ISBN13 978-975-342-689-3
13x19,5 cm, 184 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ali Galip Yener, “Şairlerin ‘Etkilenme Endişesi’ Üzerine”, Evrensel Kültür, Mayıs 2010

Şairlerin diğer şairlerden etkilenme konusunda duydukları endişe, psikanalizden karşılaştırmalı edebiyat bilimine ve edebiyat teorisine kadar farklı disiplinlerde çalışan araştırmacıları çok uğraştırmış bir sorundur. Bu alandaki temel teorik yapıtlardan birine, Amerikalı eleştirmen Harold Bloom’un Etkilenme Endişesi’ne bir göz atmadan önce, “edebiyat ve endişe” alt başlığı ile yayımlanmış bir telif yapıta değinelim dilerseniz.

Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark adlı deneme yapıtında edebiyatta endişe kavramından yola çıkarak Türk edebiyatını çözümlemeye çalışır. Kitapta edebi ürünlere yön veren endişeden söz edilir. Yazar, edebiyatın önemini edebiyatçının işini yaparken tereddüt edebilme yetisine sahip olmasında bulur: “Bence edebiyat bize kültürel-sosyolojik belgeler sunduğu için değil; (...) içsel çatışmayla, tereddütle baş edebildiği, işini tereddüt edebilmesine rağmen yapabildiği, aslında tam da tereddüt ettiği için yapabildiğinden önemlidir. ‘Ben’ denen alanın vazgeçilmez bileşeni olan bölünmüşlükle, bölünmüşlüğün yol açtığı sıkıntıyla baş etme gücü olduğu için; hikâyesini bize bölünerek de anlatabildiği, daha önemlisi tam da bölünerek anlatabildiği için; hepimizin bölünmüş, endişeli yanına seslenebildiği için önemlidir. Her yapıt bir endişeye doğar.”(1)

Gürbilek, anılan çalışmada edebi ürünün oluşumuna ilişkin çok temel soruları endişe kavramı bağlamında ustaca sorar. Toplumsal cinsiyet yönelimli, ruhbilimsel ve psikanalitik verilere dayanan ve derinlik duygusunu gözeten okumalarıyla, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a, Vüs’at O. Bener’den Leyla Erbil’e kalburüstü edebiyatçılara, sorduğu soruların çizdiği çerçevede titizce bakar. Ancak edebiyatı, birazdan göstermeye çalışacağım gibi, Bloom’un da ele aldığı ve Bloom’dan etkilenen bir biçimde, toplumsal-siyasal olan’dan soyutlar. Sınıf çatışmasının edebi ürünlerdeki etkisini yadsır ve edebiyatı metafizik-psikanalitik yönelimli bir uğraşa indirger. Eleştirilerini kaleme alırken, edebi ürünlerdeki kültürel-toplumbilimsel boyutları ihmal eder ve hatta zaman zaman yok sayar. Bu nedenle, değindiğim deneme kitabı belirgin zaaflar içerir.

Bloom, şimdiye kadar otuzdan çok kitap yazmış ve onlarca kitabın editörlüğünü yapmıştır. Türkçedeki ilk yapıtı Etkilenme Endişesi 1973’te yayımlanmıştır. Bu önemli yapıtın Türkçe çevirisinin başında, yazarın kaleme aldığı 1997 tarihli bir önsöz vardır. “Kirlenme Istırabı” başlıklı bu önsözde denemeci, Shakespeare’in kendi çalışmasına yaptığı etki ve bütün edebiyat tarihindeki yeri hakkında ayrıntılı bir çözümlemeye girişir.

Bloom Etkilenme Endişesi’ne ve ardından gelen kapsamlı çalışmalarına Shakespeare’i dahil etmediğini, oysaki son dört yüzyılın en etkili yazarını dışarıda bırakarak etkilenme sorununu çözümlemenin mümkün olmadığını öne sürer. Böylece önsöz ile kitabın bu konudaki açığını kapatmaya girişir. Emerson’un Örnek Adamlar (Representative Men, 1850) adlı yapıtındaki “Shakespeare ya da Şair” başlıklı denemeden yararlanır. Emerson’un şair ile ilgili ifadeleri Bloom’u çok etkilemiştir: “İcra yeteneği bakımından, yaratıcılık bakımından Shakespeare’in bir benzeri daha yoktur. Hiç kimse daha iyisini tahayyül edemez. O bireysel bir benlikle uyumlu inceliğin ulaştığı son aşamaydı – yazarların en incesi ve yazarlığın sunduğu olanakların en uç noktasıydı. Bu yaşam bilgeliğinin yanında tahayyül gücü ve şiirsel yetenekten de aynı oranda nasibini almıştır. (...) Shakespeare’in hiçbir kendine özgülüğü, ısrarla üzerinde durduğu hiçbir konu yoktur; her şeyi alelusul sunar; mizaç, tuhaflık yoktur: İnek resmi filan yapmaz, kuş gözlemekle ilgilenmez, böyle yapmacıklıklar umurunda değildir: Gözle görülür bir bencilliği yoktur: Büyük olanı büyüklüğüne yaraşır şekilde anlatır; küçük olanı da alttan alta.”(2)

Bloom, önsözde kitabın kapsamını Shakespeare’in yapıtı bağlamında sınırlar ve Etkilenme Endişesini, şairlerin / yazarların önceki kuşaklardan etkilenme ve yapıtlarını bu kuşakla mücadele halinde kaleme alma tutumlarını, neredeyse salt Shakespeare’in aşılamazlığı üzerinden değerlendirmekle yetinir. Shakespeare’in dünya kanonu olduğunu, hiçbir bağlamın hatta teatral bağlamın bile onu sınırlayamayacağını iddia eder. Böylece etkilenme endişesi kavramını bir ölçüde bu “dünya kanonu”nun mutlak etkisine indirgemiş ve çözümleme alanını en baştan daraltmış olur.

Bloom, önsözde kendisini bir şiirsel etkilenme teorisyeni olarak tanımlar ve Shakespeare’den nasiplenen endişeli biri olduğunu belirtir. Öylesine indirgemeci davranır ki, Shakespeare’in tarihselleştirilemeyeceğini yazmaya bile cüret eder; büyük bir özgüven duygusu içinde şairin etki alanından asla kurtulamayacağımızı iddia etmekten kendini alıkoyamaz: “Edebiyat, yani Shakespeare, başvurduğu bütün metaforlar sadece bilmeyle ilgiliymiş gibi yalnızca bilgi üzerinden düşünülemez. Shakespeare’in her yere yayılmış terimleri istek metaforlarıdır ve dolayısıyla yalan aleminin bir parçasıdır. İstenç anlayışlarımızın çoğu ondan gelir. Çünkü Freud’un Aşk ve Ölüm dürtüleri dediği bu istek metaforlarının bulunduğu alanı Shakespeare icat etmiştir. Shakespeare’le gerçek ilişkimiz şudur: Onu tarihselleştirmeye ya da siyasallaştırmaya çalışmak beyhudedir, çünkü bizler Shakespeare’den fazlasıyla ama fazlasıyla etkilendik.” (s. 16)

Bloom, esasen edebiyatı tarihsel-sınıfsal bağlamından kopartmakla kendini görevli duyumsayan bir eleştirmendir. Edebiyatın kendi ifadesiyle “politik doğruculuk” tavrıyla değerlendirilmesine sürekli itiraz eder. Edebiyatın köken, cinsiyet, ırk ve sınıf sorunu olarak anlaşılamayacağını ileri sürer. Şimdi Türkçeye başyapıtı çevrilince sol-liberallerden İslamcılara kadar pek çok eleştirmen ve yazarın baş tacı ettiği Bloom, anılan görüşleriyle edebi ürünleri, statükonun muhafazasının bir aracına indirgemiş, tutucu bir denemecidir gerçekte! Onun Shakespeare’i ele alış ve yorumlayış tarzı baştan sona sorunludur. Shakespeare’i tarihsel-sınıfsal bağlamından kopartmıştır. Brecht’in, tiyatro üzerine tuttuğu notlarda bir yerde Shakespeare’in yarattığı kahramanları tarihsel bağlamda eleştirirken söylediklerini anımsamanın tam zamanıdır: “Ruhlarımızın, salonun koruyucu karanlığında ‘kaba-saba’ bedenlerimizden ayrılıp sahnedeki o düşsel kahramanlarla özdeşleşmesi, onlarla birlikte ‘normal’ yaşamın bizlerden esirgediği doruklara kanatlanması, daha ne kadar sürecek bu? Bütün bu oyunların sonunda –salt çağının yürürlükteki geleneklerinin bakış açısından mutlu olan, o çağa göre uygun sayılan kadere götüren, düzenin korunmasını amaçlayan son!– düşsel bir celladın baltasının doruklara varma çabalarını ölçüsüz davranışlar diye suçlayıp parçalayıvermesi, bu, ne biçim bir kurtuluştur?”(3)

Yazar, yine önsözde eleştirinin ya edebiyatın bir parçası olduğunu ya da bir hiç olduğunu; büyük yazarların her zaman önceki yazarları güçlü ya da zayıf bir biçimde yanlış okumakla uğraştığını belirtir. Yazarın şiir teorisi ve diğer yapıtlarına egemen olan temel düşüncelere esaslı bir itiraz, meslektaşı Paul de Man’dan gelmiştir.(4) Bloom, Paul de Man’a karşı kendini savunurken, de Man’ın bir edebiyat yapıtı karşısında benimsenecek epistemolojik (bilgibilimsel) bir tutumun mecazlar labirentinden çıkmanın tek yolu olduğu şeklindeki savını reddeder. Epistemolojik bir tutumu tamamen diğerleri gibi bir mecaz olarak niteler: “İroni, esas anlamıyla, yani bir şey söylerken başka bir şeyi kastetmek (alegori) anlamıyla epistemolojik mecazların-mecazıdır ve Paul de Man için edebi dilin kendisinin koşulu –yapıbozumcuların inceledikleri şu ‘sürekli anlam parabasis’ini üreten koşul– da odur.” (s. 17) (Not: parabasis, antik Yunan komedyasında oyuncuların maskelerini çıkarıp seyircilerle tartıştıkları ve yazarın sözcülüğünü yaptıkları bölümdür.)

Yazarın şiir teorisinin ana savı “büyük şiirin başarılmış endişe olduğu” şeklindedir. Eleştirmen iddiasını şöyle somutlar: “Etkilenme, hepsi de doğası bakımından son kertede savunmacı nitelikte olan bir ilişkiler matrisini –imgeci, zamansal, tinsel, psikolojik– ima eden bir metafordur. En önemlisi (ve bu kitabın merkezi konusu da budur): Etkilenme Endişesi karmaşık bir güçlü yanlış okuma ediminden, benim ‘şiirsel yanılgı ya da yanlış okuma’ adını verdiğim yaratıcı bir yorumdan doğar. Yazarların endişe olarak yaşadıkları ve eserlerinin de ifşa etmek zorunda kaldıkları şeyler, şiirsel yanılgının nedeni olmaktan ziyade sonucudur. Güçlü yanlış okuma ilk sırada gelir; edebiyat eserine aşık olmak gibi bir şey denebilecek derin bir okuma edimi girmelidir işin içine.” (s. 20)

Eleştirmene göre Shakespeare ve şiirsel etkilenme neredeyse özdeştir.(5) Bu çerçevede Shakespeare ile Batı edebiyatı kanonunun aynı olduğunu belirten Bloom, Shakespeare’in çağdaşı büyük oyun yazarı Christopher Marlowe’dan ayrıldığı noktada şiirsel etkilenmenin esas zaferini bulur. Bu nokta, Marlowe’un bütün oyunlarında tek bir karakter yaratabilmesi, Shakespeare’in ise her oyunda apayrı (distinct) karakterler yaratmayı başarmış olmasıdır.

Bloom, yukarıda değinilen çerçevede bir şairin başka bir şairin doğuşuna nasıl yardım ettiği, bir şairin diğerini nasıl beslediği konusunda kullanışlı bir şiir teorisi geliştirir. Buna göre, şiir tarihi basit bir anlatımla söylemek gerekirse, büyük ve etkin şairlerin kendilerine imgesel bir uzam / alan yaratabilmek amacıyla başka bir şairi yanlış okumaları yoluyla oluşur.

Bloom, gerçek şiir tarihinin şairlerin şair sıfatıyla başka şairler yüzünden nasıl derin bir acı çektiklerinin öyküsü olarak okunabileceğini ileri sürer. Böylece etkilenme endişesinin şiir tarihindeki ve eleştiri disiplini içindeki yerini belirlemeye girişir. Bunu yaparken okura, Kitab-ı Mukaddes’ten, Lucretius’un Evrenin Yapısı adlı yapıtından, Aziz Pavlus’tan, Sokrates öncesi düşünürlerden ve William Blake’ten ödünç aldığı kavramlara ve mitolojik öğelere dayanarak kapsamlı bir metin sunar.

Kitapta altı revizyon (gözden geçirme) kategorisi halinde etkilenme endişesi teorikleştirilir. İlk kategoriyi oluşturan “clinamen” terimi Lucretius’tan ödünç alınmıştır. Şiirin yanlış okunmasını betimler. İkinci kategori, “tessera” bir tamamlama ve antitezdir. Bir şairin selefini antitetik (antitez oluşturan, karşıt) olarak tamamladığı saptanır. Bunu şair, ebeveyn-şiiri, terimlerini koruyup başka bir anlama gelecek şekilde, sanki selefi bu kadar ileri gitmeyi başaramamış gibi okuyarak yapar. Üçüncü kategori, “kenosis”te selefle sürekliliği koparmayı amaçlayan devinimin sözü edilir. Dördüncü kategori olan “daimonikleşme”, selefin Yüce’sine tepki olarak kişiselleşmiş bir Karşı-Yüce’ye ulaşma yönündeki devinimi gösterir. Bu sözcük, Yeni-Platoncu jargondan alınmıştır. Beşinci kategori olan “askesis”, şairin yalnızlık durumuna ulaşmayı hedefleyen kendini arındırma devinimini belirler. Yazar sözcüğü Empedokles gibi Sokrates öncesi Şamanların pratiğinden ödünç almıştır. Bununla sonraki şairin, “kenosis”te olduğu gibi gözden geçirici bir iç boşaltma işleminden değil, bir daraltma / küçültme işleminden geçmesi kastedilir.

Altıncı ve sonuncu kategori “apophrades” ise ölülerin dönüşü anlamına gelir. Sözcük, Atina’da ölülerin yaşadıkları evlere yeniden yerleşmek için geri döndükleri durumu betimlemek amacıyla kullanılmıştır. Bununla Bloom, sonraki şairin, kendi şiirini selefin şiirine çok açık tutmasını, neredeyse başladığı yere, çıraklığına geri döndüğüne okuru inandırabilecek duruma gelmesini, ancak başvurduğu ve yukarıda kısaca değinilen revizyon kategorileriyle kendi gücünü yeniden göstermesini kasteder.

Yazının sonunda, Bloom’un Paul de Man ve edebiyata toplumbilimsel verilerin ışığında bakan, politik okumalar yapan “radikal” eleştirmenlerle tutuştuğu kavgaya değinmekte yarar var. Bloom, bütün şiir teorisini dayandırdığı, Batı edebiyatı kanonu ile özdeş gördüğü ve aşılamaz konumda tuttuğu için yapıtını statikleştirdiği Shakespeare’in, günümüz radikal-politik edebiyat eleştirmenlerince içinde yaşadığı toplumsal koşullar bağlamında ele alınmasını öfkeyle yadsır. Bu tutum edebiyat eleştirisinde statükoyu savunmak anlamına gelir.

Bloom’un yapıtı edebiyatı toplumsal-sınıfsal koşullardan bağımsız davranan, burjuvazinin yönetiminden rahatsız olmayan şairlerin / yazarların aralarında oynadıkları bir etkilenme oyununa indirger. Marx’ın Proudhon’u eleştirirken başka bir bağlamda söylediklerinden, Bloom’un koşulsuz Shakespeare hayranlığının ve savunduğu muhafazakâr eleştirel tutumun kofluğunu teşhir etmek için yararlanabiliriz: “Belli bir ilkenin başka bir yüzyılda değil de neden tam 11. ya da 18. yüzyılda ortaya çıktığını kendimize soracak olursak, hangisinin 11. yüzyılın hangisinin 18. yüzyılın insanı olduğunu; bunların ihtiyaçlarının veya üretici güçlerinin ya da üretim tarzlarının hangisi olduğunu (...) ayrı ayrı irdelemek zorunda kalırız. Bütün bu sorunların temel nedenlerini saptamak, böylece insanın ayrı ayrı her yüzyıldaki dünyevi gerçek tarihini çizmek ve bu insanları kendi dramlarının hem yazarı, hem oyuncusu olarak sergilemek anlamında değil midir?”(6) Sonuç olarak, Bloom’un “radikal” olarak tanımlayıp öcüleştirdiği politik eleştirmenlerce derinliğine çözümlenmesinin çok önemli olduğunu; edebiyatı politik olan’dan soyutlayan ve sermaye düzeninin entelektüel açıdan tahkim edilmesine yarayan bu türden teorilerin öncelikle sınıf merkezli bakış açısından eleştirilebileceğini anımsatmakla yetinelim.

Notlar


(1) Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark, Metis Yay. 2004, s. 13 Yukarı
(2) Harold Bloom, Etkilenme Endişesi, çev. F. B. Aydar, Metis Yay. 2008, s. 12. (Yazıda ayraç içindeki rakamlar bu kitaptan yapılan alıntıların sayfa numaralarıdır.) Yukarı
(3) Bertolt Brecht, Sosyalist Gerçekçilik ve Toplum, çev. Ahmet Cemal – Kayahan Güven, Günebakan Yay. 1976, s. 131 - 132 (Bu derlemede Brecht’in Tiyatro İçin Küçük Organon’u tam metin olarak yer almıştır. Alıntı bu metindendir.) Yukarı
(4) Paul de Man’ın Bloom’a itirazı için de Man’ın yapıtlarından hazırlanan, Körlük ve İçgörü başlıklı önemli seçkiye bakılabilir. (Körlük ve İçgörü, çev. C. Soydemir – F. B. Aydar, Metis Yay. 2008, Ek: A “Harold Bloom’un Etkilenme Endişesi Üzerine Değerlendirme”. Ayrıca bkz: Benim bir denemem: “Paul de Man’ın Edebiyat Eleştirisine Katkısı Üzerine”, Virgül Sayı 131, Kasım-Aralık 2009) Yukarı
(5) Bloom, Shakespeare’den müthiş etkilenen teorisyenler arasında elbette ilk örnek değildir. Shakespeare’in kimliği (kim olduğu) tartışması bağlamında psikanalizin kurucusu Freud’un Shakespeare’den nasıl etkilendiği ve bu etkiyi nasıl yadsıdığı hakkında bir çalışma için bkz: Aleksandar Dimitrijevic’in “Freud ve Shakespeare’in Kimliği Tartışması”. Yukarı
(6) Marx’tan alıntılayan György Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci içinde, Belge Yay. çev. Yılmaz Öner, 2006, s. 250 - 251 Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova