ISBN13 978-975-342-764-7
13x19,5 cm, 200 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Cemal Şakar, “1950 kuşağını doğuran derin etki”, Yeni Şafak Kitap Eki, 29 Ekim 2010

1950 kuşağının öykümüz üzerindeki etkileri, edebiyatımızda çokça tartışılan konuların başında gelmektedir. Yanılmıyorsam daha önceleri bir kitap hacminde dahası doktora düzeyinde ele alınmamıştı. Jale Özata Dirlikyapan'ın Kabuğunu Kıran Hikâye - Türk Öykücülüğünde 1950 Kuşağı adlı çalışması bu bakımdan önemli. Bunca tartışılan bir döneme ait saptamalar, eleştiriler dergi sayfalarında ya da kimi eleştiri kitaplarında dağınık olarak kalmıştı. Jale Özata'nın çalışması, zaten böyle bir çalışmayı hak eden 1950 kuşağının, derli toplu olarak incelenip okura takdim edilmesi gerçekten önemli bir çaba. Dahası genellikle referanslar üzerinden güvenli bir zincir oluşturarak çalışmayı seçen Türkoloji için, 'ilk sözü' söylemiş olması ve bu bakımdan da referans değeri taşıması, çalışmanın önemini arttırmaktadır. Bundan böyle akademide, 1950 kuşağı ve Türk öyküsü üzerine daha fazla çalışma yapılması şaşırtıcı olmayacaktır.

Ortam, biçim ve içerik

Kitap dört bölümden oluşmaktadır: 1- 1950'li Yıllarda Türkiye'de Siyasal ve Kültürel Gelişmeler. 2- Edebiyat Ortamı ve Öykü Tartışmaları. 3- Kuşağın İlk Yenilikçi Öyküleri. 4- Yeni Öykücülüğün İçerik ve Biçim Öğeleri.

Darbeye sevinsek mi?

1950'li yıllar ülkemizde de temelli değişikliklerin yaşandığı, bir anlamda ülkenin kabuğunun kırıldığı yıllardır: Tek partili dönem sona ermiştir; sanayileşme ve tarımda makineleşme ivme kazanmıştır; karayollarının yaygınlaşması ve göç gibi olgular baş döndürücü bir hızla gündeme gelmiştir. Böylesine köklü sosyal değişmelerin yaşandığı bir dönemde, edebiyatın bu değişimlerden etkilenmemesi zaten düşünülemezdi. Ayrıca iki dünya savaşı yaşamış Avrupa'nın içine düştüğü anlam boşluğu onları, Tanrıyla ilişkilerini sorgulamaya kadar götürmüştü. Zaten her daim gözünü Avrupa'ya dikmiş aydınlarımız için bu 'anlam bunalımı' bigane kalamadıkları bir durumdu. Hatta gayet cazip bir konu olarak ilgilerini çekmişti. Gerek ülke içi yaşanan değişimler gerekse ülke dışı faktörler o dönemde sanat ve edebiyatımızı derinden etkilemiştir. Şiirde İkinci Yenicilerle öyküde 1950 Kuşağı tam da bu derin etkiden doğmuştur.

Jale Özata, akımı doğuran sosyal şartları ele aldığı birinci bölümde, bilinen değişimleri daha çok referanslar üzerinden aktararak, kuşağın öykücülerinin doğdukları zemine işaret etmek istemiştir. Ancak 50'li yılların ikinci yarısından sonra dönemin iktidarının, üniversitelerde, Kemalist aydınlar üzerinde baskılarını arttırdığı iddialarını aktarırken; yazar kendini birden bugün Ulusalcılık olarak tecessüm eden bir anlayışın üslubuna kaptırıverir. Darbeye giden süreci öylesine panik halinde verir ki; neredeyse 60'larda darbe yapıldığına sevinirsiniz. Zira vatan haince satılmakta; bir kesime karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı tavizler verilmeye başlanmaktadır filan... Aslında Dirlikyapan'ın bu üslubu; bir dönemin bunalım takılan gençlerinin, bir süre sonra kendilerini solcu olarak TİP'te bulmalarıyla sonra da bu bunalımlı solcuların 60 darbesini desteklemeleriyle uyum içindedir.

Öykü tartışmaları

İkinci bölümde, böylesi bir sosyal zemin üzerinde yapılan edebiyat ve öykü tartışmalarına değinilmektedir. Bir yandan Köycüler, diğer yandan 'olgun öykücüler' arasında sıkışan bu mahcup delikanlılar, solcu sayılsalar bile gerçek anlamda solcu olmak için gerekli donanımdan yoksun görünürler. Bohem hayatı sanatçılığın bir gereği olarak gören bu kuşak için, aslında pek de anlamadıkları varoluşçuluğun bunalımlarıyla kıvranmaktan başka seçenek kalmamış gibidir.

Sait Faik, Vüsat O. Bener ve Nezihe Meriç'in bu kuşağın ilk öykücüleri olarak, bir anlamda öncü kuşak olarak ele alındığı üçüncü bölümde, her üç öykücünün getirdiği yenilikler üzerinde durulur.

Ben'in içinden geçenler

Son bölüm kitabın tezini oluşturmaktadır: 1950 kuşağının öykümüze kazandırdığı içerik ve biçim öğeleri ayrıntılı olarak irdelenir. İçerik olarak getirilen yenilikler şöyle tasnif edilir: Anlamsızlık, hiçlik, sıkıntı, bunalımlı kişiler, huzursuzluk, saldırganlık, öldürme isteği, suç, intihar, cinsellik, gerçeküstü ve absürd. İçeriği besleyen biçimsel yenilikler de şöyledir: Cümlede başlayan değişim, kurgusal düzeyde farklılaşan öyküler, ben'in içinden geçenler ve dolaysız anlatım, dilde deformasyon ve şiirleştirme eğilimi.

Jale Özata'nın, Türk hikâyesinin 1950'li yıllarda kabuğunu kırmasını sadece bu kuşağın varoluşçu eğilimleriyle izah etmeye kalkışması, kitabının temel tezini zayıflatmaktadır. Birinci bölümünde ülkenin her alanda yaşadığı hızlı değişim gösterilmeye çalışılmış ama nedense kuşağın eğilimleri çözümlenirken sosyal değişime bir daha dönülmemiştir. Dolayısıyla hikâyedeki her yenilik arayışı da varoluşçuluğa bağlanmak zorunda kalınmış; birinci bölümdeki saptamalar da havada kalmıştır. Tabii ki Jale Özata bunca derli toplu bir çalışmayı okura takdim ederken, akademik geleneğe bağlı kalmış, bütün verileri, saptamaları ve iddiaları hep başkaları üzerinden aktarmış; kitap boyunca kendisi bir tane hüküm cümlesi kurmamıştır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova