamı içine yerleştirmek, ona ister istemez tarihselci, toplumsalcı, kültürel, siyasal bir bağlam içinde bakmaya da zorlar. Oysa burada da çok yönlü bir örnek olarak alınmaya uygun Tanpınar çevresinde, yarattığı romanların yazınsal bakımdan modernist romanımızın kurucularından olduğunu öne çıkaran bir eleştirinin yanında, yalnızca roman dili ve tekniği bakımından değerlendiren başka bir eleştiri de olacaktır, nasıl ki Doğu-Batı sorunsalına verilmiş yazınsal bir karşılık olarak görecekler olduğu gibi. Elbette yenilikçi her yazar kendi zamanını bekler, zamansız çıktığı için de sıcağı sıcağına değerlendirilme mutluluğunu yakalayamaz. Belki bu arada halefleri aracılığıyla sürekli yeniden anlamlandırılarak yaşamayı sürdürür.

Harold Bloom Etkilenme Endişesi’nde, “şiir tarihinin, şiirsel etkilenmede ayrı tutulamayacağı bir önkabul olarak alınmıştır,” diyor, “zira güçlü şairler bu tarihi kendilerine hayali bir uzam açmak için, başka bir şairi yanlış okuyarak yaratırlar.”

Dolayısıyla bu endişenin bireysel ya da toplumsal değil de yazınsal bir endişe olması için, sözgelimi İlhan Berk’in dünya şiirini bilinçli yanlış okumalara uğratan tutumunu ya da küçük İskender’in Ece Ayhan ve Attilâ İlhan okumalarını örnek göstermek gerekir. Yoksa 1980’den sonra sayısız genç yazarın Ece Ayhan ve İsmet Özel okumalarındaki sapmaları edebiyatımızın yanlış okumalardan edindiği kalıcı kazanımlar olarak saymak elbette olanaksızdır.

Güçlü şairlerin güçlü selefleriyle “ölümüne kapışma konusunda gösterdikleri ısrar”, bazen büyük yazınsal sonuçlara yol açabilir. Orhan Pamuk, Murathan Mungan ya da küçük İskender’i yaratan koşullar, geleneksel edebiyatımızdan modernist sıçramalara uzanan edebiyatımızın olanaklarını özgürce açabilme esnekliğiyle beslenmiştir ki, bu kadarı bile etkilenme endişesinin sıradan olmadığını, yüksek bilişsel-yazınsal yetiler gerektirdiğini göstermeye yeter. Sahip çıktığı edebiyatın ruhunu içselleştirmektir bu. Yoksa öykünme ya da metinlerarasında saklambaç oynamak, konumuzun dışındadır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova