ISBN13 978-975-342-567-4
13x19,5 cm, 376 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Aslı Biçen, “Şonagon Hanımefendiye Misafir Olmak”, Cumhuriyet Pazar Eki, 2006

Bazı kitaplar bize kendimizi misafirlikte gibi hissettirir, öyle uzak bir coğrafyada öyle bilmediğimiz bir kültürde buluruz ki kendimizi, hayret duygusunu yitirmemiş eski zaman seyyahları gibi dikkatle etrafımıza baka baka dolaşırız bu kurgu-mekanda. Peki ya mekan kurgu değilse? Bu durumda tarihten bahsetmek gerekir; tarihi gerçeklerden kurulu bir metinden. Memleket tedrisatından geçmiş çoğu bahtsızın yüzünü buruşturmadan telaffuz edebileceği bir kelime değildir tarih. Savaşların, uluslararası ilişkilerin, seçilmiş, elenmiş, kalıbına uydurulmuş tarihi biliriz biz. O yüzden de 1000 yıl önce, yani dünyada daha ancak destanlar varken, oturup kendi hayatını tümüyle öznel bir bakış açısıyla yazmış bir saray hanımefendisinin, yastık-altı defterini karıştırdığımızda bize hiç de tarih gibi gelmeyecektir.

Sei Şonagon’un misafirisiniz artık ama sakın ha kaftanınızın eteklerini düzeltip durmayın, elinizi ayağınızı da mangala uzatmayın, sinir olur. Çayınızı yudumlarken, Japon saray hayatının türlü ayrıntılarını sayıp döker size, belki de Kurosawa’nın tarihi filmlerinde duyduğumuz, daima küçük bir çocukla konuşuyormuş gibi gülücükler barındıran şu ilginç kadın sesiyle. Saray kedisini korkutan zavallı köpeciğin başına gelenleri anlatır, kar yağdığı zaman bahçede yapılan kar dağının kaç günde eriyeceğine dair tutuşulan bahsi, bayram günlerinde kutsal yerlere yaptığı ziyaretler sırasında yaptığı bir tespiti: Vaizler mutlaka yakışıklı olmalı, malum ibadet sırasında daima onlara bakılıyor. Kim şık, kim rüküş fısıldayıverir kulağınıza, yine o kahkahalı sesiyle.

Şonagon’un sarayı, emsallerinden bildiğimiz gibi öyle çok gösterişli bir yer değildir, ihtiyaç duyuldu mu bazı kısımlarının tahtaları sökülüp yakılabilir. İnsanlar birbirleriyle sürekli şiirler üzerinden mesajlaşırlar; hepsi 8-10 ciltlik bir eski Çin şiirleri antolojisini ezbere bilir. Birisi bu ciltlerce külliyatın içinden rasgele iki mısra seçip yolladığında, şiirin devamını, neyi ima ettiğini şıp diye anlayıp hemen başka bir şiirle karşılık verirler. Bazen bizzat oturup kendileri şiir yazar, yine bu şiirlere göndermede bulunarak. Özel ulakların taşıdığı mesajlara cevap vermemek çok ayıptır. Siz çayınızı yudumlarken, Şonagon hanımefendi belki de yanınızda, hemen o anda gelmiş bir mesaja cevaben, kendisine hediye edilmiş, pek de hora geçmiş, çok güzel bir kağıda, divitini mürekkep taşına sürte sürte böyle bir mesaj yazacak, sonra da İmparatoriçe’den zekasına övgüler alacaktır. Zira çok iyi, “erkeklere has” bir eğitim almış olan Şonagon, engin kültürü, edebi yeteneği, zekasının kıvraklığı ve hazırcevaplığıyla herkesi büyüler. Bilhassa erkekleri.

Erkeklerle kadınların genelde paravanlar ardından konuştukları için birbirlerini görmedikleri, camsız, kepenkli, loş odalarda yaşadıkları, geceleri de aydınlatmanın pek iyi olmadığı düşünülürse, kitapta anlatılan sevgili trafiği, geceleyin gizlice gelip şafak vakti kimselere duyurmadan gitmeler daha bir anlam kazanır çünkü sevgili seçiminde fizikten ziyade akıl ön plana çıkar. Yazılar ve mesajlar üzerinden doğar ilişkiler. Mesela Şonagon Hanımefendinin ahım şahım güzel olmadığı rivayet edilse de erkekler arasında revaçtadır. Cinsel özgürlüğün son derece fazla olduğu, sadakat kavramının pek rağbet görmediği dönem, daha sonra ahlakçı eleştirmenler tarafından tenkit edilecektir.

Zaman zaman, değer yargılarıyla, unvana ve mevkiye büyük saygı duyan yaşlı teyzenizi hatırlattığı için ondan biraz soğuyabilirsiniz ama size içini açtığı muhteşem listeleriyle gönlünüzü tekrar fethedecektir. Şöyle şeyler yazabilmiştir çünkü o listelerde:

“Yavrularını besleyen serçeler. Küçük çocukların oyun oynadıkları yerlerden geçmek. Mis gibi tütsü kokan bir odada uyumak. Zarif Çin aynasının biraz puslandığını fark etmek. Yakışıklı bir erkeğin arabasını kapınızın önünde durdurup hizmetkârlarına ‘geldiğimi haber verin” demesi... Birini beklediğiniz gecelerde rüzgârın camınıza savurduğu yağmur damlalarının sesiyle birdenbire irkilmek” (İçinizi Kıpır Kıpır Eden Şeyler)

“Taşradan gelen bir mektup, ama yanında hiçbir hediye yok. Başkentten taşraya gelen böyle bir mektup için de aynısı söylenebilir; fakat yine de içinde bir sürü sosyete haberi olacağından, onda bir teselli bulabilir insan” (Moral Bozucu Şeyler)

“Bir kaba su dökerken suyun üzerinde oynaşan ışık” (Temizlik Hissi Veren Şeyler)

“İnsan birini sevmez oldu mu başka biri haline geldiğini zanneder, halbuki hâlâ aynı kişidir” (Birbiriyle Kıyaslanamayacak Şeyler)

“Birisi size hıçkırarak acıklı bir hikaye anlatır; onu samimi bir merhametle dinlersiniz. Bununla birlikte tek bir damla gözyaşı dökemeyecek durumdasınızdır ki bu da pek münasebetsiz kaçar. Yüzünüze ağlamak üzereymişsiniz gibi şekiller verseniz de hiçbir şey değişmez: Tek damla gözyaşı dökemezsiniz” (Münasebetsiz Şeyler)

“Bir hayranınız gizlice ziyarete geliyor, ama köpek onu fark edip havlamaya başlıyor. İnsanın hayvanı gırtlaklayası gelir... İlişki yaşadığın bir adam eskiden tanıdığı bir kadını methettikçe ediyor. Bu geçmişte kalmış bir şey olsa da fazlasıyla sinir bozucu olabilir. Hele kadınla hâlâ görüşüyorsa daha beter! (Yine de bazen o kadar o kadar da kötü gelmiyor)” (Gıcık Şeyler)

“Birlikte yaşasa da aralarında mesafe bırakabilen insanlar.” (Nadir Şeyler)

“Kardeşler arasındaki ve birbirini sevmeyen bir ailenin diğer üyeleri arasındaki ilişkiler” (Yakın Ama Aslında Uzak Şeyler)

“Çam ağacı. Sonbaharda kırlar. Bir dağ köyü. Dağda bir patika. Turna. Geyik. Dondurucu soğukta bir kış manzarası. Kavurucu sıcakta bir yaz manzarası.” (Resmi Yapılınca Güzellikçe Kazançlı Çıkan Şeyler)

Hayatını süsleyen bütün ayrıntıları, kendisini iyi ya da kötü etkileyen, beğendiği ya da tiksindiği her şeyi sizinle paylaşır. Öyle ki 1000 yıl önce yaşamış bu müstesna kadının size ne kadar benzediğini, nasıl sizinle aynı şeyleri kafaya taktığını, gıcık olabileceğiniz şeylere gıcık olup, hoşlanabileceğiniz şeylerden hoşlandığını görürsünüz. İnsanın zaman içinde tekamül ettiğine duyduğunuz inanç biraz ironik görünmeye başlar belki, 1000 sene önce Japonya’da saray hayatı yaşamış bir nedimeyle ne kadar çok ortak zevkiniz ve kaygınız olduğunu gördüğünüzde. Şimdiye kadar kitap şeklinde karşınıza çıkmış en gerçek insan Sei Şonagon olabilir. Çayınızı yudumlayın, misafirliğin keyfini çıkarın, onun gözünden 1000 yıl öncenin Japonya’sına bakın. Tarih her birimizin tek tek yaşadığı şeydir bir yandan da. Dünyanın her yerinde 3000, 5000, 8000 yıl önce yaşamış insanlarla nasıl ortak dertleri paylaştığımızı, gündelik hayatın güzellikleri ve çirkinlikleri içinde nasıl savrulduğumuzu, zayıflığımızı, küçüklüğümüzü, aynılığımızı, kültürle kendimize yarattığımız emniyetli cepleri, hayatı kendimiz ve birbirimiz için zorlaştırsak da neticede hep aynı türün üyeleri olduğumuzu hatırlayın.

Bir de unutmayın, bu kitap sizler için, ben dahil 83 çevirmen tarafından çevrildi, ilk sayfayı çevirip onların da isimlerine şöyle bir göz gezdirin.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova