ISBN13 978-975-342-544-5
13x19,5 cm, 120 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Erkan Canan, “Saplantının dairesel hareketi”, Radikal Kitap Eki, 27 Ocak 2006

Franz Kafka metinlerinin özelliklerinden biri, ayrıntıları çoğaltmasıdır denebilir. Kafka, bir ayrıntının kuyruğundan tutarak daha başka ayrıntılara, ayrıntının ayrıntısına gider. Bu sarmal yapıda, bu kadar ince, akla gelmeyecek noktalara temas etmesi, onun kaotik bilincine misafir olan okuyucuyu şaşırtır. Onun dolambaçlı, labirentimsi yolları olmadık yerlere gider fakat, aynı zamanda hem ayrıntının basitliği ve kendiliğindenliği hem de ve aynı zamanda bunca basitliğine rağmen bilinçte kalıcı izler bırakışı, Kafkaesk tarzın özgün bileşenleridir. Kafka metinlerinde, kabullenilmeyen yapı/sistem karşısında bireyin bu sistemin/yapının gediklerini gören bir üçüncü göz vardır sanki. Birey, gözler, gözlemlediklerini yorumlarken de kendi iradi yeteneğiyle kendini uzakta tutabilir. Öyle ki, Kafka metinlerindeki tutunamayan tip, sırf tutunamadığı için güçlü kalmış gibidir. Ve bu tutunamama, onu sistemden ayırıp, o kendi dünyasını kurmasını sağlamış gibidir. Oysa Dostoyevski'nin özellikle bu yazıya konu etmek istediğim Yeraltından Notlar'ı ise, böylesi iradi yetkinlikten uzaktır. Yeraltından Notlar'daki kahraman, dahil olmak istemediği sisteme, sinir krizlerine, kararsızlığına rağmen ister istemez dahil olur. Onun asıl kaosu ve çaresizliği, nefret ettiği sisteme, hiçbir neden olmadan ve anlamsız bir şekilde kendini tutamayıp gerisin geri koşmasıdır. Nihayetinde saplantılı diye tanımlayacağımız bu kahramanın böylece asıl bunalımı, kısır döngünün tam göbeğinde bulunması, rahatsız olduğu sistemin içinde istemese de olmak, bulunmak zorunda kalmasıdır.

Kafka ve Dostoyevski bağlantısı

Kafka ve Dostoyevski ile başladığımız bu girişin asıl sebebi, Thomas Bernhard'ın kendine has, alışıldık metinlere göre aykırı sayılabilecek tarzıdır. Bernhard'ı anlatmaya çalışacak yazı ya da yazılar, onunla başka yazarlar, başka metinler ve başka üsluplarla bağıntılar, koşutluklar kurmadan veya bunlara atıflarda bulunmadan yapamaz. Ben burada bunu yapmaya çalışacağım. Yukarıda Kafka ve Dostoyevski metinlerine atıfta bulunmamın nedeni de Bernhard'ın Wittgenstein'ın Yeğeni adlı anlatısında, bu iki yazarın tarzlarını da kapsayabilen kendine has kurgusudur. Kafka'da ayrıntılar nasıl ki metnin bir anlamda döngüsü olmuşsa, Bernhard'da bu ayrıntılar sürekli tekrarlar üzerinden kurulmuş; Yeraltından Notlar'da dışadönüklük kahraman için utanç ve kendini küçük görme nedeni olmuşsa, Bernhard'da kendisininkiler başta olmak üzere neredeyse tüm doğrularla alay eden yönde evrilmiştir.

Tekrarlar ve metnin sonsuzluğu

Sürekli tekrarlar üzerine kurulmuş olan Wittgenstein'ın Yeğeni, bu yönüyle Kafka'nın ayrıntıları çoğaltan metinlerine benzer. Metinde karşılaştığımız bir düşünce, fikir daha sonra tekrar tekrar karşımıza çıkar. Birinci tekil şahsın anlatımları üzerine kurulan bu metinde, daha önce karşılaştığımız düşünceler, fikirler ilerleyen sayfalarda bazen daha farklı şekillerde, bazen daha ayrıntılı yönleriyle tekrar edilir. Özellikle bu anlatıda paragrafın kullanılmaması ve tekrarın çok olması, metnin dairesel/döngüsel unsurunu sağlayan iki önemli etmendir. Yine metnin sürekli hareket eden, sesli düşünen ve sonu gelmeyecek monologa benzeyen yönleri de anlatıyı hareketli, enerjik ve eğlenceli kılan özelliklerdir. Bu anlatıda tekrarın çok olması, deyim yerindeyse metni kısırlaştırmaz. Yazarın eğlenceli ve içten anlatımı, tekrarı bir yönüyle metni zenginleştirmek, okumayı daha ayrıntılı kılmak için kullanmış gibidir. Bernhard hikâyesini anlatırken, özlü anlatma kaygısını önemsemeyerek, hatta bunu hiç dikkate almayarak, aklına ne geliyorsa, nasıl anlatmak istiyorsa öyle anlatır.

Öte yandan, Thomas Bernhard'ın Wittgenstein'ın Yeğeni'ndeki kahramanı, Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ındaki kahramanıyla da benzerlikler taşır. Bu kahraman sistemden, oluşturulmuş olan yapıdan nefret eden, fakat dahil olma fırsatı bulduğunda, Dostoyevski'nin kahramanı gibi kararsızlıkla değil, koşa koşa giden bir tiptir. Sistemden nefret etmek ve aynı zamanda onunla iç içe olmak bu tipin asıl ayırt edici özelliğidir. Sözgelimi, ödül törenlerinin ödül alacak kişi üzerine işenmesinden başka bir şey olmadığını söyler (s. 70), ardından kendisine verilecek ödülü almak için heyecanla Bilimler Akademisi'ne gider; Viyana kahvehanelerinden nefret ettiğini, çünkü içindeki her şeyin kendisine düşman olduğunu söyler (s. 88), fakat yine bu kahvehanelerdeki kadar kendini evindeymiş gibi rahat hissetmediğini itiraf eder; bulunduğu şehirden kaçmayı ister ve kaçar (s. 91) fakat ulaştığı anda buraya hiç gelmemiş olmayı çok ister.

Bernhard'ın doğrulardan feragati

Asla emin, 'dirayetli' olamayan Wittgenstein'ın Yeğeni, bundan kaynaklı olarak tutarlılık iddiasında da bulunmaz. Tutarlılıktan kastım, örneğin Tolstoy veya Hugo gibi metnin ve kahramanların tümünü kapsayan, başı ve sonu inceden inceye kurgulanmış ve bunun dayattığı kararlılıkta olan büyük anlatılar, metinlerdir. Bernhard'ın tarzı daha çok, biçimi önemsemeyen, birbirinin içine geçmiş veya bağımsız fikirler, küçük küçük öyküler bütünü olarak tanımlanabilir. Daha doğrusu Bernhard'ın bütünlük anlayışı, -varsa eğer- bu bağımsız fikirler, küçük öyküler toplamıdır. Nihayetinde rahat olarak niteleyebileceğimiz bu metin, çalakalem yazılmış izlenimi uyandıran, sesli düşünmenin hareketinden yararlanan ve farklı, hatta birbiriyle bazen alakasız bile olabilen fikirlere, öykülere sıçrayan sürprizleri barındırır.

Wittgenstein'ın Yeğeni'nin anlatısının böylesi tutarlılık iddiasında bulunmaması, eserlerinde genellikle otobiyografik özelliklerin bulunduğunu bildiğimiz Bernhard'ın anlam dünyası hakkında da bize ipuçları verir. Wittgenstein'ın Yeğeni'ndeki anlatıcının yazar olması düşünüldüğünde, sanırım bundan ayrıca emin olabiliriz. Dolayısıyla Bernhard'ın bu anlatısı bağlamında yazarın kendine ait doğruları yoktur demek abartı olmaz. Çünkü O, metnini varolan doğruların eleştirisi üzerine kurmuş, bunu yaparken kendi 'doğru' alternatifini koymaktan öte, doğruları, kabul edilmiş yargıları aşağılamış, onlarla istediği gibi alay etmiştir. Öfke, nefret, saplantı ve bunların değişik şekillerde sürekli tekrarı, ardından öfke duyulan dış dünyayla durduk yerde kaynaşma, Bernhard'ın doğrularla ve bu doğruları yorumlayıp eleştiren kendi zihinsel tutumuyla da alay etmesinden başka şey değildir. Bu yüzden, klasik anlayışlarla oluşturulmuş, sabit ve sağlam metinlere alışkın okuyucu için, böylesi çelişkiler ve 'tutarsızlıklarla' dolu Bernhard metinleriyle karşılaşmak kesinlikle şaşırtıcıdır. Kısacası, ayrıntının peşini bırakmayan, onu sürekli tekrar edecek denli saplantılı, dış dünyayla kurduğu bağları sürekli çelişen ve değişen, ne yapacağı önceden kestirilemeyecek ve tüm bu nedenlerden dolayı eğlenceli ve hareketli olan Wittgenstein'ın Yeğeni, özgün bir eserdir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova