ISBN13 978-975-342-567-4
13x19,5 cm, 376 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Hülya Atakan, “Bir parça beyaz, süslü kâğıt...”, Virgül, Mayıs 2007

Baharda, günün en güzel vakti şafaktır. Hava yavaş yavaş ağarırken, dağların siluetleri ölgün bir kızıla boyanır, üzerlerinde leylak rengi bulut huzmelerinden bir yol oluşur.

Doğa güzellemeleriyle bezeli Yastıkname’nin öyküsü, yazarı Sei Şonagon’un bir parça Miçinoku kâğıdına duyduğu özlemle başlar. Bir parça beyaz, süslü kâğıt onu mutlu eden şeylerin başında gelir; hatta bu, kaliteli ve beyaz olduktan sonra düz bir kâğıt bile olabilir. “İmparator Tarihçinin Kayıtları” isimli kitaptan artakalan bir tomar kâğıt... meraklı bir saray nedimesinin on yıl boyunca yaşadığı bir sarayın çevresinde olup biten her şeyi, gözlemleri, düşünceleri ve duygularını en küçük ayrıntısına kadar yazdığı yastık altı notları, bu fazladan bir tomar kâğıt sayesinde günümüze ulaşır.

Heian döneminin hüküm sürdüğü binli yılların başıdır. Japon imparatorları, dili, dini başta olmak üzere kültüründen ve yaşam felsefesinden oldukça etkilendikleri komşuları Çin dahil dış dünyaya kapılarını kapamış, adalarına çekilmiştir. Yastıkname öncesine kadar, Akira Kurosawa’nın kılıçları havada savrulan, oradan oraya sıçrayıp duran samurayları ve 80’li yılların Şogun dizisinin ünlü Toranaga Anjinsan’ıyla tanıdığımız Japonlardan eser yoktur. Yalnızca doğanın güzelliklerinin ve aşkın estetiğinin yansıtıldığı bu şiirsel dünya ile Şonagon, Japonların o erkeksi, savaşçı ruhlu karizmasını yerle bir ederken, okurun yüzüne muzip bir tebessümü de davet eder.

Heian döneminin ismi, başkentleri Heiankyo’dan gelir. Şonagon notlarında sarayın dokuz katlı bahçesinden bahseder. Şakayıklar, zambaklar, kasımpatıları, süsenler ve elbette ünlü erik ve kiraz ağaçları; üstelik çiçeklerinin renklerine göre saf saf sıralanmış... Görenler, günümüzdeki ismiyle Kyoto şehrinin bugün de sayısız tapınakları ve görülesi güzellikte devasa parkları ve bahçeleri olduğunu anlatır. Beş bin kişilik sarayda kültürlü, seçkin bir zümre yaşar. Köylüler ise ikinci sınıf insanlardır, dahası yaratıklar. Şonagon’un, kitabında bu yoksul insanları sepet kurdu ve haşarata benzetmesi iticidir; börtü böceğe, ota sapa kadar öylesine methiyeler dizmiş bir kadının bu denli acımasız olabileceğini anlamak zordur.

Sei Şonagon o dönemde kitabı olan tek kadın değil. Heian dönemi, Japon edebiyat tarihinde kadın yazarların belki de en şanslı oldukları dönem. Genci’nin Hikâyesi ile tanınan Murasaki Şikibu da bu dönemin ünlü kadın yazarları arasında. Heian döneminde önemli eserler bırakan yazarların neredeyse tümünün kadın olması tesadüf mü? Yastıkname’nin bir bölümünde, saray nazırı bir baba kızına şöyle öğüt veriyor: Önce yazma sanatını, sonra yedi telli biva’yı herkesten iyi çalmayı öğrenmelisin. Ayrıca Kokin Şu’nun yirmi kitabındaki tüm şiirleri ezberlemen lazım. Kokin Şu, iki yüzyıl boyunca yazılmış, bin kısa şiirden oluşan bir şiir antolojisi. Japonların o tarihte kız çocukları için okuma yazma konusunda bu denli ileri görüşlü olması tam bayan okurları hoşnut etmeye başlamıştır ki, her doğan çocuğu kız olan bir ilim adamının, Şonagon’un Moral Bozucu Şeyler listesinde yer alması ile bu sevinç yarım kalır. İlim ve uzmanlık isteyen işler aile işi olarak sürdürülür ve kız çocukları bu işler için uygun görülmez.

Heian döneminin bir kadın duyumsaması ile yansıtılıyor olması, Yastıkname’yi kadın edebiyatı sınıfına mı dahil eder? Ara ara kitapta Şonagon’un feminist duyguları da yer alır. Heian döneminde, Şonagon gibi sarayda yaşayan kadınlar şanslıdır, ama diğerleri için aynı şeyi söylemek mümkün müdür? Onlar eşleri tarafından kötü muamele gören, tarlalarda köle gibi çalışmaya zorlanan çoğunluktur. Erkekler saray kadınlarını zevk ve eğlenceye düşkün bulur, onlar herkesin gözünün içine çekinmeden bakarak konuşan, altta kalmayıp, üstelik zarif bir şekilde laf yetiştiren bilmiş kadınlardır. İmparatoriçeye eşlik edecek nedimeler iyi eğitimli kızlardan seçilir. Nitekim Şonagon da edebi kimliği olan bir aileden gelir; babası ve büyük dedesi Japonların ünlü şiir antolojilerinin şairleri arasındadır. Şonagon mektuplarında ve sohbetlerinde, atalarından gelen bu ustalığını iyi kullanır ve her fırsatta kanıtlamaya çalıştığı zekâsı ve yetenekleri ile erkeklere karşı kazandığı üstünlük ona mutluluk verir. Otlar, böcekler dahil hiçbir ayrıntıyı kaçırmayacak kadar çevresindeki her şeye meraklı hali, müthiş gözlemciliği, zarafeti, şiir yeteneği, kendinden emin tavırları, çevresindeki herkesi kendine hayran bırakan zekâsı, başına buyruk, özgür ve içten halleri, onun sosyal sınıfa, dış görünüşe, gösterişe, mevki ve unvana aşırı değer veren sevimsizliğini perdeler.

Yastıkname kadın edebiyatının bir parçası olmaktan öte, bir Japon klasiğidir. Şonagon’un, içinden geldiği gibi, çalakalem aldığı notlar bir döneme ışık tutar. Bu yönüyle Yastıkname, bir tarih kitabı gibidir. Heian dönemi, estetiğin ve sanatın ağır bastığı, şiir antolojilerinin büyük küçük herkesçe deliler gibi ezberlenip yutulduğu, iletişimin büyük oranda şiirlerle yapıldığı barışçıl bir dönemdir. Odaları ayıran paravanlara, kadın erkek herkesin kullandığı yelpazelere işlenmiş renkli resimler resim sanatının gelişmişliğini, parlak renklerde ipek ve değerli kumaş giysiler ise dokuma ve boya endüstrisinde katedilen yolu gösterir. Notlar, tapınaklarda ve sarayda sutraların okunduğu, ayinlerin ve törenlerin düzenlendiği, insanların sık sık perhiz günü inzivalarına çekildiği bir dinin ipuçlarını verir. Şonagon’un mevki-unvan hayranlığı sayesinde, dönemin idari anlayışı, saray erkânı, taht çekişmeleri, ülkenin ekonomik durumu, sosyal sınıflar, kadın-erkek ilişkileri, askeri törenler, sayısız bayramlar ve önemli günleriyle renkli bir yaşam, başkent Kyoto’nun muhteşem doğası içinde Yastıkname ile birlikte gün ışığına çıkar.

Kitapta geçen her şeyin saray ve çevresinde olup bitenlerle ilgili olduğu düşünülürse, Yastıkname’yi bir saray ya da soylu edebiyatı olarak değerlendirmek mümkün mü? Kedi köpeğin bile soyluluk unvanlarıyla taçlandırıldığı saraydan bayramlar, törenler, dans gösterileri eksik olmaz. Ne de çok kutlanacak günleri vardır. Bayramlar yılın ilk ayı olan Filizlenme Ayının ilk gününden itibaren başlar; Körpe Otlar Bayramını Mavi Atlar Bayramı, Zambak Bayramını Ölüler Bayramı, Kızlar Bayramını ise İlk Meyveler Bayramı ve daha yüzlercesi izler... Tuhaf alışkanlıkları ve garip gelenekleri olan bu insanlar arasındaki iletişim neredeyse tümüyle şiirledir. Şiir, insanların zekâ ve kavrayışını ölçmekte kullanılan en önemli sınavdır; oyunlarından mektuplarına günlük yaşamlarının her anında mısralar yer alır. Kitapta, Şonagon’un hatırlayamadığı bir dizeyi sarayda öteberi taşıyan bir çocuğun ona hatırlatması, şiirin toplumda taşıdığı önemin bir göstergesi olarak belirir.

Yastıkname’yi X. yüzyıl sonlarında, dünya edebiyatı ortamında değerlendirmek doğru olur mu? Ne büyük bir mutluluk ki Japonya, “On Bin Yaprak Derlemesi” diye bilinen Manyo Şu dahil yirmi ciltlik şiir antolojisini, efsanelerini, tarihini, binlerce dizelik sutralarını, törenlerini ve geleneklerini VII. yüzyıldan itibaren kayıt altına almış. O dönemde dünyada kahramanlık destanları, şövalye hikâyeleri ve mitolojik öyküler kulaktan kulağa aktarılmakta. Ortaçağın bağnaz Avrupa’sında Yastıkname gibi nikki, zuihitzu karışımı bir kitabı hayal etmek mümkün mü? Türkler Anadolu’nun kapısını çalmak üzere, nesilden nesile aktarılan Dede Korkut, Oğuz Kağan destanlarıyla geçer göçer bir yaşamın izleri ancak takip edilebiliyor. Ortadoğu’da ise durum farklı, ortaçağ bu coğrafyanın her alanda yaşadığı altın çağlar. Tebriz, Bağdat, Semerkand, Buhara... Ömer Hayyam’ın Rubailer’i, Firdevsi’nin Şehname’si, Ferideddin Attar’ın Mantık-ut Tayr’ı ve Nizami’nin Hüsrev ile Şirin’i, Leyla ile Mecnun’u ki manzum romanın öncüleridir... Fars edebiyatı ileride Türkleri olduğu kadar Batı’yı da etkileyecektir.

Yastıkname, günceler ya da anı kitapları grubuna da dahil edilebilir; Şonagon’un içinden geldiği gibi yazdığı bu kitapta insan ne ararsa onu bulabiliyor. Bir tarih kitabı, bir günce, anı, çoğunlukla da denemeler...

İş-ev, dört duvar ve kalabalıklar... üstelik büyük bir kentin hengâmesinde hızlı bir koşturmaca. Ne akan mevsimler, ne yağan kar, ne yağmur şıkırtısı, ne açan çiçek, ne öten bir kuş... doğanın tüm güzelliklerinden uzak akıp giden bir ömür... Böyle karanlık günlerde Yastıkname, kimi altın kürelere benzeyen meyveleriyle portakal ağaçlarının dalları arasında saklanmış guguk kuşu hototogisu’nun ötüşlerinde, kimi de karla kaplanmış erik ağacı çiçeklerinin dayanılmaz güzelliğinde soluk aldırır.

Şonagon’un muhteşem listeleri vardır. İçinizi kıpır kıpır eden şeyler, zarif şeyler, sevimli şeyler, mutluluk veren şeyler, görülmeye değer şeyler, kıymeti kalmamış şeyler, gıcık şeyler, can sıkıcı şeyler... Hepsi de okunası güzellikte listelerdir. Onları okurken farkına varmadan insan kendi listelerini yapmaya başlar...

Yastıkname’nin ilk ve son sayfaları mor, üzüm moru, ve bu renkle kaplanması tesadüf mü? Üzüm moru rengindeki kumaşlar, mor olan ne varsa; çiçek, iplik, kâğıt her şey Şonagon’un “Muhteşem Şeyler” listesinde. Bu arada mor rengin asaleti temsil ettiğini, saray dışında kullanılmasının yasak olduğunu belirtmek gerek.

Mektuplar ise günlük iletişimde günümüz cep telefonları kadar sık kullanılan bir yöntem. Özellikle ismi bile pek zarif olan ertesi gün mektupları... Tanımadıkları erkeklerin kendilerine bakmalarından bile son derece rahatsız olan ve kendilerini sürekli bir yelpaze ya da bir paravan arkasına gizleyen Heian kadınının, havanın kararmasıyla birlikte saray koridorlarında başlayan sevgili trafiği inanılmazdır. Birlikte geçirilen bir gecenin ardından, şafak sökmeden, kimseler görmeden erkek bir an önce evine gidip ertesi gün mektubunu yazmaya koyulmalıdır. Mektuplar gönderilirken ince bir kurdeleyle sarılır ve mutlaka mevsime uygun bir çiçek dalına iliştirilir; bu çiçek açmış erik veya kiraz dalı da olabilir, lavanta dalı veya nilüfer yaprakları da.

O dönemde kullanılan Japon takvimindeki ayların adları ise çok zarif: Ocak, Filizlenme Ayı; Şubat, Çamaşır Serme; Temmuz, Şiir Yazma; Ağustos, Yaprak Dökümü; Ekim ise Tanrıların Olmadığı Ay’dır...

Vakit isimleri de masal gibi: kaplan vakti, öküz vakti, koyun vakti, maymun vakti... fare vakti, elin ayağın çekildiği uyku saatleri olmalı. Muhafız subayı, sarayda saati anons ediyor: Öküz vakti, dördüncü çeyrek... Yani sabaha karşı 3:30.

Geçen yaz, Yastıkname ile kitapçıdan eve dönerken, yol boyu uzun uzun kapak resmine bakmıştım. Doğrusu bizim minyatürlerimizi andıran bu eski resimden –eskiliği dışında– fazla da bir şey çıkaramamıştım. Belli belirsiz de olsa incecik bıyıkları, dudağının hemen altında ve çenesinde ince sakalları olan bir erkek yerde, bir yaygının üstünde bağdaş kurmuş oturmuş, kafasının üstündeki küçücük düz takke ve arkasındaki dikey süs, adama kapağı açılmış bir konserve kutusu görünümü vermiş. İki eliyle kapkara büyükçe bir şeyi kucaklamış. Bu şey, sanki bir müzik aleti. Hemen önünde, yerde duran kapkara şey ise bu tuhaf müzik aletinin kutusu olmalı, belki de bir go tahtası. Arkasında ayakta duran kadın ise kollarını öne doğru uzatmış, yerde oturan adama doğru hafifçe eğilmiş. Belki birazdan adamın yanına oturacak ve çaldığı şarkıya eşlik edecek. Upuzun gece siyahı saçları tel tel omuzlarından aşağıya dökülmüş. İkisinin de yüzündeki ifadesizlik dönemin güzellik anlayışını yansıtıyor. Tamamıyla alınmış ve biraz yukarısından kalınca çizilmiş kaşlar, onun altında ince bir çizgi gibi uzanan gözler, minicik bir burun ve dudak, kalın bir pudra tabakası ile maskelenmiş bir yüz. Üzerlerinde kat kat, bol kumaşlı giysiler kıvrım kıvrım yerlere yayılmış ve biraz ötelerinde uzunlamasına duran mangala bakılırsa mevsim kış.

Kapaktaki resimle ilgili tek açıklama ise kitabın ön yüzündeki kısa nottu. Kapak Resmi: Genci Monogatari için yapılmış rulo-resimden detay. Yaklaşık XII. yüzyıl.

Genci’nin Hikâyesi yalnızca Japonya’nın değil, aynı zamanda dünyanın da ilk romanı olarak kabul edilen, tıpkı Şonagon’la aynı dönemlerde sarayda nedime olarak yaşamış Murasaki Şikibu’nun, Genci ismini verdiği bir prensin ve ailesinin başlarından geçen öyküleri anlatan kitabıydı. Elli dört bölümlük kitaptaki öyküler XII. yüzyılla birlikte rulo-resimlere aktarılmıştı. Kapaktaki resim ise, bugün Tokyo dahil Japonya’nın birkaç müzesinde ve tapınaklarında ulusal hazine gibi korunan on dokuz rulo-resimden biriydi. Yerdeki yaygının üstünde oturan adam Genci’nin oğlu Akşam buğusu, Yugiri; elinde tuttuğu, sevgilisinin annesinden gelen uzun bir mektup; önünde yerde duran kutu ise, dikkatlice bakıldığında mürekkep taşı ve fırçalar dahil tüm yazı takımının da seçilebildiği bir yazı sehpası. Arkasındaki kadın ise eşi Kumoinokari. Kollarını uzatmasının nedeni, mektubun bir sevgiliden geldiğini hissetmiş olması ve mektubu kocasının elinden kapmak için fırsat kollaması. Yani resimde daha önce düşündüğüm gibi bir aşk değil, aksine bir aile dramı yaşanıyor. Orijinal resimde, kapakta görülmeyen birkaç ayrıntı daha var: Sağdaki paravanın arkasında Yugirilerin hizmetkârları iki genç kız, kulaklarını aradaki paravana olabildiğince dayamış içeriyi dinliyor. Bir düzeltme daha: Mevsim kış değil, aksine sıcak bir yaz günü. Yastıkname bana dünya romanlarının öncüsü Genci’nin Hikâyesi’ni okuma şansını verdi. Her ne kadar günümüzde, o geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Japonların bile fiziksel görünüşleri dahil tüm yaşamlarıyla Batı’ya benzeme telaşlarına –Doğu mu demeliydim?– bir anlam veremesem de, bir zamanların Japonlarını, onların masalsı dünyalarını tanımak yine de güzeldi.

Kitapta biri diğerinden bağımsız, kronolojik olmayan yüzlerce bölümün her biri neredeyse ayrı bir çevirmen tarafından Türkçeleştirilmiş ama bütünde bu hiç mi hiç fark edilmiyor. Sözcük ve kavram birliği ve cümle kuruluşlarıyla kitap sanki tek bir kişinin kaleminden çıkmış gibi. Yastıkname’nin telif geliri bu proje sayesinde kurumsallaşan Kitap Çevirmenleri Birliği’ne adanmış. Yastıkname aslında büyük oranda çeviriden çeviri... Başta Ivan Morris’in İngilizce çevirisi olmak üzere, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve orijinali Japoncadan çevrilmiş. Yastıkname projesini gerçekleştiren tercüman ordusu, Heian döneminin Japon edebiyatını ve kültürünü tanıma şansını bu denli yakından tanımış ve biz okurlara bu denli kusursuz yansıtmışken, dilerim bu kez programlarına günümüz Türkçesiyle Genci Monogatari’yi de alırlar.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova