ISBN13 978-975-342-782-1
13x19,5 cm, 320 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Emre Ayvaz, “Mimesis’in eksikliği olsa da...”, Kitap Zamanı, 1 Kasım 2010

Alman filolog ve edebiyat tarihçisi Erich Auerbach, çok önemli ve hâlâ Türkçeye çevrilmemiş kitabı Mimesis: Batı Edebiyatında Gerçekliğin Temsili’ni 1936-1947 yılları arasında bulunduğu İstanbul’da yazdı. Tabii “bulunmak” fiilinin sükunetine aldanmamak gerek: 1935’te, Nazi iktidarı tarafından filoloji profesörü olduğu Marburg Üniversitesi’nden atılmış ve Türkiye’den davet alınca, çaresiz kabul etmişti.

Kendisi de bir Türk üniversitesinde Alman edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri veren Martin Vialon’un, büyük bir emek vererek yayına hazırladığı “Erich Auerbach” seçkisi Yabanın Tuzlu Ekmeği’nin başındaki uzun sunuş yazısından, Auerbach’ın Nazilerden İstanbul’da da tam olarak kurtulamadığını öğreniyoruz: “Auerbach İstanbul’daki göç yılları süresince Alman Nazi makamları tarafından izlenmişti. Nasyonal Sosyalizm’in İstanbul’daki temsilcileri Alman Lisesi gibi kültür kuruluşları ve Alman konsolosluğu idi. (...) İstanbul’da Almanca olarak yayımlanan Türkische Post adlı gazete Nazi çizgisine getirilmişti ve Alman büyükelçisi Franz v. Papen Türk basınında Alman yanlısı bir atmosferin oluşması için maddi kaynak sağlıyordu.” Buna bir de İstanbul kütüphanelerinin Batı edebiyatı araştırmaları açısından –hele Auerbach gibi çok dilli bir âlim için– yetersizliğini eklemek gerek.

Mimesis’i zengin bir kütüphaneden mahrum olmaya borçluyum”

Ama bu yetersizliğin aslında Mimesis’in yazılabilmesini mümkün kılan şey olduğunu Auerbach kitabının sonsözünde kendisi söyler: “Şunu da eklemeliyim ki, bu kitap, savaş sırasında, kütüphaneleri Avrupa araştırmaları için pek yeterli olmayan İstanbul’da yazıldı. Uluslararası haberleşme engelleniyordu; yazdıklarım için ihtiyaç duyduğum süreli yayınların, yakın zamanda kaleme alınmış araştırmaların ve ele aldığım metinlerin güvenilir eleştirel edisyonlarının hemen tamamından mahrumdum. (...) Öte yandan, bu kitabın varlığını böyle zengin ve uzmanlaşmış bir kütüphaneden mahrum oluşuma borçlu olduğu da söylenebilir. Onca konu hakkında yapılmış onca çalışmaya erişimim olabilseydi, hiçbir zaman kitabı yazmaya başlayamayabilirdim.”

Homeros’tan Virginia Woolf’a kadar bütün bir “Batı edebiyatı”nı, gündelik gerçekliğin edebiyat aracılığıyla temsil edilişindeki dönüşümü takip ederek elden geçiren beş yüz sayfalık Mimesis’in çok gecikmeden “okunmayan meşhur kitaplar” arasında yerini almasının sebepleri arasında, bir bilgi alanı olarak filolojinin devrinin geçmiş olması gösterilebilir. Auerbach, geçmişin ve şimdinin bilgisine dikkatle ve huşu içinde yaklaşan, onu bir insanın asla tek başına sırtlayamayacağı ama sanki –Mimesis’in başına epigraf olarak koyduğu Andrew Marvell alıntısıyla söylersem– “yeteri kadar yeri ve vakti” olsa pekâlâ sırtlayabileceğine inandığı devasa bir kütle olarak gören sabırlı ve çalışkan bir âlimler kuşağına mensuptu. Edward Said’in 1960’larda İngilizceye çevirdiği ve çok sık atıfta bulunduğu –ve Yabanın Tuzlu Ekmeği’ndeki son yazı olan– “Dünya Edebiyatının Filolojisi”nde, Auerbach bu devasa kütleyi sırtlanmanın yolunun “ansiklopedik bilgiyi” depolamaktan değil, ona doğru şekilde yaklaşmaktan geçtiğini söyler (filoloji geleneğinin önemli halkalarından Nietzsche’nin “perspektivizm”ine gönderme yapar burada.) Kritik karar anı –aslında “karar” kadar rasyonel de olmayan o kalkış noktası, Almancasıyla Ansatzpunkt– işe nereden ve nasıl başlanacağıdır. Bu başlangıç, Mimesis’in birbirini kronolojik olarak takip eden yirmi bölümünde de, ele alınacak temsil edici metinden yapılan uzun bir alıntıdır. Öğrencilerinden Martin Hellweg’e İstanbul’dan yazdığı mektupta (22 Mayıs 1939) Auerbach bu kalkış noktasının –doğru alıntının– önemini anlatır: “...çalışma tekniğinde genel bir sorundan değil, iyi seçilmiş, sınırları belirli tekil bir fenomenden yola çıkarsanız iyi olur; örneğin bir sözcüğün tarihi veya bir bölümün yorumu gibi. Tekil fenomen ne kadar küçük ve ne kadar somut olursa o kadar iyi. Ayrıca hiçbir şekilde bizim veya diğer uzmanların kullanıma soktuğu bir kavram değil, konunun kendi sunduğu bir şey olmalı. Aksi takdirde malzemeyi işe yarar hale getirmekte büyük güçlüklerle karşılaşılır ve bunların üstesinden gelebilmek ancak zorlama yoluyla olur.” Auerbach’a ve hem sürdürücüsü hem de yenileyicisi olduğu Alman hermenötik geleneğine göre, konuya derin bir hakimiyet ve keskin bir sezgiyle yakalanacak bir tür ipucu ya da iz aracılığıyla, o ana kadar dilsiz olan metin, alime kendi anlamının yolunu açacaktır. Filoloji dille sadece dilin kendisi için değil, tarih dilin içinde saklı olduğu için ilgilenir; dolayısıyla filolog aslen tarihçidir ve dil üzerine düşünürken yapmaya çalıştığı şey de aslen geçmişin ne olduğunu, bizzat geçmişin temin ettiği araçlarla açığa çıkarmaktır.

Son yılların en heyecan verici kitaplarından biri

Auerbach’ın “Dünya Edebiyatının Filolojisi”nde bir tehlike olarak dikkat çektiği “akademik uzmanlaşma”nın çözmeye çalıştığı ve çözemediği bir iç çelişki vardır burada ve yine Edward Said, yayımlanışının ellinci yıldönümü vesilesiyle Mimesis’e yazdığı önsözde buna değinir: “Mimesis’in başarısı da, kaçınılmaz ve trajik kusuru da buradadır: Tarihsel dünyanın edebi temsillerini inceleyen insan zihni, bunu ancak diğer bütün yazarların yaptığı gibi yapabilir –yani kendi devrinin ve kitabının sınırlı perspektifinden.” Daha başlığından itibaren kendisini günümüzde çoktan otoritelerini kaybedip delik deşik edilmiş “Batı”, “gerçeklik”, “temsil” gibi büyük kavramlara dayandıran bir kitaptır Mimesis (Said böyle iddialı bir başlığın, Mimesis hâlâ bu kelimelerin hakkını en iyi veren kitaplardan biri de olsa, aslen ihtiyaç duyduğu kaynaklardan mahrum olan Auerbach’ın kitabının akademik açıdan eksik ve kusurlu bulunması ihtimaline karşı aldığı bir önlem olduğunu söyler.) Ama bu Auerbach’ın düşüncesini ve büyük kitabını, aradan geçen zamanın da gösterdiği gibi, ne geçersizleştirmiş ne de değersizleştirmiştir.

Mimesis’i okumaya, ele aldığı Dante, Proust ya da Virginia Woolf’un kitapları kadar ihtiyacımız var. Zaten, Auerbach’ın Türkiye’den yazdığı mektuplar (özellikle Walter Benjamin’e yazdığı 3 Ocak 1937 tarihlisi), çok önemli on dört yazısı ve Martin Vialon’un “âlimâne” önsözü ile son yılların en heyecan verici kitaplarından biri olan Yabanın Tuzlu Ekmeği de, bütün tatminkârlığına rağmen, sonunda dönü Mimesis p dolaşıp’in eksikliğini hatırlatıyor: 1940’lar İstanbul’unda, büyük kısmı Bebek-Beyazıt tramvayında hayal edilmiş bir kitap olması bile çoktan bir çevirmenin Mimesis için kolları sıvamasına yetmeliydi.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova