ISBN13 978-605-316-018-2
13x19,5 cm, 152 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Cara Giulia, s. 11-15

Cara Giulia,*

Bu biraz uzun mektup seni şaşırtabilir, hatta belki sinirlendirebilir. Umarım bana çok kızmazsın, ama bunları yazmam gerekiyor. Sana damdan düşercesine söylediğim gibi, nasıl oluyor da kimi zaman resme baktığın halde ressamla tablonun sana gösterdiği şeyi göremiyorsun, anlayamıyorum. Resme olan tutkumuz aynı; ama nasıl oluyor da kimi yapıtları yorumlarken birbirimizden bunca uzaklaşabiliyoruz? Yapıtların tek bir anlamı olduğunu, dolayısıyla da tek bir “doğru” yorumun olabileceğini ileri sürecek değilim. Böyle bir şeyi Gombrich söylemişti, onunla ilgili ne düşündüğümü biliyorsun. Hayır, benim kafamı kurcalayan şey daha çok kimi anlarda neredeyse ne pahasına olursa olsun kendinle yapıt arasına çekmek istediğin şu perde –seni sözümona yapıtın ışıltısından koruyacak, akademik topluluğumuzun temelini oluşturan ve kendinden bir şeyler bulduğun alışkanlıklara kol kanat gerecek şu güneşlik: metinler, alıntılar ve dışsal göndermeler. Düşüncelerimizin uyuşmaması ilk kez olmuyor, ama bu kez sana yazıyorum. Söyleyeceklerime inanmanı beklemiyorum aslında, ama belki kendini sorgulamanı ve senin gözünde tartışma götürmez düşüncelermiş gibi duran, bana göreyse seni kör eden şeyleri sarsabilirim.

Zucchi’nin Psyche ile Cupido’sunu bir kenara koyuyorum. Geçen ay senin önerdiğin okumadan sonra, tahmin edeceğin üzere, söylenebilecek çok şey var oysa. Belki başka bir vesileyle. Ben yalnızca Tintoretto’nun Vulcanus’un Bastığı Mars ile Venüs resmi üstüne sunduğun bildiriden söz edeceğim. Birçok kez doğru noktalara parmak basıp görmediğim şeyleri görmemi sağladın. Örneğin, yatağa ve Venüs’ün çıplak bedenine doğru eğilen Vulcanus’un bir nympha’yla karşılaşmış satyr’i akla getirdiğini söylemekte haklısın. Karısının güzel bedeni karşısında kocanın beklenmedik arzusu – bu düşünceyi seviyorum. Ama göreceğin gibi, seninkilerden çok farklı sonuçlar çıkarıyorum ben ondan. Aynı şekilde, gözlerimizin önüne sere serpe uzanmış bu bedenin erotizminin resme bakan kadınları aşk tanrıçasıyla özdeşleşmeye ittiğini söylerken de savın iyi başlıyor. Ne var ki sonrasında, yalnız Vulcanus’un saygıdeğer, Venüs’ ünse utanç içinde, Mars’ın da gülünç olduğu bahanesiyle, bu yönlendirmenin ahlaki olduğunu, Tintoretto’nun imgenin güçlerini ve fırçasının çekiciliğini kadın arzusunu belli bir tarafa çekmek için kullandığını (bunlar senin sözlerin değil, ama üç aşağı beş yukarı aynı kapıya çıkıyor) söyleyince, seni anlayamıyorum. Sözgelimi, Venüs’ün basılınca çıplaklığını gizlemeye çalıştığını söylüyorsun; tam tersine Vulcanus’u ayartmak için o çıplaklığı açığa çıkarmadığı ne belli? Neden bu resimde mizah olmasın? Genelde güleç biri olmana karşın sanat tarihiyle uğraşırken şen şakrak davranmak istemediğin izlenimine kapılıyorum. Hani gülmemek, hatta gülümsememek mesleki bir görevmişçesine. Öylesi ciddi olmazmış gibi. Serio ludere, “oyunu ciddi oynamak”, oysa Rönesans’ın bu deyimini de, ondaki kahkaha ve çelişki merakını da bilirsin. Anlaşılan, ciddi olmak için kendini ciddiye almalı, İtalyancada dediğiniz gibi seria değil seriosa** olmalı, bilim dallarının sözde saygınlığına bürünüp iç karartıcı bir bilgi adına resmin karşısında asla gülünmemesini isteyen o mezar bekçilerine kendini kabul ettirmelisin. Sen mi seriosa olacaksın, Giulia? Yapma gözünü seveyim!

O zaman, bu mektubu daha atmadıysan, baştan başlayayım. Ben de Tintoretto’nun bu resimde beylik Vulcanus’un Bastığı Mars ile Venüs konusunu beklenmedik bir biçimde işlediğini düşünüyorum. Genelde, Mars ile Venüs zina yatağına çıplak uzanmış, Apollo’nun haber verdiği Vulcanus’un üstlerine attığı ağa yakalanmış olurlar. Münih’te korunan resimde bunların hiçbiri yoktur. Venüs çıplak, orası kesin, yatağa da uzanmış. Ama yatakta yalnız; Mars zırhlar içinde, başında tolgasıyla masanın altına sığınmış, o sırada bir dizini yatağa koyan Vulcanus karısının cinsel organını örten hafif kumaşı kaldırır. Yanda, pencerenin altında, bir beşikte, Cupido dalmış uyumaktadır. Bu konunun bu biçimde işlenişine ne daha önce, ne daha sonra rastlanmıştır. Sana göre, Tintoretto konuyu böylesine paradoksal bir biçimde betimleyerek, evlilikte bağlılığın değerlerini bir karşı örnekle yüceltmek istemiş. Venüs’ün zinasının genç evlilere korku salmak için kullanılması ilk kez olan bir şey değilmiş. Buraya kadar tamam. Savını desteklemek için, Venedik’te zinayı ve erotik imgeleri yermek için yayımlanmış birçok metni ileri sürüyorsun. İşte o zaman kafam karışıyor. O metinler var diye, hatta resmin yapıldığı tarihlerde yayımlandılar diye, ille o resmin açıklanmasını sağlamaları gerekmiyor. Öylesi çok basit olur. Belli bir zamanda, belli bir toplumda birbiriyle çelişen bakış açıları ya da tutumlar bulunabilir. Sen de bunu en az benim kadar iyi biliyorsun. Bakış açını desteklemek için, resmin Tintoretto’nun özel yaşamından bir olaya anıştırma yapabileceğini ve onun genç karısına yönelik olabileceğini söylemeye vardırıyorsun işi. Bu noktada, kesinlikle çok ileri gidiyorsun. Öncelikle öyle bir olay olup olmadığını hiç bilmiyoruz, ayrıca resmin tarihi aşağı yukarı 1550’yse (bu tarihi öneren sensin), bu hiç kuşkusuz Tintoretto’nun evlendiği yıl, ama o sırada otuz iki yaşında. Yaklaşık kırk yıl sonra Vulcanus’a benzeyeceği için resimde daha o zamandan kılık değiştirmiş bir otoportre, hatta kendisinin bir temsilcisini görmek gerekmiyor. Anlaştık mı?

Asıl konuya dönüyorum. Senin yorumun basit bir ilkeye dayanıyor, aşağı yukarı şu sözcüklerle dile getiriyorsun: Tintoretto’nun Vulcanus’un Bastığı Mars ile Venüs’ü konunun alışıldık betimlemelerinden değil, öyleyse bir alegori. Pek yeterli bir açıklama değil doğrusu! Alışılmadık olan her şey ille de alegorik olacak diye bir şey yok. Ne bileyim, karmaşık, paradoksal, parodili olabilir. Gülünç olabilir. Sen de kafasında tolgasıyla masanın altına yarım yamalak saklanmış Mars’ın gülünç olduğunu söylüyorsun haklı olarak. Ama ahlaki boyutu bu vodvil sahnesine dayandırarak çok acele ediyorsun: Sana göre, Mars’ın gülünç konumu aldatılan yaşlı kocanın hüzünlü saygınlığına daha çok değer kazandırmak için kadının yasak aşkını küçük gösteriyor büyük olasılıkla. Ama hangi hüzünlü saygınlıktan söz ediyorsun sen? Vulcanus da bir o kadar gülünç! Baksana! O aldatılan koca tam olarak ne yapıyor? Karısının uylukları arasında ne arıyor? Aradığı nasıl bir kanıt? Mars orada nasıl bir iz bırakmış olabilir ki? Uzatmayayım. Hareketleri, bakışı bana ahlaki bir çağrıdansa Aretino’nun açık saçık yazılarını düşündürüyor. Üstelik, bu zavallı Vulcanus Tintoretto’nun bize sergilediği haliyle yalnızca topal da değil; örskemiğine vura vura, duvar gibi sağır olmuş olsa gerek. Kanıt mı istiyorsun? Köpeğini bile duymuyor. Oysa epey gürültü yapıyor o it: Mars’ın nerede olduğunu göstermek için var gücüyle havlıyor. Ortalığı ayağa kaldırıyor küçücük haliyle. Ama Vulcanus hiçbir şey duymuyor! Neden biliyor musun? Sağır olduğundan değil; asıl başka bir şey düşündüğü için. Tam o sırada (Tintoretto bize bir ânı betimlediğini göstermek için elinden geleni yapmış), Vulcanus ne aramaya geldiğini unutuyor. Dalıp gitmiş. Orada, karısının uyluklarının arasında gördüğü şey onu başka her şeye kör (ve sağır) etmiş. Ondan başka bir şey görmüyor, başka bir şey düşünmüyor. Uydurmuyorum. Bir sonraki anda olup bitecek şeyi görmek için onun arkasındaki büyük aynaya bakmak yeter.

Yeri gelmişken, şu ayna üstüne bir-iki söz söyleyeyim. Tuhaf bir yere konmuş olduğuna işaret etmemişsin. Karşımızdaki pencerenin bir bölümünü kapatması bir yana, çok alçağa, neredeyse Venüs’ün yatağıyla aynı düzeye, en azından Cupido’nun uyuduğu beşikten daha alçağa yerleştirilmiş. Nitekim, iyi bakarsan görürsün, duvara asılı değil; Mars’ın altına saklandığı masa yüzünden göremediğimiz bir mobilyanın üstüne konmuş olmalı. İyi de orada ne yapıyor? Öylesine alçak bir yere konmuşken neye yarayabilir ki? Venüs’ün sevişmelerini yansıtmaya mı? Olabilir kuşkusuz. XVI. yüzyılda Venedik’te böyle düzenlerin olduğuna kuşkum yok. Ama bu varsayım bizi ahlaki bir betimlemeden daha da uzaklaştırıyor. Tabii söz konusu olan gerçekten bir aynaysa. Sen bunun Mars’ın kalkanı olabileceğini söylüyorsun. Öyleyse, tuhaf bir kalkan. Beni rahatsız eden şey yalnızca boyutu değil (gerçekten çok büyük), özellikle ayna görevi görebilmesi. Medusa’yı taşa çevirebilecek denli düz ve parlak olanın Perseus’un kalkanı olduğunu sanıyordum. Aineias’ın da bir aynakalkanının olduğu doğrudur. Erasmus Weddigen bu resimle ilgili olarak anımsatır bunu. Kyklop’ların ürettiği bu kalkan, yüzünde Roma’nın gelecekteki görkemli yazgısını gösteren büyülü bir kalkandır. Bu keyfi bir benzerlik (kaldı ki, sen ona değinmiyorsun), ama bana uyar. Diyeceğim, Tintoretto’nun aynakalkanında ne görüyoruz tam da? Sen yalnızca çerçevenin dışına, sahnede bizim bulunduğumuz yana yerleştirilmiş (doğru dürüst görünmeyen) ikinci bir aynanın yansımasından söz ediyorsun: Bu Venüs’ün süslenip püslenirken kullandığı, yatağın kenarına konmuş ve Mars’ın kalkanına yansıyan ayna olabilir. (Sırası gelmişken söyleyelim, paylaşılan arzunun güzel bir imgesi bu: Birinin aynası ötekinin kalkanına yansıyıp onu aşkın aynasına dönüştürüyor.) Weddigen de çerçevenin dışında kalan bu aynadan söz ediyor, ama sen onun metninden hiç söz etmediğin için, onun önerdiği görsel yeniden yapılandırmayı ve ondan çıkardığı sonuçları bir kenara koyuyorum. O sonuçlar seninkilerden çok uzak, ama bunun çok önemi yok. Sana göre, görmediğimiz o ayna, o gizli ayna Venüs’ün, sırtını kapıya dönse bile Vulcanus’un arkadan geldiğini görmesini sağlıyor – aldatmanın aracı olan o aynayı duvara dayalı duran ötekiyle, gerçeği ortaya çıkaran aynayla karşı karşıya getiriyorsun parlak bir biçimde. Haydi öyle diyelim. Peki ama ortadaki gerçek ne?

* İt. Sevgili Giulia – ç.n.

** Burada “ciddi değil, çok ciddi” denebilir. – ç.n.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova