ISBN13 978-975-342-811-8
13x19,5 cm, 312 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, "Peki, ne iş yapıyorsunuz?", s. 13-18.

Bir fizikçi hayatta epey yalnızlık çekebilir.

Bir düşünün: Uçakta oturuyorsunuz ve yanınızdaki size ne iş yaptığınızı soruyor. Fizikçi olduğunuzu söylüyorsunuz. Buradan itibaren konuşma iki türlü devam edebilir. On defasından dokuzunda, yanınızdaki adamın veya kadının ağzından çıkan ilk söz "Fizik mi? Okulda o dersten nefret ederdim!" gibi bir şey olur. (Kitabın basılmadan önceki taslağını okuduğunda, Bayan Goldberg, ilk randevumuzda böyle bir yorumda bulunmaktan kendini zor alıkoyduğunu ifşa etti.)

Ondan sonra da seyahatin (veya davetin, asansör yolculuğunun, randevunun) kalanını fiziğin eski dostunuzda yaratmış olduğu anlaşılan travma için özürler dilemekle geçirirsiniz. Böyle rasgele sohbetler, özel olarak fen bilimleri ve matematik için saklı tutulan neredeyse coşkulu bir küçümsemeyi de açığa vurur. "Okumayı doğru düzgün bilmiyorum bile!" dendiğini duymazsınız da, "Cebirden de hiç anlamam valla!" cümlesi neredeyse övünür gibi söylenir. Peki ama niye?

Fiziğin zor, hayattan kopuk ve sıkıcı olduğu doğrultusunda haksız bir şöhreti vardır. Zor mu? Belki. Hayattan kopuk mu? Asla. Tersine fiziği halka "satmaya" çalışan kişiler, bunu hep köprülerin yapılmasında, roketlerin fırlatılmasında fiziğin nasıl kullanıldığını ortaya koyarak, yani fiziğin nasıl mühendislik ve kimyanın nihai temeli olduğunu belirterek yaparlar.

Peki, sıkıcı mı? Bizim asıl itiraz ettiğimiz mesele tam da bu. Bizce sorun, fiziğin uygulamaya dönük tarafının hep öne çıkarılmasında ve ilginç tarafının gölgede kalmasında yatıyor. İlgileri mühendislik, bilgisayar bilimi gibi teknik alanlarda yoğunlaşmış olanlar bile mekanik ve elektromanyetizma gibi konuları geçip asıl eğlenceli konulara gelemiyor. Gerçekten çok yazık. Çünkü açıkçası son yıllarda fiziğin uç noktalarındaki araştırmaların pek azı makaralar ve palangalar üzerine.

Fizikten nefret oldukça derine nüfuz etmiş gibi ve bu durum dinleyenleri sıkıp usandırmadan bir tartışma yapmayı güçleştiriyor. Bir "sivil" ile bilimsel bir sohbete girdiğimizde, biz fizik satıcıları kendimizi insanları sebzelerini yiyip bitirmeye zorluyormuş gibi hissediyoruz ve kendimizi aynen böyle gerekçelendiriyoruz. Fiziği tartışmaya "Çok eğlenceli!" diyerek değil, hemen her zaman "Çok gerekli" diyerek başlıyoruz ve bu da tabii bütün eğlencesini öldürüyor.

Hiç durmadan yeni teknolojilerin ortaya çıktığı bir çağda, bilim okuryazarlığı temel önem taşır. Öte yandan bu yeni teknolojileri anlamak için üniversitede dört yıl bilim dersleri almak da gerekmez. Kuantum hesaplamadaki, evrenbilimdeki devrimlerin tadına varmak için fiziğin nasıl işlediğine ilişkin ayrıntılı bilgi sahibi olmak zorunda değilsiniz. Aslolan bu gelişmelerin neden önemli olduğunu, teknolojiyi ve hayatı nasıl değiştirdiğini anlamaktır.

Bu demek değildir ki insanların belli bir kuramı anlaması gerekir. Fizik tümevarımcı bilimlerin temel modelidir ve bilimin nasıl işlediğini anladığında insan küresel ısınmadan akıllı tasarım "kuramlarına" kadar bir sürü meselede bilinçli kararlar verebilir hale gelir. Bizimle aynı fikirde olmayan insanlara itiraz ederken sadece "Hayır" diye ısrar etmek yerine birtakım olgular öne sürmenin tercih edilir olduğunu umuyoruz.

Özellikle ABD'de, lise öğrencilerinin diğer gelişmiş ülkelerdekilere göre ortalamanın epey altında oluşuyla kendini gösteren devasa bir fen bilimleri ve matematik eğitimi sorunu var. Ama bunun için yalnızca öğrencileri veya öğretmenleri ya da Hiçbir Çocuk Geride Kalmasın gibi kampanyaları suçlamakla yetinmek olmaz.

Sorun derin ve hayatın her alanını etkiler niteliktedir. En çok gençlerde apaçık bir biçimde kendini göstermektedir, çünkü ellilerindeki insanlarla oturup onlara "Eğer on tavuğun varsa, beşini yersen, kolesterolün ne kadar yükselir?" türünden bilimsel-imsi sorular sormuyoruz. Gerçek hayatla ilişkili olduğu iddia edilen problemlerden birine bir göz atmak, insana uygulamalı matematiğin temellerinin abuk sabuk olduğunu düşündürüyor. Pek çok çocuk daha işin çok başında pes edip "Hayatta cebire ne ihtiyacım olacak ki?" diyor ve derse çalışmanın tek faydasının iyi not almak olduğunu düşünüyor.

John Allen Paulos mükemmel kitap dizisinde "sayısal ümmilik" salgınıyla mücadeleyi dert edinmiş. Öğrencilerin normal olarak işlemediği bir dizi konuda, okurlarına sayısal kavramlar üzerine eleştirel bir düşünce kazandırmayı ve matematiğin hesaba bakıp bahşişi hesaplamanız veya bütçenizi denkleştirmeniz gibi yararlarının ötesine geçen bir ilginçliği olduğunu (bizce başarıyla) gösteriyor.

Kendi deneyiminizden de muhtemelen bildiğiniz gibi, fizikte de yararlılıkla ufuk açıcılık arasında benzer bir kopukluk bulunur. Kuru, mekanik temelli dersler insanları fizikten uzaklaştırırken, aynı kişiler bazen bilimkurgu, gazetelerdeki büyük buluşlara ilişkin haberler ya da Hubble Uzay Teleskobu'nun son resimleri sayesinde fiziğe geri dönebilirler.

Tabii ki böyle haberlerde eğik düzlem teknolojisindeki en son keşiflerin esamisi pek okunmaz.

Kamuoyunu heyecanlandıran daha çok evrene, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı gibi dev deneylere veya başka gezegenlerdeki yaşama dair haberlerdir. Demin, havaalanında ya da kokteylde fizik konuşmaya kalkıştığımızda her on defanın dokuzunda tekrar görüşmek için bir telefon numarası alamadan eve taksiyle tek başımıza döndüğümüzü söylemiştik. Ama geri kalan durumlarda şahane bir şey olur. Kimi zaman çatışma değil de hakikaten sohbet başlar. Bazen şansımız yaver gider, yanımıza lisede harika bir fizik hocası olan veya amcası NASA'da çalışan biri ya da bizim yaptığımız işin "acayip bir şey" olduğunu düşünen bir mühendis oturur.

Böyle durumlarda sohbet epey farklı gelişir. Ara sıra karşımıza evrenin nasıl işlediğine ilişkin bir süredir aklında bir soru bulunan ama Vikipedi'de hangi kelimelerle arama yapacağını kestiremeyen biri çıkıverir. Belki son NOVA belgeseli bir konuya değinip geçmiştir ve daha fazlasını öğrenmek için merak uyandırmıştır. Bu türden sorular arasında son zamanlarda şunlara rastladık:

1 Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın evreni yok edecek mini kara delikler yaratacağını duydum. Doğru mu bu? (Fizikçilerin, en büyük zevki dünyayı yok etmek olan çılgın bilimadamları olarak algılandığı konusunda –çok gerekiyormuş gibi– bir kanıt daha...)

2 Zaman yolculuğu mümkün müdür?

3 Başka başka, paralel evrenler var mıdır?

4 Eğer evren genişliyorsa, neyin içinde genişliyor?

5 Işık hızında giderken aynada yüzüme baksam ne görürüm?

Bizi ilk başta heyecanlandırmış olan sorular da bu türdendi. Üstelik listedeki son soru, bizzat Albert Einstein'ın kendi kendisine sorduğu ve özel göreliliği geliştirirken onu tahrik eden ana meselelerden biriydi. Başka bir deyişle, insanlarla yaptığımız işe dair konuşurken, nadiren de olsa, tam da fiziğin bizi heyecanlandıran yönlerinden heyecan duyan birtakım insanlarla karşılaşıyoruz.

Kullanılacak yöntemlerin en dosdoğrusu, bu konuları eldeki matematik ve fen bilimleri eğitim malzemesi aracılığıyla daha erişilebilir hale getirmektir. Buna karşılık ders kitabı yazarlarının çoğu, kitap kapaklarına bolca yanardağ, lokomotif ve şimşek resimleri yerleştirerek fiziği heyecan verici hale getirmeyi deniyor. (Böyle komik bir biçimde yanıltıcı kitap kapaklarının birinde, labutlara çarparak onları dağıtan bir bowling topu, fiziğin gücünün "öğrencilerin kafasını darmadağın edeceğini" ima ediyordu.) Beklenen ve istenen tepki herhalde öğrencinin kitaba bakıp, "Vay canına! Fizik hakkatten de canlı, heyecanlı bir şeymiş!" demesi. Bizim tecrübemize göre, öğrenciler böyle zokaları yutmuyor. Yutsalar bile, o zaman da kitapta "Kendi Şimşeğinizi Nasıl Yaparsınız" bölümünü arıyor ve bulamayınca daha büyük hayal kırıklığına uğruyorlar.

Yeri gelmişken bu kitapta böyle bir yaklaşım içinde olmadığımızı belirtelim. Kitapta şık grafikler, resimler ya da kitabın maliyetini artıracak bu türden başka bir şey göremeyeceksiniz. (Aslında yazarların en azından biri bütün çizimlerin ya komik, ya bilgilendirici ya da ikisi birden olduğu iddiasında.) Yaklaşımımız aslında çok sade: İlginç olan fiziğin kendisidir. Cidden! İkna olmak için daha fazlasını istiyorsanız, her bölümde (buz gibi komiklikler, kelime oyunları, çiziktirilmiş karikatürler dahil) en az beş kötü espri sunmak üzere tüm ciddiyetimizle burada söz veriyoruz. Sizi ailece gülebileceğiniz nasıl bir mizahın beklediği konusunda bir fikir vermek için şöyle bir örnek soru soralım:

S: Maçta tezahürat için fotonlar ne yapar?

C: Işık dalgası!

Bunları aklımızda tutarak bu kitabın her bölümünü affedilmeyecek kadar berbat bir kelime oyunu içeren bir karikatür ve evrenin işleyişine ilişkin bir soruyla başlatacağız. Soruyu cevaplarken sizi konunun etrafında bir fizik turuna çıkaracağız; ümit ederiz ki bölümün sonuna geldiğimizde sorunun etrafındaki gizem aydınlanmış olacak ve dönüp baştaki karikatürü tekrar incelediğinizde onu çok komik bulacaksınız. Bu işi tam da bilimcilerden beklediğiniz gibi çok dolambaçlı bir yoldan yapacağız.

Ama bu, yazılanları anlamak için fizik dâhisi olmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine. Hedefimiz, fiziğin temellerinde yatan ihtişamı takdir edebilenlerle, pergelle iletkiyi görünce can havliyle yüz metre uzağa kaçanlar arasında bir orta yol bulmak.

Denklemler olmayınca pek çok bilim kitabı yazarı genellikle analojilere, benzetmelere başvurur. Mesele şu ki okur neyin bir benzetme, neyin sorunun kelimesi kelimesine tasviri olduğunu zaman zaman ayırt edemeyebilir. Matematik kullanmayınca açıkçası fiziğin kimi canalıcı unsurları eksik kalır. Biz denklemleri kurmasanız bile sorun üzerine nasıl düşünebileceğinizi göstermek istiyoruz. Başka bir deyişle, siz bir defa olan biteni anlayınca, işin matematiğini yapmak –adı üstünde– sadece matematik yapmaktan ibaret olacak.

Söylediklerimiz kafanızda şöyle bir soru uyandırmış olmalı: Bu sivri zekâlılar benden tam olarak ne bekliyor? Kitabı yazarken, bir şeyleri önceden bildiğinizi varsaymadık. Öne sürdüğümüz her açıklamayı en temelinden başlayarak kurduk. Matematikle veya yıldırıcı denklemlerle gözünüzü korkutmayı istemedik. Aslında hemen şimdi bütün denklemlerle işimizi görüp bitirsek iyi olmaz mı?

E = mc2

İşte bu kadar. Çok acımadı değil mi?

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova