ISBN13 978-975-342-923-8
13x19,5 cm, 376 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Anneannem, 2004
Torunlar, 2009
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Selen Doğan, “Hrant'ın yasını tutamadım”, Birgün Gazetesi, 23 Eylül 2013

Avukat Fethiye Çetin, Hrant Dink cinayetinin öncesi ve sonrasına dair tanıklığını, sürecin aktörlerini, açılan davaları ve kararları anlattığı yeni kitabının ilk imza etkinliğini Ankara’da yaptı. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin Ege Restoran’da düzenlediği etkinlikte Fethiye Çetin yazarlık yolculuğundan Hrant Dink’le dostluğuna kadar birçok konuda okurlarıyla söyleşti.

Şükrü Elekdağ sayesinde!

Hasbelkader yazar oldum. Ermeni olan anneannemin hikayesi yazılsın istedim. Eli kalem tutan yazar pek çok arkadaşım vardı, hikayeyi anlattım ama kimse yanaşmadı. Sonunda birileri bunu sen yazacaksın dedi. Peki dedim ama nasıl yazacağım? Tarihimize ilişkin bu acılı sayfayı ziyan etmeden nasıl dile getiririm, diye çok düşündüm. Hiç yazarlık deneyimim yoktu. Sonra bir gün kız kardeşimin yazlığına gittim, bir odaya kapandım, çok kısa sürede kitabı tamamladım. Demek ki ben bunu içimde biriktirmişim. Ya iyi olmadıysa diye epey endişe ettim. Bir gün Şükrü Elekdağ, Radikal gazetesinde geçmişimizin acılı olaylarına ilişkin inkara yönelik bir yazı yazınca çok sinirlendim ve yazdıklarımı yayınevine gönderdim. ‘Anneannem’ kitabımın yazılmasını bir bakıma Şükrü Elekdağ’a borçluyum(!) Hiç tanışmadık ama beni duyuyorsa kendisine teşekkür ediyorum!

Hrant'la Ermenistan'a gitmek

‘Anneannem’ kitabı çok ilgi çekti. Birçok başka kitaplar yazılmaya, belgeseller çekilmeye başlandı. O sırada Hrant’ın hem arkadaşı hem de avukatıydım. Kitap onu da çok heyecanlandırmıştı. Ermeniceye çevrildi, Ermenistan’da yayımlandı. Hrant ölümünden bir hafta kadar önce beni aradı, kitabın orada çok beğenildiğini söyledi. ‘Birlikte Ermenistan’a gidelim’ dedi. Ben de o günlerde kitabın Fransızcaya çevrilmesi nedeniyle Fransa’ya gidiyordum. Döner dönmez Ermenistan seyahati yapacaktık. Oraya Hrant’la birlikte gidecek olmanın heyecanı içindeydim. Paris’teyken Hrant’ın öldürüldüğü haberini aldım.

Hrant'ınyasını tutamadım!

O andan itibaren de ailenin avukatlığını üstlendim. Ben Hrant’ın yasını tutamadım. Avukatlık görevimi yapmaya çalıştım. Sonuçta şuna kadar verdim: ben cinayet öncesi süreçte Hrant’la birlikte bu cinayeti gördüm! Cinayete ilişkin çok yakın bir görgü tanıklığım var; etrafındaki halkanın giderek nasıl daraldığını onunla birlikte yaşadım. Ne yazık ki hiçbirimiz bu cinayete engel olamadık. Sonrasındaki süreçle ilgili de görgü tanığıyım. Bunları, özellikle cinayet sonrası üstü kapatılanları yazmam lazım diye düşündüm. Böylece “Utanç Duyuyorum” adlı kitap ortaya çıktı.

Hanibirgünbirsavcıçıkar da...

Kitap Hrant’ın bir sözüyle başlıyor: Gerçek hakem halklardır ve onların vicdanlarıdır.” Ben de bildiklerimi o gerçek hakeme sunmak için bu kitabı yazdım. Hani bir gün bir savcı çıkar da, bu kadın bir şeyler yazmış, bir daha bakalım der ve belki bir soruşturma açar umuduyla yazdım. Özellikle gençler okusun. Tarihimiz yüzleşilmemiş, hesabı görülmemiş inanılmaz acı olaylarla dolu. Biz onların hesabını soramadığımız için bugün bunları yaşıyoruz. Bu bir adım olsun. Belki yüzleşmeye başlayabiliriz. Dink ailesi duruşmalara katılmama kararı aldı. Artık umutları kalmadı. Bu kararı açıklarken hukuki takibin devam edeceğini de söyledi. En azından hukuki yolları tüketmek açısından avukatların davayı takibi sürecek. Dink ailesini bu noktaya getiren sürecin bir kısmını kitapta yazdım. Adalet maalesef arayıp da bulamadığımız bir şey. Hukukçu olarak bana verdiği acıyı anlatamam. Ama hepimiz bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bir biçimde bu dava sonuna kadar izlenecek.

Hrantölümüylede toplumu dönüştürdü

Hrant Dink’in öldürülmesi olayından başlayacak olursak, şüphesiz onu öldürenler farklı şeyler murat ediyordu, korkuyu ve paniği topluma yaymak için. Fakat tam tersi bir sonuca yol açtı. Türkiye’de ilk defa yüz binler sokağa çıkıp “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırdılar. Bu ülkede olabilecek bir şey değildi! Ermeni sözcüğünün sürekli küfür olarak kullanıldığı, bir günah olarak dile getirildiği bir ortamda bunu söylemek önemliydi, bir kırılma noktasıydı. Oradan itibaren farklı bir sürece girildi. Özellikle gençler tarihi de merak ettiler. Ermeni kimdir, nerede yaşar insanlar bunları öğrendi. Bazı insanlar vardır, yaşarken toplumu dönüştürür, Hrant, ölümüyle de toplumu dönüştürdü.

Davayı 2007'dekapattılar aslında!

Yargıtay kararı bozdu. Yargılama yeniden başladı. Yeni deliller sunulabilir, ama çok fazla umudum yok. Bu oyunu bozmanın tek yolu var, kamuoyunun bu davanın peşini bırakmaması. Siyasi irade arşivleri açmadan olmaz. Savcılar daha cesaretli davranabilir. Onları da engelleyenler var. Siyasi irade sınırları çizdi ve kapattı. Ve bunu daha Hrant’ın öldürüldüğü 2007 yılında yaptılar.

Ayrımcılığıkendimizdenuzakta görüyoruz

Ayrımcılık öyle bir şey ki, kimse ayrımcılığı kendi yanına yaklaştırmıyor. Bizim dışımızda, başkalarının yaptığı bir şey olarak görülüyor. Ne olduğu konusunda da çok da düşünmüş değiliz. Gündelik yaşamımızda ya ayrımcılığa uğrayarak yaşarız (cinsel kimliğimiz, etnik kimliğimiz, görüşlerimiz nedeniyle vb.) ama biz kendimiz başkalarına ayrımcı davranırız. Bunun farkına varmayız. Sanıyorum önce kendimizle yüzleşmemiz lazım. Sadece devletin yüzleşmesi yetmiyor. Kendimizi ayrımcılık yaparken yakaladığımız anda kendimizle verdiğimiz mücadele noktasında iyileşmeye başlayacağız. Bu süreç belki bunu sağlayacak. Ben gerek ‘Anneannem’ gerekse ‘Utanç Duyuyorum’da iyileşme sürecini kendi hayatımda birebir yaşadım.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova