ISBN13 978-975-342-575-9
13x19,5 cm, 216 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Cem Erciyes, "Sanatçının baskıcı rejim karşısında çaresi...", Radikal Kitap, 9 Haziran 2015

2010’lu yıllarda dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri Çinli muhalif Ai Weiwei oldu. Bunda Weiwei’nin sanatçı potansiyeli kadar, ülkesi Çin’in çektiği ilgi de etkiliydi. Çin, 2000’lere inanılmaz hızlı büyümesiyle Batılı ülkeler için bir ekonomik tehdit olarak girdi. Üstelik liberal demokrasinin esamisi okunmayan totaliter bir ülke olarak bunu yapıyordu. Dolayısıyla herkes bu ülkeyi her zamankinden çok merak eder olmuştu. Dünyayı kasıp kavuran sadece Çin malı elektronik ürünler değildi; Çinli çağdaş sanatçılar da Batılı merkezlerde ilgi görüyordu. İşte tam da bu sırada Ai Weiwei, çok yönlü bir sanatçı, inatçı bir muhalif ve karizmatik bir kişilik olarak adını duyurmaya başladı.

2008’deki Olimpiyat stadının tasarımını da üstlenen Çin’in prestjili sanatçısı Ai Weiwei, ülkenin ünlü şairlerinden birinin oğluydu. Avrupa’da birbiri ardına sergiler açmaya başladığı sıralarda aslında rejimle arasının hiç de iyi olmadığı ortaya çıktı. Weiwei, durmadan Komünist Parti’yi eleştiriyordu ve sık sık başı belaya giriyordu. Londra’daki Tate Modern’in büyük salonunu milyonlarca el yapımı seramik ay çekirdeğiyle doldurması gibi dev sanat işleri kadar, Çin hükümetiyle yaşadıkları da haber oldu. Yolsuzluğa karışan yöneticiler nedeniyle çürük inşa edilip ilk depremde yüzlerce çocuğa mezar olan okullar için düzenlediği kampanya sonrası polisten dayak yedi. Yediği dayağın neden olduğu beyin kanaması bir Almanya seyahati sırasında ortaya çıktı ve ameliyat oldu. Eleştirilerini sürdürünce Şanghay’daki atölyesi, ‘ruhsatsız’ diye yıktırıldı. Üstelik o atölyeyi kurmasını, bölgeyi ‘soylulaştırmak’ isteyen yerel yönetim istemişti... Yazıp konuşması yasaklanınca Twitter’ı keşfetti ve burada yeniden bir fenomene dönüştü. Sonunda 2011’de en kötüsü oldu ve Ai Weiwei bir gün havalimanında göz altına alındı. Bu 40’lardan beri neredeyse değişmeyen bir tehlikeydi. Göz altına alınıp koybolmak... Weiwei 81 gün sonra serbest bırakıldı. Ertesi gün, Çin’i iyi tanıyan bir İngiliz gazeteci, sanat eleştirmeni Barnaby Martin, Ai Weiwei’yle konuşmak üzere sanatçının Bejing’deki (eskiden Pekin denilen yer) evine gitti. Elimizdeki Asılı Adam-Ai Weiwei’nin Tutuklanışı adlı kitap o evdeki iki günlük sohbetin ürünü.

Siyasi polise sanat anlatmak

Weiwei, kendi tasarladığı bir ev-stüdyo olan mekanında, kapıda polis beklerken ziyaretçisini kabul ediyor ve ona 81 günün hikayesini anlatıyor. Günlerce bir sandalyede dimdik oturmak zorunda kalması, hücresinde bile her dakika hemen dibinde durmakla görevlendirilmiş iki askerle birlikte yaşaması gibi, Çin işi işkencelere maruz kalmış. Tutuklanma gerekçeleri ise mali yolsuzluk ve ahlaksızlık. Evli olduğu halde sevgilisinden bir çocuğu var. Sorgucuları onu sürekli çok ucuza mal ettiği eserleri çok pahalıya satmakla suçlamışlar. Hala sanat olarak Mao’nun Devrimci Gerçekliği’ne bağlı ve Weiwei’nin işlerine bakıp ‘bunun nesi sanat?’ diyen insanlara sanatçının kendini anlatması tabii ki hiç de kolay olmamış. Ama sonunda uluslararası itibarının da etkisiyle serbest kalabilmiş.

Bernaby Martin’in kitabı Weiwei’yle konuştuklarını anlatırken bir yandan da Çin Halk Cumhuriyet’inin kuruluşundan Kültür Devrimi’ne ve Tiannanmen Meydanı’na ülkenin siyasi tarihini hatırlatıyor. Weiwei’nin de dahil olduğu günümüz çağaş sanatçı kuşağının nasıl yetiştiğini öğreniyoruz. Pek çoğu 40’ların devrimci ailelerinden gelen, 60’larda Kültür Devrimi sırasında büyük yoksulluk, zulüm ve ölüm gören, 80’lerde özgürlüğü hayal etmeye başlayan Tiannanmen katliamı ve diğer baskılarla dağılan bir kuşak. Mesela Weiwei’nin babası Ai Qing, 30’larda Milliyetçi Çin’in hapse attığı devrimci şiirleri komünist önderlerin ezbere okuduğu çok ünlü bir şair. Hatta 1940’larda Mao’nun dostluk kurduğu, eleştirilerine kulak verdiği biri. 60’ların sonunda ise Gobi Çölü’nde genel tuvaletleri temizlemekle görevlendirilmiş bir ‘aydın’...

Weiwei, Batı’da olup biteni merak eden, gizli tartışma grupları kuran sanat öğrencilerinden biri. O dönem katıldığı Yıldızlar grubu bugünkü Çin çağdaş sanatının kilometre taşları arasında sayılıyor. O grubu kuran 12 kişiden hayatta, Çin’de ve faal olan neredeyse sadece o var... 80’lerin başında bir yolunu bulup eğitim için ABD’ye gidiyor. Bir tür ‘geç dönem Dadacı’ olarak kavramsal işlere yöneliyor. Kitaba adını veren elbise askısından Duchamp portresi gibi ‘yoksul’ ama ‘esprili’ işleri o yıllarda üretiyor. (Sanatçının New York yıllarını geçen yıl SALT Beyoğlu’ndaki bir sergide görmüştük.) Fakat Weiwei, ABD’li bir sanatçı olmak istemiyor. Tıpkı Almanyalı ya da İngiltereli olmak istemediği gibi. Kendi ülkesinde yaşayıp üreten bir sanatçı. Nitekim yaptığı neredeyse tüm işler Çin tarihi, kimliği ve bugünkü Çin hakkında. Documenta’da da sokaklarda gezen 1001 Çinli’den tutun da iç içe geçmiş yüzlerce eski tabureden ya da bisikletten oluşan devasa enstalasyonları gibi... Fakat susmayı hiç de tercih eden biri değil. Elimizdeki kitaba konu olan tutuklanışından hemen sonra, hücresini birebir canlandıran bir enstalasyonunu 2013’te Venedik Bienali sırasında sergilemişti... Son dönem en beğenilen işlerinden biri, baskıcı yönetimin soğuk ve sert halini bir bakışta hatırlatan som mermerden bir güvenlik kamerası...

Ai Weiwei bir yandan müzeler, koleksiyonlar, küratörlerle çevrili günümüzün küresel sanat endüstrisinin yıldızlarından biri. Çok zengin ve çok ünlü. Çin sanatının en güçlü ismi. Ama öte yandan 20’lerin 30’ların Almanyası’nda, 50’lerin Türkiyesinde (yoksa 2000’lerin mi demeliyiz?), 60’ların İspanyası’nda, 70’lerin Latin Amerikası’nda olduğu gibi totaliter yönetimle her daim başı belada muhalif bir sanatçı.

Dünyanın her yerinde baskı söz konusu olduğunda sanatçılar nasıl davranıyorsa Weiwei de bugün onu yapıyor. Uluslararası bir star olmanın konforunu bir yana bırakıp her türlü riski alarak bildiğini okuyor. Hele Çin’de bunun tuhaf bir başka geleneği var. Bernaby Martin’in kitabında bizimle tanıştırdığı Mang Ke, Liao Yiwu gibi diğer muhalif yazar ve şairlerin hayatında da aynı şeyi görüyoruz. Kitabın en sonunda tanık olduğu bir ziyaretçiyi anlatıyor. Baba dostu yaşlı adam, kapıdaki polislere aldırmadan Weiwei’ye geçmiş olsun ziyaretine geliyor: “Ne kadar kaldın içeride Ai Weiwei?” diye soruyor. Seksenbir gün cevabını alınca da gülüyor ve şöyle diyor: “Eh, bu iyi, bu hiçbir şey. Hiç sızlanma. Ben yıllarca yattım. Eskiden herkes yatardı. Unut gitsin.”

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova