Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-235-2
13x19.5 cm, 208 s.
Liste fiyatı: 21,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Engin Geçtan diğer kitapları
Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar, 1975
İnsan Olmak, 1983
Psikanaliz ve Sonrası, 1988
Varoluş ve Psikiyatri, 1990
Dersaadet'te Dans, 1996
Bir Günlük Yerim Kaldı İster misiniz?, 1997
Kimbilir?, 1998
Kızarmış Palamutun Kokusu, 2001
Hayat, 2002
Tren, 2004
Seyyar, 2005
Kuru Su, 2008
Zamane, 2010
Mesela Saat Onda, 2012
Rastgele Ben, 2014
Orada, Bir Arada, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kırmızı Kitap
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Resmi: André Kertész
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 1993
4. Basım: Ocak 2016

"Her Okunuşunda Değişecektir"

OKUMA PARÇASI

Açılış Bölümü, s. 5-10

Yakıcı sıcak bir yaz günü öğleye doğru. Bir kaldırım kahvesinde birbirinden uzak masalarda kendi başlarına oturan bir kadın ve bir erkek. Masa örtüleri, duvarlar, her şey beyaz. Arada bir görünen uzun boylu, sıska garsonun gömleği ve papyonu da öyle. Beyaz ve tenha kahvenin önündeki kaldırım ise her türden, her sınıftan, çeşitli kıyafetlerde insanlarıyla rengârenk bir mozaik.

Te, yirmi sekiz yaşında, çocuksu yüzü, yumuk gözleriyle, yakışıklı sayılabilecek bir genç. Üzerinde kısa kollu, beyaz bir gömlek, yüzünde düşünceli bir ifadeyle, sürekli uzaktaki masada oturan Ra'ya bakıyor. Ra, kırk beş yaşlarında, esmer, tombulca bir kadın. Beyaz elbisesinin açık, yuvarlak yakasının kenarı küçük ve renkli işlemelerle süslenmiş. Dudakları kalp şeklinde boyanmış, belirgin bir kırmızıyla. Kulaklarının ardından omuzlarına inen kuzguni siyah saçları dağınık. Yüzünde huzurlu bir ifadeyle büyük bir bardaktan renksiz bir içki yudumlarken, Te'nin bir ara taktığı güneş gözlüklerinin ardından sürdürdüğü gözaltından habersiz.

Yine de çok zaman geçmedi böyle ve bir süre sonra, Ra hesabını ödeyerek gitmeye hazırlandı. Te, kadın ayağa kalktığında, elinde taşıdığı kırmızı ciltli kitabı fark etti, cildin bir yüzü eksik. Bir de, sol bileğinde taşıdığı, değerli olduğu belli ve gösterişli bileziğe gözü takıldı. Ra kahveden ayrılmak üzere masaların arasından geçerken, Te yerinden fırlayıp hızlı adımlarla ona yaklaştı, heyecanlı olduğu belli.

— Sizi bir yerden tanıdığıma eminim!

Ra bir an Te'ye baktı ve başını hafifçe eğerek onu selamladı. Sonra zarif bir el hareketiyle yolundan çekilmesini belirtti ve bir şey söylemeden yoluna devam etti.

Te, uzaklaşan kadının ardından bir süre baktıktan sonra, yerine dönüp masasının üzerinde gazetesine bir göz atmak istedi ve gözleri iyice açılmış halde gazetenin ilk sayfasında bir yere takılıp kaldı. Tekrar yerinden fırladı ve Ra'nın gittiği yöne doğru koştu. Caddeye çıkınca durup, gözleriyle her yönü dikkatle taradı, ama kadın sırra kadem basmıştı. Düşünceli bir yüzle kahveye döndü ve gazetenin birinci sayfasındaki habere bir kere daha baktı: "Kimliği meçhul bir kadının cesedi Eski Kent'in dar sokaklarından birinde bulundu." Altındaki fotoğrafta Ra'nın maskeleşmiş yüzü ve biraz önce kahvede otururken üzerinde olan, yakası işlemeli beyaz elbise kana bulanmış. Haber Te'nin çalıştığı gazetenin o günkü nüshasında.

Te, gazetedeki çalışma arkadaşı Taos ve bir görevli ile birlikte şehir morgunun koridorunda yürürken Taos anlatıyordu:

— Oraya polisten biraz sonra ulaştım. Öleli birkaç saat olmuş dediler. Sanırım öğleden sonra beş sıralarında.

— Güpegündüz ve sokakta!

— Biliyorsun, o sokaklardaki evler yüksek bahçe duvarlarının gerisindedir. Dükkân ya da benzeri yerler de yoktur. Bu sıcakta öyle sakin bir sokakta kim dolaşır ki?

Te birden durdu, o durunca diğerleri de.

— Onu orada kim bulmuş?

— Şehirdeki eski yapıları dolaşan bir çevreci grup. Dün gazeteden izin almamış olsaydın oraya sen gitmiş olacaktın.

— Havaalanına gitmem gerekti, birini karşılamak için.

Tekrar yürümeye başladılar ve bir başka koridora saparak geniş bir kapının önüne geldiler.

Ra'nın, yüzünden örtüsü çekilmiş cesedi çevresinde Te gözlerini cesede dikmiş ve suskun. Taos arkadaşının yüzüne merakla baktı.

— Bu o mu? Fotoğraftaki kadın tanıdığım birine benziyor demiştin.

Te bir süre tereddüt etti, sonra başını iki yana salladı.

— Hayır!.. Hayır o değil... Yanılmışım.

Kendini toparlamaya çalışarak gülümsedi.

— Şu anda bir ölüye bakıyor olmaktan etkilenmiş olmalıyım. Benimle buraya kadar geldiğin için teşekkür ederim.

Sonra morg görevlisine döndü:

— Size de!

Caddede Taos'un arabasına doğru yol alırlarken yaşanan suskunluğun ardından Te'nin sesi duyuldu:

— Bıçaklanarak öldürüldüğü anlaşılıyor. Katile karşı koymaya çalışmış mı?

— Sanırım. Cinayetin hırsızlık amacıyla işlenmemiş olduğu kesin, çünkü bileziğine dokunulmamış. Oysa çok değerliymiş. Ama bana tuhaf gelen bir şey var.

— Ne gibi?

— Kadının elinde kırmızı bir kitap cildinin tek bir yüzü vardı. Kitabın kendisi zorla elinden alınırken yırtılmış gibi.

— Kalan parçanın üzerinde yazı var mıydı?

— Hayır yoktu! Polisin tahminine göre kadın, bir evin bahçe kapısından içeri girmek üzereyken ya da oradan çıkar çıkmaz saldırıya uğramış.

— Evde yaşayanlar kadını tanıyorlar mı?

— Yıllardır terk edilmiş bir ev olduğu sanılıyor. Polis bunları da araştırıyor.

— Kapıdan söz ettin, nasıl bir kapı o?

— Anlamadım.

— Kadını önünde buldukları kapı.

— Mavi bir kapı, oldukça harap ve rengi solmuş. Bunları neden soruyorsun?

— Bilmiyorum! Sanırım merak, yalnızca merak. Hikâye ilgimi çekti. Bu konuda bir gelişme olursa bana da bildirir misin?

— Tabii!

Taos'un arabasının yanına gelmişlerdi. Taos direksiyonun bulunduğu tarafa doğru gelirken Te seslendi:

— Seninle birlikte gelmesem! Yapmam gereken bir şey olduğunu hatırladım. Gazetedekilere bir saat kadar gecikeceğimi söyler misin?

— Tabii!

Bir an durup Te'ye baktı.

— Bugün sende bir tuhaflık var.

Sonra dostça gülümsedi.

— Hoşça kal!

— Sen de!

Taos arabasına binmek üzereyken birden duraksadı.

— Bana kimi karşılamak için havaalanına gittiğini söylemedin.

— Önceden tanımadığım biri. Bir dostum onunla ilgilenmemi istemişti.

— Umarım buna değmiştir.

Te gülmeye başladı.

— Gelen bir erkekti, yaşlı bir arkeolog, adı Ho!.. Seni düş kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.

Taos arabasıyla uzaklaşırken, Te bir süre bulunduğu yerde durup onun gözden kaybolmasını bekledi, sonra bir taksi bulabilmek için bakınmaya başladı.

İki yanında yüksek bahçe duvarları ve ahşap dış kapılarıyla eski tarz evlerin sıralandığı bir sokak, yakıcı güneşin kimsesizliğinde sessiz. Sokağın caddeyle buluştuğu yerde Te taksiden indi, sürücüden parasının üstünü alırken gözü sokakta. Gizli bir iş yapanların ürkekliğiyle sokağa girdi ve yavaş adım yürümeye başladı. Sokağı yarılamak üzereydi ki gözleri birden az ötesinde ve yolun sağındaki bir yere sabitleşti. Mavi kapı!

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Feridun Andaç, "Bir Yazarın Kanatlarında...", Cumhuriyet, 12 Eylül 2002

Yeraltından Notlar'ı okurken bana çekici gelen yan, okumanın ilerlediği yerlerde ürkütücü olmaya başlamıştı. Camus'nün Yabancı'sından sonra Dostoyevski'nin bu labirentine girmek ezici gelmişti. Tüm bunların yeterince ayrımında mıydım? Sanmıyorum! Dahası, psikanalizlealışverişiminpek olmadığı bir yaş dönemindeydim. O günlerde, on yedi on sekiz yaşlarındaki bir gencin dünyasında, sağaltıcı gelebilen tek şey butür klasik yapıtlardı.

Sıkıntılar çektiğim matematiğin, öfkelendiğim tarihin, dersi bitse diye dakikalarını saydığım fiziğin zamanla bilme/öğrenme tutkumun aracı olmasında edebiyatın payını hiçde yadsıyamam. Gelip Freud'la, Jung'la yüzleşmemde de öyle olmuştu. Kafka'nın en açmaz metinlerine buradan yürümüş, Dostoyevski'ye, Camus'ye onların ışığından bakmaya çalışmış; Yaşar Kemal anlatılarında sık sık yinelenen cinayet olgusuna buralardan edindiklerimle bakar olmuştum. Psikanaliz bir başka görüyü getirip sunuyordu bize. Ama edebiyat tüm bilimlerin açkısı gibi ötemizde duran oylumlu bir yapıydı. İnsana/topluma dair her şeyi derleyip sunan, gösteren, baktıran, hissettirendi.

Uzun Erimli Bir Yol Arkadaşı

Nice sonra İnsan Olmak yapıtıyla yüzleştiğim Engin Geçtan da yepyeni bir ufuk açmıştı bende. Zamanla onu, yazdıklarını benzersiz bir yol arkadaşı kılmıştım kendime.

Engin Geçtan'ın her bir anlatısı insana dairdir. İnsanın yaşamsal gerçekliklerle yüzleşme durumlarına, oradan ağanların içsel yansılarına içgörüsünün, bilgi ve sezgi gücünün penceresinden bakar. Duyarlıklıdır, etkileyici ve donatıcıdır. Sizi her bir sözüyle yol arkadaşı kılmasını bilir.

Yıllar önce, İnsan Olmak'ını okuduğumda, bu kitabın daha sonra da benim için bir çekim odağı olabileceğini, yazarının her bir yazdığına o ilgiyle yönelebileceğimi düşünmüştüm. Yanıltıcı da olmadı bu. Geçtan'dan okuduğum ikinci etkileyici kitap Varoluş ve Psikiyatri olmuştu. Varoluşun anlamı, varlık ve yokluk kavramlarının edebiyatta nasıl/ne yönde ele alındığı, "İkinci Yeni" ve "1950 Kuşağı" edebiyatçılarında varoluşun gerçekliğinin nasıl algılandığı üzerine düşününce, Geçtan, benim için uzun erimli bir yol arkadaşı olmuştu bile. Sonra, Sartre'la Hiç Kopmadan Yürümek'i adım adım yazarken, artık yöncümdü o benim.

Bazı yazarlar öyledir. Aranızda kurduğunuz kan bağı, duygu/düşünce yolculuğunun ateşleyicisi olur. Onun sesini taşır, elden ele, dilden dile alıp götürürsünüz de.

Bu anlamda, Geçtan'ın yazdıklarının ibresi yaratıcı metinlere yönelince, Kırmızı Kitap'ın o albenili içeriği daha da anlatır olmuştu yazarımızı bize. Bunların ardı da geldi. Her bir anlatısının uçlandığı yerdeki "insan" onun yaşamsal macerası içtenlikli, yalın bir anlatımla dile getirildi.

Bir Tür Ayna Tutar Bize

Yazdıklarını nasıl algılarsınız bilmem. Bildiğim şudur ki; siz bir metni nasıl okursanız öyle algılar/anlarsınız. Yani sizin bakışınız/donanımınız belirleyicidir burada. Oysa, Geçtan'ın anlatılarında, o içgörünüzün getirdiklerini bir yana bıraktıran bir eda var. Bir anda kabuk değiştirip bir başka "ben" olma durumuna geçip, zamansız/mekânsızlığın diliyle yeni bir dilin ardına düşersiniz.

Bir yolculuk ânında rastlaştığım bir dostum, sözümüzün ucu hiç oralarda gezinmezken şunları söylemişti bana: "Bu yolculuğunda Kızarmış Palamutun Kokusu'nun yanında olmasını isterdim. Ah, bir bilsen nasıl sardı, sarsaladı beni..."

İçtenliklice söylenmiş sözlerdi bunlar. O yolculukta olmasa da dönüşümde bu romanla şenlikli bir içsel yolculuğa çıkmıştım. Geçtan'ın bu anlatıları öyledir. Sizi metnin içine alır, asla kopmazsınız. Söyleyecek sözü olan bir anlatıcının güzergâhlarında hiç yüksünmeden gezinirsiniz. Değişimin rengini, kopuşun ve tükenişin dilini bu denli sıcak, yüreklice anlatan bir yazarın kanatlarında olmak...

Geçtan'ın yeni kitabı Hayat'a dönünce, bir an o duyguların sergerdesi gibi hissettim kendimi. İyi de oldu. Her şeyden önce ufuk açıcı bir metin. Üstelik, arada bir onun diğer kitaplarına dönerek (özellikle de Kimbilir'e) okunduğunda daha da anlamlı gelen bir okuma yolculuğuna çıkarıyordu yazarımız.

Doğrusu, şunun altını çizmek isterim: Geçtan'ın bu kitabını ağır çekimli okumayla okumalı. Katmanlı, göndermeli bir metin. Sıkıcı, yorucu, hatta paralayıcı değil; tam tersi iç açıcı, yönlendirdici. Buna bir tür ayna tutmak da diyebilirim.

Evet, evet öyledir Geçtan; bir tür ayna tutar bize. Hayatı karşılayan her günün anlamına/anlamsızlığına döneriz anlattıklarıyla. Bunlar bir/er hayat dersi olmasa da; değişken bakabilmeye, içte ve dıştakini görebilmeye kapı aralar.

Hayat'la yolculuğa çıkın bunu daha iyi anlayacaksınızdır. Üstelik onun yansıttığı renklerin tutkunu da olacaksınızdır.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.