ISBN13 978-975-342-689-3
13x19,5 cm, 184 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Hamid Farazande, “Babalar mı, oğullar mı?”, Virgül, Temmuz-Ağustos, 2009

Nihayet Harold Bloom Türkçeye çevrildi. Bunu hayalet Bloom’dan yazar Bloom’a doğru atılan bir adım olarak da değerlendirmek mümkün, hele Etkilenme Endişesi’nin (1973) Türkçeye konuk edilmesi, zincirin diğer üç halkasının da (sırasıyla A Map of Misreading [Oxford UP, 1975], Kabbalah and Criticism [Seabury Press, 1975] ve Poetry and Repression [Yale UP, 1976]) habercisi olabilir belki.

Yazdığı kitapların sayısını büyük ihtimalle kendisi de bilmiyordur; öyle ki bir defasında, “Bu kadar çok kitabı nasıl yazabildiniz?” sorusunu her zamanki ironik tavrıyla şöyle yanıtlamış: “Uykusuzluk ve... çok sayıdaki düşmanıma borçluyum bunu.” (Akt. Imre Salusinszky, Criticism in Society, Routledge, 1987, s. 48-49) Bloom birçok kez kendisini “Hermenötik mafyası”nın bir üyesi olarak tanımlamış, bir o kadar da, hayatta kaldığı ve yazabildiği sürece Etkilenme Endişesi’ni yapıtının merkezinde sayacağını belirtmiştir. Bu kitap Paul de Man’a göre Amerika’da II. Dünya Savaşından sonra yazınsal eleştiriye ilişkin yazılan en önemli eserdir (Blindness and Insight, Routledge, s. 276) De Man’a göre bu kitap, modernizm ve şairlik, yazınsal kuram ve eleştiride yapıbozumu öne çıkarmasından çok, “kültür ile ilgili bir kuram” niteliğindedir.

Etkilenme Endişesi’nde Bloom, yorumcunun yazınsal metinle nasıl karşı karşıya gelmesi gerektiği noktasından başlayarak metin anlamının, yazmanın değil, okumanın işlevlerinden biri olduğunu gösterir. Okuduğumuz şiir, olduğu gibi zihnimizde yer almaz, yeni bir şeye, yeni bir şiire dönüşür. (agy, s. 102) Şiir okurunun zihnidir şiir anlamını üreten. Şiir ve yazınsal metin imgeler, düşünceler, nesneler ve fenomenlere indirgenemez, tam tersine, her metnin yorumu diğer metinlerle bağıntılıdır. Bloom’a göre “Bir şiirin anlamı yalnızca bir şiir olabilir, ama başka bir şiir.” (Etkilenme Endişesi, s. 102) Bu yüzden, görünürde bağımsız olan her şiir eninde sonunda başka bir şiire veya şiirlere bağlanır, çünkü tahayyül, özünde, etkilenme ve karşılaştırma olmaksızın mümkün olmayacaktır. (agy, s. 179) Başkalarının etkisinden bağımsız görünen yazarlar bile (Bloom burada Goethe, Nietzsche, Thomas Mann, Ibsen, Blake gibi yazarlardan söz eder) yapıtlarında derin bir etkilenme endişesi içinde olup, etkilenmiş oldukları kaynak metinleri gizlemeye çalışmışlardır:

Unutulan her selef tahayyülde bir deve dönüşür. (agy, s. 136)

Etkilenme endişesi modern düşüncenin ürünüdür: Her şiir özel bir çekişmenin ürünüdür. Atalar der ki: “Benim gibi ol ama benim gibi değil.” (agy, s. 102-03)

Bloom Poetry and Repression’da şöyle yazar:

Şiirler sözcüklerden yapılmıştır, nesnelerden değil. Sözcükler başka sözcüklere, onlar da başka sözcüklere gönderme yapar, bu iş yazınsal dile gelene kadar devam eder. O zaman her şiirin bir ara-şiir, her okumanın da bir ara-okuma olduğu söylenebilir. (agy, s. 2-3)

Şair dilinin başka şairlerin diliyle, şiir anlamının başka şiirlerin anlamlarıyla, şiir okumanın başka şiir okumalarıyla bağıntısı, daha önceki dilsel edimlerin bugünkü şairi yarattığını gösterir; başka bir deyişle, şairin durumu önceki şiirsel dillerle olan diyalektik ilişkisiyle şekillenir: Hem ondan gelir hem de ondan kaçmak ister.

Bloom başka bir yerde konuya şöyle girer:

Geleneksel anlamları bilmeksizin yazılabilir, eğitilebilir, düşünülebilir, hatta okunabilir mi? Öykünmeden yazılamaz, eğitim verilemez, düşünülemez, okunamaz. Başkasının işine öykünmek, başkasının yazısı, eğitim verişi, düşünüşü, okuyuşuna öykünmek. Benle başkasının işi arasındaki ilişki gelenektir. (A Map of Misreading, s. 32)

Şairin durumu onu geleneğe sevk eder:

Şiirsel metin birtakım göstergelerin bir araya gelmesinden oluşmaz, şiirsel metin can alıcı bir ruhsal mücadeledir, bu mücadelede kendine dayalı güçler, tek zafer şekli olan unutuşa karşı kesin zafer uğruna çabalarlar. (Poetry and Repression, s. 2)

Böylece Bloom’a göre şiir “kendi metni”nden öteye geçen bir şeydir.

Eğer dili bellek olarak nitelendirecek olursak, şairle bellek arasındaki mücadelede hangisinden yanasınız? Bloom’a göre, geçmişiyle ilişkisini kesip ondan öteye geçmeye çalıştığı düşüncesiyle okunan bir şiir yanlış okunmuştur:

Şiir tarihi, Shakespeare’den sonra yanlış okunmuş şiirlerin tarihidir. (agy, s. 71)

Bu şiirlerin gizli konusu, etkilenme endişesi, geleneklerden etkilenme endişesidir, gerçi bu konunun öneminin farkına iyice varmışlardır. (agy, s. 152)

Yapıbozum, şiirin gerçek atalarını bulmaya yönelik bir süreçtir:

Etkilenme Endişesi’nde şunu göstermeye çalıştım: Doğru şiir, okumakta olduğumuz sayfada yazılmamıştır. (Akt. Imre Salusinszky, Criticism in Society, s. 51)

Bloom’un çalışmalarının kökeni nerededir peki? Onun kendi etkilenme endişesi nedir? Bu soruları yanıtlamak kolay değil tabii. O, modern düşüncenin Kabala kökenlerini araştırmıştır. Kuşkusuz kendisi de Kabala etkisi altındadır. Ona göre Kabala’nın kökeni sadece Kitabı Mukaddes, Talmud ve Yahudi Mistisizmi değildir. Esas kökenleri İskenderiye’de biçimlenen neoplatonik felsefe ve gnostik gizemciliktir. Bloom düşüncesinin başka bir kökeni kuşkusuz Shakespeare’e kadar uzanır.

Metinler arası gelgitlerden endişe duymayan Shakespeare, metinlerini açıkça başka yapıtlar üzerinde inşa etmiştir. Bloom’a göre “Shakespeare zihnin kılavuz planını çizen, Freud ruhbilimini kuran kişiydi.” (Poetry and Repression, s. 2) Ona göre her yeni şiir yeniyetmeliğin baba iktidarına karşı koymasıdır. Genç şair gelenekten kopma arzusu içinde kendi ayakları üstünde durmaya çalışır, gene de bir nebze kendi soyunun bilincindeyse babaya bağlı kalır. Hiçbir ilişkisini ortaya koymadıysa bile kan bağını yadsıyamaz. Belki de babanın bedduasını aile damgası olarak gören Dostoyevski haklıydı. Kierkegaard, “çalışmak isteyen birinin kendi babasını doğurduğunu söyler.” (Etkilenme Endişesi, s. 91) Bloom bu öğüdü kulağına küpe ederek etkilenme endişesini bu soy kurma gerekliliğinin bilincine varmak şeklinde yorumlar ve Nietzsche’den şunu alıntılar: “Eğer iyi bir baba yoksa, bir tane yaratmak şarttır.” (agy, s. 91) Her metin, endişenin neden olduğu bu kaçış ve bir soyağacına sahip olma tutkusundan haber verir. Başka deyişle, her şairde başka bir şair bulunur, bulunmalıdır. Her ciddi eleştirmenin karşı karşıya olduğu en önemli soru, şiirin hangi şairden etkilendiği değildir; soru şu olmalıdır: Özgün bir şiir nasıl bir yandan gelenek ve tarihte yer edinmiş, bir yandan da yenilik getirdiği tasası içindedir? Bloom için asıl soru yazınsal geleneklerle bağıntı/kaçış diyalektiğinin keşfidir. Gene de unutmayalım ki bunu XX. yüzyılın başında Shklovsky, Jakobson ve diğer Rus formalistler defalarca vurgulamışlardır.

Bloom’a göre şair her şeyden önce kendine şunu sorar: Nasıl yeni bir şiir yazayım, kimsenin şimdiye dek yazmadığı; nasıl ayrılayım? Bloom bir denemesinde bu tartışmayı daha da ileriye götürmüş ve “okuma biçimi ya da metnin yapıbozumu” üzerine bir kuram geliştirmiştir. Orada şöyle yazar:

Şiir bize anlamın ortaya çıkması için formun bozulması gerektiğini öğretir. (“The Breaking of Form”, Harold Bloom vd, Deconstruction and Criticism, Continuum, 1979, s. 1)

Okurun özgürlüğü ise şiirin kalıbını kırmaktan başka bir şey değildir. Şiirdeki özgürlük anlam kurma özgürlüğüdür ve anlam kurmak da formu kırmaktan başka bir şey değildir. Her okur ayrı bir anlam kurar, daha önce kurulmuş anlamlara karşı hareket ederek, geleneğe ve son kertede anlam’a karşı koyar. “Şiir okumak onu yazmak kadar imgeleme gücüne gereksinim duyar,” ve “ Metin diye bir şey yoktur, metnin yorumları vardır yalnızca.” (agy, s. 155) Kabala’nın her şeyden önce okur özgürlüğünün önemini bildiğinin altını çizen Bloom, dile dayatma aracı gözüyle değil, seçme özgürlüğü gözüyle bakar. Gerschom Sholem’den şunu aktarır Bloom:

Yazılı Tevrat gizem dolu bir anlamdır, oysa sözlü Tevrat biricik hakiki Tevrat’tır. (agy)

Sholem bunu XIII. yüzyılda yaşayan kör haham İshak’tan aktarmıştı. İshak Tevrat’ı okumadığı, sadece duyabildiği için mutlu sayardı kendini: İşitme ve söyleşi sürecinde anlama duyulan inanç, okurun anlamı yadsıma özgürlüğü fikriyle elbet uyum içinde değildir, bu yüzden Kabalacılar arasında, bir yandan Benjamin, bir yandan da Derrida’ya kadar uzanan tartışmalar günümüze dek süregelmiştir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova