ISBN13 978-975-342-748-7
13x19,5 cm, 208 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Beyaz Arif Akbaş, “Bir iç çeper olarak kıyılar”, BirGün Kitap Eki, 3 Nisan 2010

Liberalizm büyük bir kriz yaşamaktadır ve dünyamızın her geçen gün daha da yaşanmaz bir yer haline gelmiş olması bazı entelektüellerce önceden fark edilmiş ve bu konuda bazı kitaplar yayımlanmıştır. Buna rağmen farklı düşünüp olaya daha değişik açılardan bakan bazı düşünürlerde yok değildir. Liberalizmin perspektifi dışında bir demokrasi mümkün mü?

Meksikalı siyasetbilimci Benjamin Arditi, günümüzün önde gelen düşünürleriyle (örneğin Laclau, Zizek, Rancière, Badiou) yaratıcı bir biçimde hesaplaşmaya girişerek "liberal demokrat mutabakat"ı sorguluyor. Farklılık, popülizm, devrim ve ajitasyon kavramları çevresinde girişilen bu sorgulama sonucunda "başka tür bir demokratik siyaset" için stratejiler öneriyor. Ve bu manada orijinal bazı fikirler geliştiriyor. Bugün siyasal alanın hepimiz tarafından az çok hissedilen bir özelliğini vurguluyor Arditi: "Farklılık"ın öne çıkarılması üzerine kurulu olan kimlik siyasetinin sahip olduğu itici gücün eşitlik talebi yerine gitgide ayrıcalık talebine dönüşmesinin taşıdığı parçalayıcı risklere dikkat çekiyor ve liberalizmin öcü olarak gördüğü iktisadi ve siyasi "popülizm"in iddia edildiği kadar demokrasiye ters olmadığını savunuyor (Freud'un "dâhili yabancı ülke" metaforundan da yardım alarak). Düşünce evrenimizden kovulan "devrim" kavramı, bir anda gerçekleşen ikonik bir değişim yerine, sürekli düşünülen, hayal edilen, tasarlanan ve her an vuku bulabilecek/bulabilen bir değişim olarak tasavvur edilmeli. Devrim böylece hayali bir hedef olmaktan çıkabilir, elle tutulur bir hale gelebilir. Yani tüm dünyadaki devrimcileri daha realist düşünmeye davet ediyor. Benjamin Arditi halen Meksika Ulusal Üniversitesi'nde Siyaset Teorisi alanında profesör olarak dersler veriyor. Polemicization (Edinburg University Press, 1999) başlıklı kitabın yazarlarından. Fidelity to Disagreement: Jacques Rancière and Politics başlıklı bir ortak-kitap çalışması da bulunuyor. Metis Yayınları yine bir ilke imza atarak bu ilginç yazarın Liberalizmin Kıyılarında Siyaset isimli çalışmasını dilimize kazandırdı. Demokrasinin, liberal demokrat siyaset anlayışı dışında nasıl tasavvur edilebileceğini merak eden okurlar için bence okunması elzem bir eser. Yani bir nevi bize farklı bir alternatif sunuyor.

Benjamin Arditi, kitabına temel bir soruyla başlıyor. “Liberalizmin kıyılarında siyasetten bahsetmek ne anlama geliyor ve bunun siyasi düşünce açısından neden önem arz etmesi gerekiyor?” Bu sorulara, öncelikle, buradaki denemelerin ne olmadığı hakkında birkaç şey söyleyerek cevap veriyor yazar. Bu denemelerin amacı, liberalizmin görünmeyen yüzünü (şayet bundan liberalizmin sözgelimi eşitlik ve dayanışma üzerindeki olumsuz yan etkileri anlaşılıyorsa) tanımlamak ve eleştirmek değil aslında. Bu konuda zaten bir hayli yazılıp çizildi. Bu denemeler liberalizmin hüküm sürdüğü tarihsellik sonrası bir dünyada yaşadığımız yollu sava karşı çıkan müdahaleler siciline işlenecek yeni bir kayıt da değil. Bu konuda da epey bir şey söylendi, zaten tarihin sonu tartışmasının girdilerini çıktılarını kaydetmenin de bir lüzumu kalmadı. “Buna karşılık, söz konusu denemelerde yapılmaya çalışılan, siyasetten bahsederken kişinin kendini ‘liberal’ nitelemesini askıya almak zorunda hissettiği veya en azından siyaset alanında olup bitenlerin tek başına liberal bir kodun hükmünde olduğunu açık seçik ortaya koymanın güçleştiği gri bir fenomenler alanının değerlendirmesine girişmek. Bu gri alan, siyasi yenilik adına girişilen deneylerin liberal mutabakatı sorguladığı bir alan aynı zamanda. Dolayısıyla, kitabın başlığındaki ‘kıyılar’ ibaresi ya liberalizmin sınırlarını zorlayan ya da onu bir karşı çıkışla aşma arayışında olan fenomenlere atfen kullanılıyor.”(s.13)

Liberalizmin kıyılarında siyaset nasıl mümkün olabilir? “Söz konusu kıyılar, dolaylı olarak, normal bir liberal siyaset bölgesi gibi bir şey olduğu sonucuna varmamıza izin veriyor mu? Buna tez elden ve eksik bir cevap vermek gerekirse, evet, böyle bir bölge var, ama esasen liberal tahayyül düzeyindeki bir bölge bu. Liberal tahayyülün düzenleyici fikri, siyasi icraatın oy veren egemen bireylerin yanı sıra, halkı temsil eden ve devlet iradesine şekil verme hakkı için rekabete girişen siyasi partiler ve seçim arası dönemlerde bu partiler adına yasama organlarında istişarede bulunan seçilmiş temsilcileri gerektirdiğidir.” (s.14) Arditi’ye göre; İyinin ne olduğu konusunda birbiriyle rekabet eden anlayışlar karşısında devlet tarafsız kalır, hükümetler ve seçilmiş görevliler genellikle kamuoyunu dikkate alırken, ilgili aktörler hukukun üstünlüğü ilkesine göre hareket eder ve dış aktörler yerel siyasete müdahale etmez. Liberal siyasetin ufku budur. İş pratiğe geldiğinde ise, her şey bu kadar düzenli değildir. Tarihsel kayıtlar da bunu hayli açık şekilde ortaya koyuyor zaten. İşte bu pratiğe bakıldığında, işçiler ile kadınların oy hakkı elde edene kadar uzun bir süre yurttaşlıktan dışlanmalarına karşı çıkarak siyasi edimde bulunmuş olduğu, ilgili siyasi aktörlerin bireylerden ziyade gruplar olageldiği, toplumsal hareketlerin ve özel çıkar gruplarının kolektif eyleminin seçim siyasetini baypas ettiği ve ülkesel temsilin işlevsel, geçici ve diğer siyasi temsil biçimleriyle bir arada var olduğu görülür. Bu konuda ilginç bir örnek olarak “Çin Halk Cumhuriyetini” düşünebiliriz. Yazar bu bağlamda bize farklı noktalara işaret ediyor. “Liberalizmin bireyci inancı ve yapısal eşitsizlikler konusundaki görece ilgisizliği, T. H. Marshall'ın toplumsal yurttaşlık dediği şeyin bir parçası olan eğitim, sağlık ve barınmaya yönelik kolektif haklarla bir arada var olur (gerçi bu haklar dünyanın her yerinde refah devletinin altın çağındaki durumlarından epey uzaklaşmışlardır). Başka örnekler de verebiliriz, ama şimdiye kadar saydıklarımız liberal siyaset denen şeyin saflığının her zaman uydurma olduğu iddiasında bulunmamıza yeter. Komünizm, anarşizm, popülizm ve siyaseti sınıflandırmakta kullandığımız diğer etiketler için de aynı şey geçerlidir. Norberto Bobbio'nun savunuculuğunu yaptığı liberal sosyalizmden Çin'de Komünist Parti tarafından ülkeyi ileriye götürecek yol olarak göklere çıkarılıp ite kaka yürürlüğe konan kapitalist ekonomiye kadar gözümüzü çevirdiğimiz her yerde melezlik hüküm sürmektedir.”(s.15)

Melezlik, konusunda ise Hint asıllı entelektüel Homi K. Bhabha oldukça orjinal düşüncelere sahiptir. Bhabha, postkolonyal bir durum olarak melezliği karşılaştırmalı edebiyat çerçevesinde inceler. Arditi ise konuya biraz farklı bir bakış açısı getirir. “Arditi, Eldeki verilerin liberal siyasetin saflıktan uzak bir harman olduğuna işaret ettiğini söyledim, ama kıyılardaki siyasete karşıt olarak ana akım liberal siyasetten bahsetmek için saflığa ihtiyaç yoktur zaten. Liberal ana akım kendi ‘ötekiler’iyle stratejik bir ilişkiye gömülmüşse ve bu ana akımı çevrede, çeperlerde gelişen fenomenler tanımlıyor yahut tanımlanmasına katkıda bulunuyorsa, o halde söz konusu temasın karşılıklı olmaması ve çeperi de etkilememesi için hiçbir neden yoktur. Yine de, insanın içini rahatlatmaya yönelik fazlasıyla doğru bir cevaptır bu. Öte taraftan, kısmen kirlenmenin hüküm sürdüğü yollu basmakalıp savdan ibaret olduğu için, kısmen de genelleştirilmiş melezlik sonucunda ortaya çıkan harman, liberalizmin kıyılarındaki siyasetin yaratabileceği etkiyi hükümsüzleştireceği için, aynı zamanda işe yaramaz bir cevaptır da.”(s.16)

Kitabın içeriğine dair bir şeyler söyleyecek olursak, konu beş bölümde incelenmiştir. Bu bölümlerde yer yer Deleuze ve Guattari, Rancière, Freud, Derrida, Hall, Laclau, Rorty, Zizek, Badiou ve başka birçok yazarın eserlerine başvuruluyor. 1. Bölümde postmodern duruma dair daha iyimser okumalarla, bilhassa da Vattimo'nun okumasının ana hatlarına dair bir değerlendirmeyle başlayıp, postmodern durumun görünmeyen olası yüzüne dair bir tartışmayla devam ediyor. 2. Bölümde bu tartışmayla, popülizmin demokrasi karşısında hayalet oluşuna dair anlayışı geliştirdiği savunuluyor. 3. Bölüm popülizmi siyasal demokraside bir sapma ve liberalizmin antitezi olarak gören anlayışı yeniden formülleştiriyor ve bunun yerine, popülizmin demokratik siyasetin iç çeperi olarak kavranması gerektiğini öne sürüyor. 4. Bölümde özgürlükçü siyasetteki ajitasyon ısrarı –başlıkta sözü geçen karıştırılma ve çalkalanma– açımlanıyor. En uzun bölüm olan son bölüm ise bir öncekinin genişletilmesi niteliğinde. Bu bölümde bir taraftan devrimin çağdaş düşüncede, hatta çoğulcu ortamda kullanımının savunulması amaçlanıyor; devrimin ölümü hakkındaki haberlerin büyük ölçüde abartıldığı varsayımına dayanan bir argüman bu. Arditi, eserinin bu haliyle bir iç çeper olarak liberalizmin kıyılarında dolaşıyor. Arditi ile birlikte Homi K. Bhabha’nın okunmasının faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ama ne yazık ki Homi K. Bhabha ülkemizde daha yeterince tanınan bir filozof değil. Çevirmenlerin Bhabha’dan eserler tercüme etmeleri faydalı olurdu. Tabi bu iş biraz da yayınevlerinin sorumluluğundadır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova