ISBN13 978-975-342-746-3
13x19,5 cm, 512 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Tırnak İçinde Ölüm, 2010
Ninoçka, 2012
Başka Bir Özgürlük, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Semih Gümüş, “Nostaljinin dünü ve yarını”, Radikal Kitap Eki, 12 Şubat 2010

Geçmiş zamanların kimin ilgi alanında daha çok kaldığını söyleyebilir miyiz? Uzman tarihçinin mi, tarihsel romanlar okumaya meraklı okurun mu, yoksa yeni zamanların gençlerinden hoşnutsuz yaşlının mı? Zaman geleceği yakalamak için çok daha hızlı akıp insanın gitgide uzaklaştığı geçmişe duyduğu özlem onu endişelendirirken içinde yaşadığımız günler daha çok mutsuzluk veriyor. Svetlana Boym, Nostaljinin Geleceği kitabında, “Çağdaş bir Rus deyişine göre, geçmiş gelecekten çok daha tahmin edilemez hale gelmiştir,” diye yazıyor. Geçmişin gizlerinden kurtulmak, bugün sanırım dünden daha zor, ama hem geçmişten gitgide daha çok uzaklaşmak, hem de geçmişi yorumlama biçimlerinin zaman içinde çoğalması yüzünden bir geçmiş gerçekliğinin, geçmişin ne olduğunun daha çok belirsizleşmesi, geleceğe dünden yakın olduğumuz duygusunu güçlendiriyor.

Geride kalan ve yeniden yaşanması olanaksız görülen zamanlara özlem olarak tanımladığımız nostalji, kendini olgunluk dönemlerinden sonra hissettirmeye başlar; gençler içinse, anlaşılabilir bir duygu değildir bu. Geride kaldığını, ondan koptuğunu hissedeceği zamanlar oluşmamıştır genç insan için, elini uzatsa dokunabileceği uzaklıktaki çocukluğundan da özlemek yerine kaçmayı yeğler o.

Svetlana Boym’un Nostaljinin Geleceği kitabı, düşüncenin sınırlarının, günlük hayatın farklı uçları, toplum biçimlerini birbirinden bambaşka gözlerle çözümleyen düşünme biçimleri ile felsefenin, edebiyatın ya da siyasetin içinde yaratıcı biçimde kendini nasıl üretebileceğini gösteren, parlak bir çalışma. Her zaman olduğu gibi, düşünce tembelliğini sarsan, gereksiz çatışkılar arasında bizde pek değer verilmeyen sorunları, sözgelimi nostaljinin dünü ile geleceğini sorgulayan bir kitap Nostaljinin Geleceği ve bu tür çalışmalar yalnızca kendi konusuna katkı yapmakla sınırla kalmaz, içine girdiği düşünce dünyasının niteliğini yükseltir, yaratıcı düşünme biçiminin ne ve nasıl olduğunun biraz daha iyi anlaşılmasını sağlar.

Nostaljisini yaşadıklarımız

Yaşadığı ülkenin geçmişine karşı hem meraksız olup hem de pek saygı duymamasına karşın, nostaljilerle yaşayan bir toplum oluşumuzun nedeni gelecek korkusu olabilir mi? Genç Cumhuriyet dönemi içinde bile yakın geçmişin nostaljisiyle yaşayan insanlar, neden sonra Osmanlı’nın yedi yüz yıllık tarihine de yakınlık duymaya başladı, ama bu özlemi nereye koyacağını hiçbir zaman bilemedi. Arada onu yeniden yaratmak gibi hayaller kuran köktenci gruplar da çıkabilir, ama yitirilmiş evin yeniden inşası olarak Osmanlı’yı hatırlamak, o geçmişi sorgulayarak anlamaya çalışmak daha çok 2000’lerin başlarında kendini gösterdi.

Bu arada 1980’lerden sonra düpedüz geçmişin yadsınması üstüne kurulan bir yeni zamanlar kültürü içinde yaşanmaya başlandı ki, bu da hemen karşıtını canlandırıp dibimizde kanlı canlı duran 1970’leri ve gerçek bir nostalji adası sayabileceğimiz 1960’ları el üstüne taşıdı. 1970’ler, özellikle Marksizmle kendini tanımlayan solun adamakıllı yığınsal bir topluluk oluşturan gönüllülerince, yeniden kurucu nostalji ile bilinen tek gerçek olarak hatırlanmayı sürdürüyor. 1960’larsa, bana kalırsa nostalji duygusunu herkese birbirinden farklı yanlarıyla yaşatan, bugüne dek tükenmemiş bir gizilgüce sahip. ‘68 hareketinin sokak gösterilerine özlem duyanlar için verimli bir sorgulama dünyasıdır 1960’lar; ama paranın günlük hayatın parçası olmadığı, ‘popüler kültür’ ya da ‘depresyon’ gibi sözcüklerin bilinmediği, liselerin ya da üniversitelerin okula ve öğrenim yuvalarına daha çok benzediği günleri hatırlamak isteyenler için de bulunmazdır. Elbette yeniden yaşanmayacak o yılların, hangi özelliğiyle karşılaştırırsak karşılaştıralım bugünle, bir daha geri gelmeyecek güzel zamanlar çağışımı yaptığı sanki kuşkusuzdur. Bu nostaljinin bugün de yanı başımızda yaşadığını biliyoruz. Svetlana Boym, Marx’ın Spartaküs ile Robin Hood gibi geçmişin kahramanlarına özel bir bağlılığı olduğundan söz ediyor, ama hangimizin yok ki. Geçmişi hemen evimizin içine taşıyan sinema, nostaljinin özellikle geçmişe dönük yüzünü parlatırken, sözgelimi Spartaküs filmini bugün de birçok kere izleyebilirsiniz.

Bu anlamda nostalji, kendini her zaman yeni olan içinde göstermeye koşullamış gelenekle bir tutulmamalı. Burada modernlikle gelenek, dolayısıyla nostalji arasındaki ilişkiyi irdeliyor Svetlana Boym. Modernlik, Cumhuriyet döneminin başlangıç dönemindeki kuruluş sürecinin de hareket ettirici güçlerindendi, ama gelenekten apayrı tasarlanan bu modernleşme, Batılılaşmayla özdeşlendiği gibi, nostaljiyle de kesişmiyordu. Sözgelimi Yakup Kadri Karaosmanoğlu, geçmişin tarihsel yıkımının modernleştirdiği romancı ve aydın kişiliklerdendi. Yoksa tarihte, gelenek tutucusu olarak da kalabilirdi. Kurucu modernlik, ister istemez korumacı olacaktı ki, Cumhuriyet’in başlangıç döneminde temeli atılan çağdaş Türk edebiyatının sürekliliğini aynı anlayış çevresinde tutma endişesinin kaynağıydı bu. Nostaljiler orada sınıra dayanmış, ama hemen oraya gömülmüştü.

Nostaljiyi yeniden doğuran, birbirinden farklı dönemlerin ve o dönemler içinde ortaya çıkan bütüncül edebiyat anlayışlarının bıraktığı izlerin ve izlenimlerin, neden sonra gelen yeni anlayışlar karşısındaki görece hoşnutsuzluğu muydu? Sözgelimi 1960’larda İkinci Yeni’den sonra kendini yeniden hayata bağlayan şiirin Oktay Rifat’tan Behçet Necatigil’e, Turgut Uyar’dan Edip Cansever’e, Cemal Süreya ya da Metin Eloğlu’na bağlanan benzersiz yaratıcılık dönemi, pek çoklarımızda bir nostalji olarak da canlı duruyor.

Hal Foster’ın, postmodernizmin kaybetmediği, ama daha kötüsü, moda muamelesi gördüğünden demode olduğu sözünü aktarır Svetlana Boym. Moda, hem vazgeçilmez, çünkü güncel, yani yaşayan; hem de nostalji yaratma becerisinden yoksun, gelip geçici bir dönemsel dalga olduğu için, edebiyatta ne zaman modanın etkinliği başlar, sonunda kaybetmeye da yazgılıdır. Belki şöyle demek daha doğru: modanın kaynağında olanın özgünlüğü, hiçbir zaman izleyicilerince içselleştirilemiyor. Sözgelimi Nâzım Hikmet gibi şiir, Sait Faik ya da Sabahattin Ali gibi öykü yazmak, benzerlerini çoğaltan bir modaya dönüştükten sonra, bu sürece katılan şairlerin ve yazarların kalıcı olma şansı da yoktu.

Öte yandan her edebiyat, kendi büyük yazarlarını, onlar gibisi gelmez duygusuyla körüklediği nostalji kültürünün dinozorları olarak görmenin hoşnutluğunu yeni kuşaklar üstünde kullanır. Dolayısıyla yerel olanla yaşamayı sürdürürken dışarıya kapalı bir edebiyatın duvarları adım adım örülür. Svetlana Boym, bu eğilimi yeniden kurucu nostalji bağlamında, “ulusal geçmişe ve geleceğe” dönük bulunuyor. Geleneği ve geçmişi bütün bütüne olumsuzlayanları haklı çıkaran tutumlardandır bu, ama o yenilikçiler de aslında gelecekle değil, yaşadıkları şimdiyle sınırlar kendilerini.

Siyasal geçmişle ilgili bir çatışma söz konusu olduğunda geçmişle bağları daha kolay koparabilirsiniz, ama günlük hayattan kopmak kolay değildir. Siyaset hızla kendini eskitirken, hayat kültürü yavaş yavaş değişir. Sözgelimi insanın yeme içme alışkanlığı çocuklukla yetişkinlik arasında iki ayrı biçimde oluşur. Nostalji duygusu üretmeyen çocukluk dışında, yetişkin insanın yeme içme kültürü sık sık yöresel olana, geçmişe, annelerin, anneannelerin bildiklerine döner. Geçmiş zamana dönük nostaljinin yenik düştüğü yer de sanırım teknolojidir. Sözgelimi romanını elle yazan Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi yazarlar ya da teknolojinin olanaklarını kullanmadan doğanın verdikleriyle günlük hayatını biçimlendirenler de var elbette, ama sayılarının azaldığını belirtmeye gerek var mı?

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova