ISBN13 978-975-342-792-0
13X19,5 cm, 184 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, s. 11-17.

Yakın zamana kadar yalnızca sanat felsefesi olarak anlaşılan estetik, son otuz yıldır sanat ve kültür üzerine her türlü düşünceyi ve söylemi kapsadığı gibi, çoğu kez eleştiri, kültür incelemeleri ve sanat, mimari ve kent tarihi ile de pek çok ortak ilgi alanı geliştirmiştir. Bu geniş inceleme alanına bakarak estetiğin farklı anlamlarını belirlemek ve estetik yargı ve sanat çözümlemelerinde bu metinde kullanılan fenomenolojik yöntemin ne olduğunu açıklayarak başlamak yerinde olacak.

1750-58'de yayımlanan Theoretische Ästhetik kitabında Baumgarten "estetik" terimini algılanan farklı duyumsal nitelikler için "Wissenschaft der sinnlichen Erkenntnis", yani duyumsal idrakin bilimi olarak kullanmıştır.(1) Bu tanıma göre estetiği en sade şekilde "duyumsallık" olarak yorumlayabiliriz. Böyle genel ve temel bir yorum, aslında daha akademik kullanımları da belirlemektedir. Bu nedenle, estetiği sanat felsefesi olarak tanımlayan ikinci tarz kullanım da, diyebiliriz ki, sanatı anlamaya temel oluşturacak şekilde sanat biçimlerinin duyumsal algısına ve bunların yorumuna bağlı kalmaktadır. Üçüncü anlam ise estetiği "beğeni" olarak yorumlayandır. Burada yine temel konu, duyumsadığımız biçimlere ya da biçimsel niteliklere karşı her zaman bir yargı, yani beğeni ölçütü uyguladığımız kanısıyla ilgilidir. Estetik aynı zamanda popüler ve gündelik kullanımda beğenilen, yani "güzel" anlamına da gelmektedir. Bu çalışmada estetik, sanat felsefesi ya da sanat değerlendirmesi ve yorumu olarak kullanılmakta ve bu kullanım sanat biçimlerinin niteliklerinin ne olduğu, bizi nasıl etkilediği ve çeşitli kültürler içinde nasıl değerlendirildiğini irdelediği için fenomenolojik bir yaklaşım içermektedir. Kitap boyunca bu farklı kültürel değerlendirmeler üzerine karşılaştırmalı yorumlar getirilecektir.

Modernist ideolojilerin sorgulandığı 1960'lı yıllarda Batı üniversitelerindeki kültür incelemeleri alanı, farklı dil ve sanat örneklerinin ve etnografik yaklaşımların ötesinde, estetik konusuna da ilgi göstermeye başlamış ve zamanla estetik başlı başına akademik bir alan olmuştur. Karşılaştırmalı estetik ise özellikle 1980'lerde uluslararası estetik toplantılarının gündemine girmeye başlamış ve giderek yaygınlaşmıştır. Bu konunun öncülerinden ayrıntılı olarak söz etmeye yerimiz olmayacak; ancak burada estetik konusunu karşılaştırmalı olarak ele almanın önemini vurgulamak isterim.(2)

Dünya literatüründe estetik öncelikle Batı anlayışları ışığında ele alınmıştır. Üstelik birçok düşünür "estetik" kavramının Batı-dışı kültürlerde, ancak Batı düşüncesinin ışığında ve özellikle de Kant' tan sonra gündeme geldiğini savunmaktadır. Genelde, sanatın biçim ve anlamlarındaki çeşitlilikler ve dünyadaki farklı yaklaşımlar Batı' nın estetik kuramları ışığında dışlanmış, Batılı sanat ve estetik yargıları yanında önemsiz görülmüştür. Öte yandan şiirin çok eski bir geçmişe ve yaygınlığa sahip olduğu Uzakdoğu'da, örneğin Zen felsefesi gibi farklı felsefeler ışığında, estetiğin bazen deneyimsel, bazen mistik bir dil içinde, kavramsallaştırılamaz, kavramlarla açıklanamaz bir değer olarak gösterildiği de olmuştur. Bu tarz yaklaşımlar Batı'nın akılcı yorumlarının daha genel kullanım kazanmasına yol açmıştır.

Temel sorun, yaşantısal ve çoğu kez deneysel bir olgunun, sözel ve özellikle de yazınsal ve kavramsal olarak anlatılma durumunda karşımıza çıkan çelişkinin aşılmazlığıdır. Kısaca söyleyecek olursak, bir yanda estetiği deneyimsel bir olgu olarak görmeyi yeğleyen ve deneysel'in sürekli değişkenliği içinde onu sanatın ve yaşamın deneyiminde anlık olarak saptamayı doğru bulan Batı-dışı estetik yaklaşımlar ile, diğer yanda aklın üstünlüğü inancına dayanarak estetiği ancak söz ve kavramlarla anlatma yoluyla doğru olarak yorumladığına inanan Batı yaklaşımı gibi iki karşıt yaklaşım söz konusudur. Çelişki şudur ki, anlamayı kavram ve mantık olarak tanımlayan bir yaklaşım aslında anladığı şeyi ister istemez parçalara bölmek, soyutlamak ve genelleştirmek durumundadır. Buna karşın kuşkusuz yaşamın, yaşantının ve onu en bütüncül olarak dile getiren sanatın kendisinin başka kavram gerektirmeyen bir anlayış olduğunu ileri süren birçok Batı düşüncesi de var. Oysa sanatın ve yaşamın deneyselliğine kendini bırakarak anlama ulaşmanın doğru olduğunu varsayan Batı-dışı düşünceler genellikle bu savlarını yazılı ve sözel olarak da ifade etmeye gerek duymamışlardır.(3)

Burada Fransız düşünür Alain Badiou'nun yorumlarını analım. Badiou sanatı gerçeği oluşturan bir biçim kurgusu olarak görmüş ve sanat felsefelerinin indirgeyici olduklarını ileri sürmüştür.(4) Bu düşünceler Batı-dışı estetik yaklaşımların ima ettiği değerleri akla getirmektedir. Batı-dışı sanat hakkında her ne kadar Batı-dışı kültürlerin kendi içinden analitik yazılar yazılmamış ve sanatın ifade ettiği gerçeğin sözel dökümü yapılmamışsa da, açıklamalardan uzak durulması ve sanatsal pratiklerin kendi dinamikleri içinde değişmeye bırakılması –örneğin müziğin notalarla kaydedilmemesi– bu kültürlerde gerçeğin sanatta olduğuna dair bir inancın ve bunun daha başka bir açıklamasının yapılamayacağı düşüncesinin bulunduğunu göstermektedir.(5)

Kuşkusuz bugün konu hiç değilse diyalektik olarak açığa çıkmıştır; bununla da kalmamış, Batı'nın akılcılığı içinde de estetiğe farklı gözlerle bakan ve estetiğin deneyimselliğini savunan söylemler türemiş ve tarih içinde Batı kültüründe de bu tür deneyimsel yaklaşımların var olduğu anlaşılmaya başlamıştır.(6) Öte yandan postmodern felsefe ve çağdaş sanat uygulamaları, bugünkü sanat yaklaşımlarının ve sanat ve gerçek konusundaki düşüncelerin kültürler arasında çok büyük farklar göstermediğine, her ne kadar farklılıklar olsa da, hiçbir kültürün kalın çizgilerle birbirinden ayrılabilecek kadar saf olmadığına ışık tutmuştur.(7)

Batı'da Platon'dan bu yana gelişen söylemleri incelemeden konuya kapsamlı bir şekilde yaklaşmak mümkün değil. Batı'da estetiğe kavramsal olarak yaklaşım bazen yetersiz ve kısıtlayıcı olmuşsa da Batı düşünürlerinin iki bin beş yüz yıl boyunca geliştirdiği sayısız kavramı yakından tanımak gerek. Burada yalnızca "güzel"in ne olduğunu anlamak değil, estetiği bir bilim olarak incelemek ve bir düşünce disiplini olarak geçirdiği aşamaları anlamaya çalışmak söz konusudur. Öte yanda Batı-dışı estetik yaklaşımlarını incelemek için, farklı birçok sanat ve kültür uygulaması üzerine yorumlar yapmak ve yargılar oluşturmak durumundayız. Bu açıdan oldukça eşitsiz bir durum var. Çünkü bu durum, biri bir estetik tarihyazımından yola çıkmak, diğeri ise sanat eleştirisinden ya da sanat yapıtları üzerine yapacağımız yorumlardan yola çıkmak gibi iki farklı rejimi kullanmak anlamına gelmektedir. Batı sanatı da üzerine yazılmış yorumları dışarıda bırakıp ona taze gözlerle bakarak ele alınabilir elbette; ne var ki bu hayli zor bir girişim olacaktır. Çünkü Batı sanatı bizzat bu yazılı yorumlardan ve felsefelerden beslenerek yol almıştır. Öte yandan, beşinci ve altıncı bölümde göreceğimiz gibi Platon gibi bir düşünürün sanat ve şiire karşı tutumu ile, onun zamanındaki heykel, tiyatro, şiir gibi sanatlardaki fiili durumu birlikte düşündüğümüzde, uygulama ve estetik arasında çoğu zaman sonsuz uçurumların olabileceğini de anlayabiliyoruz. Durum ortaçağda da farklı değildi. Aziz Augustine ya da Ficino gibi ideal biçimleri savunan düşünürlerin tezlerini ifade eden sanat uygulamalarının sayısı, kendi zamanlarında bile çok fazla olmamıştı.

Bu durum bir çıkmaz gibi görünse de karşılaştırmalı estetiğin ana konusunu oluşturabilir. Daha doğrusu, kaba genellemelere girmeden ve evrensel düzeyde paylaşılan bazı algı kategorilerinden yola çıkarak Batı ve diğerlerinin estetik yaklaşımlarını sergileyen bir inceleme yapabilir, hiç değilse sanata dair düşüncelerinde Batı' nın daha çok kavramcı, diğerlerinin ise deneyimci yaklaşımlarını inceleyebiliriz.(8) Bu kitabın amacı da bu türde kapsamlı bir dünya estetiğini olabildiğince irdelemek, kendi içindeki çeşitlilik ve çelişkileri görmektir. Özellikle kültür konularında, farklılıklar anlaşılmadan tikelliklerin anlaşılamayacağını, kimliklerin ancak farklı olana kıyasla bilinebileceğini vurgulamak gerek.

Bu kitapta farklı kültür ve zaman boyutları içinde estetik yaklaşımlar ele alınacak, küresel bir sanat felsefesine temel teşkil edebilecek kavramları irdelemenin yanı sıra, sanat eserlerinden, mimariden ve çeşitli kültürel uygulamalardan yola çıkılarak temel farklılıkların çözümlemesi yapılmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda, çeşitli sanatsal ifadelerde kültürlerarası farklılıklar, zaman ve mekân düzenleri üzerinden incelenecek, sanat ve estetiğin, insanın kendini ve dünyayı tanımasında nasıl bir rol oynadığı ve bilinçsel işlevi konusuna yaklaşılmaya çalışılacaktır.

Kitabın ilk bölümünde sanat tanımları "güzellik" ve "gerçek" kavramları üzerinden incelenmekte ve günümüz yazarları kadar Aydınlanma düşüncesi üzerinde de durulmakta, genelde sanat işlerinin sanat felsefesini ne şekilde yansıttığına örnekler verilmektedir. İlk bölümün ikinci kısmında varlık ve imge arasındaki ilişki, imgenin varlığı nasıl yansıttığı ve sanatın bundaki rolü üzerinde durulmaktadır. Aynı bölümün üçüncü kısmında ise Alain Badiou'nun felsefesinden yola çıkılarak sanat ve gerçeklik, sanat ve hakikat ve sanatın temsil mi ettiği yoksa gerçekleştirdiği mi sorusu üzerinde durulmaktadır.

İkinci bölümde estetik farkların kültürle ilişkisi, farklı kültürlerde ne tür zaman ve mekân düzenlerinin ortaya çıktığı, bunların sanattaki ifadeleri irdelenmekte, bölümün ikinci kısmında zaman algısının kültürle ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümde temsil kavramları ve Aydınlanma hareketinin temsil'i ne şekilde etkilediği tartışılmaktadır.

Dördüncü bölüm genel sanat ve estetik kuramlarını açıklamakta, Batı-dışı kültürlerde sanat kuramlarını ve İslam kültürünün estetik anlayışını irdelemektedir. Beşinci ve altıncı bölümler Batı ve Batı-dışı kültürler arasındaki fark ve benzerlikler hakkındaki tartışmaları ve farklı düşünürlerin görüşlerini içermektedir.

Yedinci bölüm modernizm ve modernizm içinde Türk sanatının estetiğe nasıl yaklaştığı; sekizinci ve dokuzuncu bölümler ise genelde ve çağdaş sanatta beğeni sorununu ele almaktadır.

Başlangıçta sözü edildiği gibi, bugün estetik hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde akademik ortamlarda önemli bir yer tutmasına, felsefeden ayrı fakülteler içinde yer almasına karşın, ülkemizde henüz hiçbir üniversitede başlı başına bir bölüm olarak gelişmemiştir. Pek az felsefe bölümünde estetik derslere yer verilmekte; verildiğinde ise genel klasik kuramlar, yani sanat felsefesi tarihi üzerinde durulmaktadır. Estetik, sanat felsefesi tarihi dışında ancak eleştiri olarak ele alınmakta, bu da genelde edebiyat, yani sözlü anlatım kavramlarına bağlı olarak incelenmektedir. Görsel sanatların kendi anlatım ve anlam sistematikleri, bunların bilinç ve dünya görüşleriyle ilişkileri ülkemizde hemen hemen hiçbir akademik disiplin ya da yayında ele alınmış değildir. Sanat tarihi eğitimi ise yalnızca temsil şekillerinin zaman içinde değişimi ve bunların sosyal ortamla olan ilişkisi üzerinde durmakta, temsil şekillerinin analizine ve anlam dünyasına girmemektedir. Çünkü açıktır ki bu ancak estetik biliminin görme ve görseli anlatma şekilleri hakkındaki fenomenolojik birikimi sayesinde mümkün olabilecek bir şeydir.

Çok farklı yorumları bir arada sunan bu metne geçmeden önce kendi görüşümün ne olduğunu özetlemeliyim. Uzun yılları kapsayan sanat ve estetik hocalığım boyunca öğrencilerime her zaman olabildiğince farklı yaklaşımları bir arada, nesnel olarak aktarmaya çalıştığımı belirtmek isterim. Bunun nedeni ansiklopedik bir bilgi deposu oluşturmak değil, sanata çok farklı açılardan yaklaşılabileceğini ve bunların hepsinde bir hakikat payı olduğunu gösterebilmekti. Zira sanat yorumları hiçbir zaman tek ve kesin olamazlar. Aslında Kuhn'un da 1970 tarihli Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında gösterdiği gibi, bilimsel kanılar da tarihseldir ve zaman içinde değişir. Ancak sanatın farklı bir durumu var: Sanat yargıları ve kanıları zaman içinde gelişmez, sadece çeşitlenir ve eski bir yorum zaman içinde tekrar geçerli hale gelebilir. Bu yaklaşımın yanında savunduğum diğer önemli kanı da sanatın bir araç değil bir amaç olduğu, yani sanatla kurulan ilişkinin bir değer olduğu ve insan varlığına ve sahip olduğumuz bilince katkısı olduğudur. Bunların ötesinde daha ayrıntılı konu ve kanıların metin ilerledikçe belirginleşeceğine inanıyorum.

Bu kitapta, birçok temel modern estetik yayından faydalanılarak ve bunlar çözümlenerek, Batı düşüncesine bağımlı kalmadan, sanatın ve sanat biçimlerinin zengin anlatım ve anlam dünyası açıklanmaya çalışılmaktadır. Ancak belirtilmeli ki bu konulardaki kitapların çoğu henüz Türkçeye çevrilmiş değil. Bu nedenle birçok referansın başka dillerdeki kitaplara yapıldığı görülecektir. İrdelendikçe sonsuz bir potansiyel sergileyen bir konuyla karşı karşıya olduğumuz için, kuşkusuz burada sanat ile görme ve görselleştirme biçimlerinin her imkânı incelenmiş değil. Tek bir kitapta buna imkân yok. Ancak bu çalışmanın ülkemizde benzer bir düşünce ve araştırmayı esinlendireceğini, karşı görüşler, yeni açılımlar, eleştiriler getireceğini umut ediyorum.

Notlar


(1) A.G. Baumgarten (1983). Yukarı
(2) Grazia Marchianó İtalyan Estetik Kurumu başkanlığı yapmış ve genellikle Batı-dışı estetik kuramlarını Avrupa'da tanıtmak için çalışmıştır. 2000 yılında, Prof. Raffaele Milani ile birlikte, dünyada ilk kez yapılan, kültürlerarası estetik konusunda bir sempozyum hazırlamıştır. Bkz. Grazia Marchianó ve Raffaele Milani (2001). Yukarı
(3) Wittgenstein dilin sınırları ve felsefenin anlamı üzerine çalışırken aslında bu iki yaklaşımı karşılaştırmıştır. Onun için zaten "Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı" (2006: 11). Doğu'nun deneyimi kuramsallaştırmadığı genellemesine Çin bir istisna oluşturur. MÖ 1000 yıllarından önce edebiyat ve resim üzerine yazılar yazılmıştır. Bkz. Tamara Talbot Rice (1965), Craig Clunas (1997), Zhuang Jiayi ve Nie Chongzheng (2000). Yukarı
(4) Alain Badiou (2005). Yukarı
(5) Joseph Margolis'e göre nesnellik tarihin akışı içinde sürekli olarak yeniden ve yeniden yapılanmaktadır; bir başka deyişle kültürün değişimleri gerçeklik anlayışını da değiştirir (1999: 13). Hegel ise gerçekliğin tarihi bir metafizik anlayışına bağlı olduğunu ileri sürer (1994a: 167 ve 1975). Yukarı
(6) Gilles Deleuze ve Felix Guattari (1972: 163-325). Yukarı
(7) Platon sanatın mimetik oluşunu aşağılamıştır, bkz. Devlet (2009). Mimesis'i bir kopya olarak yorumlayan Platon bu düşüncelerini aynı zamanda "Sophist" ve "Ion" diyaloglarında da ifade eder, bkz. Hofstadter ve Kuhns (1976) içinde: 45-9 ve 53-7. Yukarı
(8) Alan Watts Batı-Doğu karşılaştırmasını psikanaliz alanında uygularken, estetik açısından da önemli olan şu açıklamayı yapmıştır: "Batı dünyayı ve insanı nesnel olarak anlamaya çalışırken hep engellerle karşılaşır, zira dünya ve insan birbirinden ayrılamaz; Doğu ise dünyayı ve insanı, onlara katılarak, onların parçası olduğunu hissederek anlamaya çalışır" (1961). Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova