ISBN13 978-975-342-255-0
13x19.5 cm, 292.00 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Gökcen Ezber, ''Akışkan bedenler'', Radikal Kitap Eki, 21 Ocak 2014

İnsan, doğduğu bedenin tutsağı mıdır? Kim olduğumuzu, dünyada duracağımız yeri bedensel “gerçekliklerimiz” mi belirler? Bedenin fiziksel “gerçekliklerine” göre biçilmiş toplumsal roller midir bizi biz yapan? Kim olduğumuzun yegâne belirleyicisi, biyolojik ve “doğal” olarak içselleştirdiğimiz beden algımız mıdır? Bedenimiz üzerindeki haklarımız bir yerlerde biter mi? İnsan, bütün düzenleyici normatif toplumsal aygıtların içinden sıyrılıp, düşünceleri, duyguları ve cinselliiği doğrultusunda bedenini yeniden inşa edebilir mi? Böylesi bir beden inşasının beraberinde getirdiği akışkanlık, mutlak olduğu düşünülen sınırların ortadan kalkması, kim ve ne olduğumuzu bedensel uzuvlarımızın değil de, duygularımızın ve hissettiklerimizin belirlediği bir dünya tahayyülü, hangi güç dengelerini altüst eder? İnsan bedeni üzerinde, insanın kendi kendine kurduğu tahakkümü yıkmak, insanın “biyolojik” ve “somut gerçeklik” kisvesinde kendisine dayatılan sözde değişmezleri değiştirip, bedenlerin de mutlak bir özgürlük alanında değiştirilebilir, evrilebilir bir gerçeklik olduğunu kabul etmek, çoğumuz için neden bu denli kabul edilemez? Metis Yayınları’nın Berfu Şeker’in derlemesiyle yayımladığı Başkaldıran Bedenler: Türkiye’de Transgender, Aktivizm ve Altkültürel Pratikler başlıklı çalışma, Türkiye bağlamında bu gibi ve daha fazla birçok soruya yanıt arayan, belki de Türkiye’de alanında bu derece kapsamlı hazırlanmış bir ilk kitap özelliğini taşıyor.

Berfu Şeker ve Tolga Yalur’un önsözde belirttikleri gibi, kitapta derlenen yazılar, bağlamını 2010 Kasımı’nda Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Queer, Türkiye ve Trans Kimlik” konferansından almakta. Türkiye’de trans kimlik deneyimleri ve bu deneyimlerin toplumdaki iktidar yapıları ile olan ilişkisi, kitaptaki yazıların ana eksenini oluşturuyor. Hande Öğüt, “Kadın Transvestizminin ve Trans Erkekliğin Tarihine Bir bakış” yazısında, feminizmin ve kadın travestiliğinin toparlayıcı bir tarihini aktararak, aslında devam eden yazıları bir bağlama oturtuyor. Öğüt, yazısında bolca göndermede bulunduğu edebiyat yapıtlarının örneklemelerinden yola çıkarak, kadın travestilerin toplumsal ve yazınsal tarih içinde nasıl sürekli belli bir kimliği üstlenmek zorunda bırakıldıklarını, nasıl “erkekleştirilmiş” bir ortak belleğin kurbanı olduklarını açıklıyor. Öğüt’e göre travestiler, imledikleri kabul edilemeyen cinsiyet ikiliğini gizlemek adına “istikrarlı bir kimlik üstlenmeyi reddederler”. Öğüt, feminizm ve edebiyat tarihinden örnekleriyle, trans bireylerin, toplumsal ve biyolojik göstergeler arasındaki doğal olarak kabul edilegelmiş bağları nasıl kopardıklarının altını çizmektedir.

Köçeklik ve transgender kimlik

Derlemede, transgender kimlikliker konusuna tarihsel bir bakış açısı sunan bir diğer yazı da Tolga Yalur’a ait. Yalur, “Osmanlı’da Bir Cinsel Kimlik Olarak Köçek”te, modern dönem öncesi Osmanlı rakslarından biri olan köçeğin icracılarını, Osmanlı’nın cinsel kimlik çeşitliliği bağlamında değerlendirmeye çalışıyor. Köçeklik kavramının bir “cinsel kimlik çeşitliliği” içinde değerlendirilmesi gerekliliğine dikkat çeken Yalur, köçekliğin tarihsel bir bağlama oturtulurken, köçeklerin kendi varoluşları hakkında özdüşünümsel bir belge bulunmadığı için, araştırmaların dikkatli bir biçimde yürütülmesi gerekliliğini de anımsatıyor. Yalur, köçeklik ve transgender kimlik arasındaki olası benzeşimleri değerlendirirken, Osmanlı’da biyolojik cinsiyetin ikili bir sınıflandırmaya tabi olmasına karşın, toplumsal cinsiyetin daha akışkan bir yapı içinde düşünülebileceğini belirtiyor.

Transgender kimliklerin Türkiye’deki yaşam deneyimlerini belirleyen en önemli olgulardan biri olan hukuki yapı da, yine tarihsel bir bakış açısıyla Ayça Kurtoğlu tarafından özetlenmiş. Kurtoğlu, Türk Medeni Kanunu’nda cinsiyet değişimine ilişkin düzenlemenin toplum genelinde yasa koyucular, uygulayıcılar ve yasalara tabi olanlar tarafından algılanışını tarihselleştirmekle kalmıyor, devletin görünürde bir “içerme” politikası güderken, aslında örtük bir dışlama ugulamasını hayata geçirdiğini dile getiriyor. Kurtoğlu, vatandaşlık kavramının “cinselleştirilmiş” ve “cinsiyetlendirilmiş” olduğunu açıklayarak, cinsel azınlıkların hukukun korumacılığından dışlandığını söylüyor. Görünürde yasal bir hak olarak uygulanan cinsiyet değiştirme yasası, bireyi süreçte yıpratan prosedürlerle dolu olması yanında, transseksüelliği mutlak bir karşı cinse geçiş olarak öngördüğü için, bedenin ve arzunun akışkanlığını kabul etmediği için, trans olma durumunu “normatif sistemde eritmektedir”.

İnterseks bir sağlık sorunu değildir!

Bedenlerin akışkanlığı, bedenin ikili normatif algı dışında da kurgulanabileceği “interseks” kavramı çerçevesinde de görünürlük kazanmaktadır. Berfu Şeker’in Belgin İnan ile söyleşisi, interseksin bir sağlık sorunu olmadığını, sadece biyolojik bir olgu olduğunu göstermektedir. Belgin İnan’ın interseksüellik deneyimini açıkladığı söyleşi, toplumun ve tıbbın interseksüel bireylere olan yaklaşımının ne kadar normatif ve ezici olduğunu bireysel bir tanıklıkla gözler önüne seriyor. İnterseks bireylerin çocukluklarından itibaren kendilerini gizlemek ve kendilerinden utanmak yönünde şartlandırılmaları onları hayatta güçsüz, kendilerine güveni ve özsaygısı olmayan bireylere dönüştürmektedir. İnterseksüellik durumunda da, bireyin akışkanlığını kabul etmeye yanaşmayan heteronormativitenin bireyi ve bedeni nasıl kıskaca aldığını görüyoruz.

Başkaldıran Bedenler, transgender deneyimleri günyüzüne çıkaran ve görünür kılan kişisel bazı öyküleri de içeriyor. İlksen Gürsoy, Deniz Akın, LAMBDA İstanbul Aile Grubu ve Sema Semih, transgender deneyimlerini kendi yaşam öykülerinden yola çıkarak anlatırken, bireyin cinsiyetlerini yeniden yapılandırırken ne gibi güçlükler çektiklerini açıklıyor. Transseksüel çocukların beden ve kendilik algıları, yaşam boyu devam edebilecek suçluluk ve dışlanmışlık duygusu, ailelerin LGBT çocukları ile deneyimleri, trans bireylerin ikili normatif düzene karşı koyma çabaları ve bu ikili düzenin dayatmaları sonucunda yaşadıkları güçlükler, bu bireysel anlatılarda çarpıcı bir görünürlük kazanıyor.

Başkaldıran Bedenler son dönemde Türkiye’de giderek artan toplumsal cinsiyet, LGBT ve Queer kuram alanındaki yayınların sağlam örneklerinden biri. Cinselliği normatif düzenin ötesinde farklı ve daha akışkan bir ilişkisellik içinde anlamlandırmayı hedefleyen, tarihsel, bireysel, kuramsal, yasal ve sanatsal tanıklık ve incelemeleri transgender olma durumu çevresinde bir araya getiren bir çalışma.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova