ISBN13 978-975-342-793-7
13x19,5 cm, 176 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Selim Salih, “Edebiyat devrim yapabilir mi?”, Kitap Zamanı, 30 Ocak 2011

İngiliz edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü Rita Felski’nin 2008’de yayımlanan Uses of Literature (Edebiyatın Yararlılığı) isimli kitabı, Edebiyat Ne İşe Yarar? adıyla Türkçede. Felski, çalışmasını tarihsel perspektifi ıskalamayan bir okuma fenomenolojisi, edebiyat kuramını önemli ölçüde tanımlamaya devam eden öncü duyarlığa karşı bir ‘gayri manifesto’ olarak nitelendiriyor.

“Edebiyat ne işe yarar?”, bütün olası “ne işe yarar?” soruları gibi işgüzar bir soru. Bu soruyla edebiyat eleştirisine dair akademik bir çalışmanın başlığında karşılaşınca, nesnesi ile ironik bir düzlemde uğraşan işgüzar bir kitap okuyacağımızı tahmin ediyoruz. Ancak Rita Felski’nin 2008 yılında yayımlanan Uses of Literature (Edebiyatın Yararlılığı) adlı çalışmasının bu başlıkla çevrilmesinin tercih edilmesini, “Yeni Türk Edebiyatı” adı altında öbeklenerek modern Türk edebiyatı ile uğraşmayı kendine “iş edinmiş” onlarca akademik birimle birlikte düşününce, bu işgüzar beklenti bambaşka bir ironiye kapı aralıyor. Bu aralıktan geçmeden önce muhtemel okur cemaatimiz için Edebiyat Ne İşe Yarar?’a biraz daha yakından bakalım.

Felski çalışmasını tarihsel perspektifi ıskalamayan bir okuma fenomenolojisi, edebiyat kuramını önemli ölçüde tanımlamaya devam eden öncü duyarlığa karşı bir “gayri manifesto” olarak nitelendiriyor. Peki nedir bu öncü duyarlıklar ve nedir Felski’nin önerdiği bu edebiyatın yararlılığına odaklanan okuma fenomenolojisi? Felski kendi bakış açısının gayrısı olarak üç okuma tarzı belirliyor ki bunlardan ilki aralık bıraktığımız kapının öte tarafında hüküm süren “toy, estetikleştirici, savunmacı, anti-entelektüalist veya gerici” tutum. Bu tutumu tırnak içine alması önemli, çünkü Felski’nin okuma edimlerini edebiyat kuramı için belirleyici bir duruma yükselten fenomenolojik perspektifinin karşısına ilk elde bu suçlamaların çıkacağını kendisi de belirtiyor. Diğer iki tutumu ise “teolojik” ve “ideolojik” olarak belirliyor.

Edebiyat metinlerine mutlak kudreti atfetmek

Felski, teolojik derken edebiyatın dünyevi olana sırt çeviren, taşıdığı ötekilik nitelikleri ile seküler anlamda da olsa öte dünyaya ait yönlerini öne çıkaran eğilimleri kastettiğini söylüyor. Felski’ye göre farklı dünya görüşleri, siyaset ya da okuma yöntemlerine sahip olsalar da bu eğilimdeki (mesela Harold Bloom, Julia Kristeva ya da Emmanuel Levinas) yazarlar edebiyatın değerinin, onun “analitik, kavram güdümlü siyasi veya felsefi düşünce tarzları”nca ele geçirilemeyecek farklılığından kaynaklandığı görüşünde hemfikir. Edebiyatın biricikliğini savunan bu tutuma itiraz etmenin ilk bakışta zor olduğunu söylese de, Felski, edebiyatı edebiyat olarak okumayla sınırlı bu tutumun, toplumsal olan ile karşı karşıya geldiğinde işi eline yüzüne bulaştırdığını iddia ediyor. Edebiyatı yasaklayıcı bir “Dokunmayınız!” anlayışıyla savunan bu tutumun yanında, “Dünyayı şiir kurtaracak” safdilliği ile özetleyebileceğimiz, edebiyat metinlerine mutlak kudret atfeden büyük anlatı söylemlerine de çatmakta; çünkü kitaplar devrim yapamaz, devrimi ancak okuyan bireyler yapabilir.

Felski, “ideolojik” olarak nitelendirdiği bu tutuma göre edebiyatın “siyasi aydınlanma ya da toplumsal dönüşümün potansiyel aracı olarak kullanılmaya açık” olduğunu belirtir. Aynı tutumun tersten yaklaşımı olan kuşku yorum bilgisine göre ise edebiyat, “statükoyu desteklemek, radikal iştiyakların önünü kesmek ve nihayetinde okurların gözünü boyamak” için kullanılan ideolojik bir araçtır. Her iki yaklaşımda da ikincillik / tabiiyet durumu kaçınılmazdır: “Edebiyat metni eleştirmenin halihazırda bildiğini doğrulamak, başka arenalarda hükme bağlanmış şeyleri örneklendirmek üzere huzura çağrılır”. Kısacası, ideolojik tutuma göre edebiyatın değeri sanki faydasından ibarettir; teolojik tutumlu eleştirmenlere göre ise bir şeyin değerini fayda ile ölçmek, araçların amaçlara indirgenmesidir. Peki Felski ne önermektedir?

“Bu öykü sizi alıp götürecek”

Felksi’nin önerdiği, daha geniş kapsamlı bir “fayda” anlayışıdır. “Estetik değerin faydadan ayrı tutulamayacağını, bununla birlikte metinlere bağlanma biçimlerimizin sıra dışı bir çeşitlilik, karmaşıklık, hatta öngörülemezlik sergilediğini” ileri sürer ki kitap boyunca çatışan ve genellikle yukarıda açıkladığımız iki tutuma dair çeşitli kavram ve yorumlar “öngörülemezlik” düğümü ile bağlanırlar. Öngörülemezlik gündelik olanın ayrılmaz bir parçasıdır ve onun bu istisnai gizemliliğine itibar etmek birtakım cevaplar değil ama peşine düşülmesi gereken sorular sunar. Burada Felski argümanlarına makul dozda fenomenoloji ilave ettiğini belirtir. Husserlcı fenomenolojiye mesafeli olduğunu söyler; dış dünyayı kendi bilincimizin içeriklerine indirgemek için dolaysız deneyimin ötesinde kalan her şeyi paranteze alan “aşkın indirgeme” fikrine de karşı çıkar. Felski, “Riceour’ün fenomenolojiyi, özlerin sezilmesinden ziyade yorumlanması şeklinde yeniden konumlandırılması” düşüncesinden hareket eder. Ricoeur’e göre benlik, “hikâyelerin, metaforların, mitlerin ve imgelerin dolayımlayıcı gücüyle kendi çekirdeğinde oluşmuş” bir başka benliğe denk gelmektedir. Bu bağlamda Kantçı yorumun estetik olan ile sanatsal olanı bütünleştirme eğilimine karşı çıkan Felski, estetik dikkatin “sanat eserlerine verilebilecek olası tepkilerden biri olmakla beraber, pek o kadar da asli veya ayrıcalıklı bir tepki” olmadığını savunur. Peki nedir diğer olası tepkiler?

Kitabın dört bölümüne adını veren “tanıma”, “büyülenme”, “bilgi” ve “şok”. Felski bu dört gündelik fenomenin bilinen dört kavrama karşılık geldiğini ekler: “anagnorisis (bilgisizlikten bilgiye geçme), güzellik, mimesis, yüce (sublime)”. Biz bu dört deneyimi örneğin dört klişe cümleye indirgeyebiliriz: “Okuyunca kendinizi bulacaksınız”. “Bu öykü sizi alıp götürecek”. “Nice isimsiz kahramanın hikâyesini öğreneceksiniz”. “Sarsıcı, şok edici; tek kelime ile sıra dışı gelecek”. Felski benim sloganlaştırarak aktardığım bu deneyimlerin edebiyat kuramı ve eleştirisince hakir görülüp hesaba katılmadığını, hâlbuki bütün eleştirel okumaların bir deneyim olarak sahip olduğu çok-yönlülüğün bu gündelik fenomenlerden ayrı düşünülmemesi gerektiğini belirtir. Çaktırmadan sevdiğimiz televizyon dizilerine bizi bağlayan edimsellik, bir ucundan aynı dizinin arızalarına ya da “Geyikli Gece”nin naylondan dünyasına gösterdiğimiz dikkate de bağlıdır.

Aralık bıraktığımız kapıya gelince... Biliyoruz ki o kapıyı aralayan ironi, Felski’nin “profesyonel eleştirmenler bir zamanların sıradan okurlarıdır, akademik eleştirinin ilkeleri de geniş çaplı izler-kitleye genellikle derslikten süzülerek ulaşır” yargısını bir başka açıdan geçerli kılıyor. Hiçbir şekilde kendi tarihselliğinin farkında olmayan, kavramsal düşünme yeteneğini kazandırmaktan uzak Yeni Türk Edebiyatı disiplinlerinin, Osmanlıca paleografi bilgisine ve dogmatik bir bibliyografyanın ezberlenmesine çakılmış başarı kıstasları, Mehmet Kaplan’ın Şiir Tahlilleri’ndeki “parlak” çözümlemeler gibi edebiyat incelemelerinin ne olduğunu belirlemeye devam ediyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova