ISBN13 978-975-342-266-6
13x19,5 cm, 168 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Tarih ve Ütopya, 1999
Burukluk, 2011
Ezeli Mağlup, 2012
Var Olma Eğilimi, 2016
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Asiye Koray Bendon, “Çürümüşlüğün kitabı”, okuryatar.com, Mayıs 2011

Hani bazı yazarlar vardır… Kendileri, hayatları zaten bir roman gibidir ve kişilikleri hakkında kırık dökük edindiğiniz, rastladığınız kimi bilgiler ilginizi çeker.

Ne yazdıklarını bilmek istersiniz. Neyi nasıl düşündüklerini, neyi nasıl hissettiklerini ve nasıl dile getirdiklerini merak edersiniz.

Kitaplarını Fransızca yazan, Rumen deneme yazarı ve ahlakçı Emil Michel Cioran da onlardan biri. Ama bana son üç–dört yıldır çeşitli vesilelerle kendini sürekli hatırlattığı için, raftan yeniden yeniden alıp okuduğum bir kitabı var. Aslında birileri sürekli onun satırlarında kendini tanımlamış oluyor da o yüzden Cioran’ın Çürümenin Kitabı neredeyse başucu kitabıma dönüştü…

“Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar,” diyor daha ilk satırlarında… “Buna razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır.”

Son yıllarda hemen her gün, televizyonda kıpkırmızı bir suratla bağıran bir takım adamları gördüğümde, ileri geri verdikleri demeçleri duyduğumda, ayaküstü aldıkları kararları öğrendiğimde ‘’çürümüşlüğün” kokusu sarıyor ortalığı. Ve tabii o çürümüşlük üçüncü sayfa haberlerinde de kendini bütün çıplaklığı ile gösteriyor.

Tanrıyı yakışıksızca sevmek… Sevmeyi bilmeyenler, Tanrı da dahil her şeyi yakışıksızca seviyorlar. Sevmenin bile yakışık alır bir hali olması gerekiyor gerçekten. O yüzden din kitaplarının çoğu ibadetin ve iyiliğin gizli yapılmasını öngörmüş olabilir mi mesela. Aksırıncıya tıksırıncaya kadar ağlaya zırlaya, bağıra çağıra görüşlerini, inançlarını empoze etmeleri de bu yakışıksızlığın bir göstergesi olmuyor mu? Hiç hakları olmadığı halde başkalarının bedenlerine musallat olanlar, başkalarının saçı başı ve hatta ne içip ne içmediği hakkında tasarrufa kalkışanların böyle yakışıksız bir duruşu olmuyor mu?

“Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvani temelini açığa vurmasın” diyor Cioran. Neronlara, Tiberiuslara karşı adaletsiz davrandığımızı söylüyor sonra. “Ayrılıkçılık kavramını hiç de onlar icat etmemiştir…” diyor ve ekliyor: “Hakiki katiller, dini ve siyasi düzeyde bir Ortodoksluk kuranlardır.”

Cioran, kötülüğün bu insanların Prometheusvari megalomanisinde olduğunu öyle çarpıcı anlatır ki, kanınızı dondurur. “Hayattaki bütün kötülükler bir hayat anlayışından ileri gelir,” derken haksız diyebilir miyiz?

Fanatikleri anlatırken bir fikir uğruna öldürenlerin, o fikir için pekâlâ ölebileceklerine de dikkat çekiyor ve her iki durumda da onların bir canavar olduklarını gözümüze sokuyor. “Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar” derken, haksız mıdır!

Bütün bu tartışmalarla huzuru arayan bir yazardır Cioran; kayıtsızlıkta huzuru bulabileceğini düşünür. Müthiş bir karamsarlıkla, insanın kaderi karşısındaki çaresizliğini ve acıyı hatırlatır durmadan. Ama tedirginlikle yaptığı bir çağrı da vardır: Yüzleşmek.

Yüzleştiğimizde neyle karşılaşacağımızı da söyler sonunda: “İnsan olma alışkanlığını kaybettiğimizi.”

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova