Açılış bölümünden, s. 7-8
Sabah saat beşi on geçe Nils Vik gözlerini açtı ve böylece hayatının son günü başlamış oldu. Her zamanki gibi yeniden uykuya dalacağından emin bir şekilde rüyayla uyanıklık arasında bir süre daha yatmaya devam etti. Ancak o gün gelmişti işte. Yatakta sağa sola döndü, odayı inceledi – çalar saatli radyo, açık pencereden içeri dolan soğuk hava... Görebildiği kadarıyla bugün yastığında kan izleri yoktu. Ne görmüştü rüyasında? A elbette, saçını okşayan el, yanağına dokunan parmaklar, karanlıktan gelen bir ses. Seni bekliyorum sevgilim.
Ayaklarıyla soğuk zemine bastı, banyoya gitti, pijama pantolonunu indirdi ve gece çişinin ağırlığından kurtardı kendini. Bir çırpıda klozete boşaldı içindekiler. Sonra yapılması gerekenleri yapmaya başladı. Sabah ritüelini hâlâ etkin bir şekilde yerine getirebiliyordu. Her türlü hava şartında yataktan kalkmak, giysilerini bulmak, kahve yapmak, kahvaltı hazırlamak ve tekneye inmek. Uzun yıllar boyunca edinilmiş ve uygulanmış hareketlerdi bunlar.
Duş yaparken suyun beyaz teni üzerinden akıp gidişini seyretti. Lavabonun önünde durdu, tıraş bıçağını yanaklarının, çenesinin, boynunun ve âdemelmasının üzerinde gezdirdi. Sağ eli hafif titrediğinden dikkatli olması gerekiyordu. Fiyordu üst dudağında bir plaster veya çenesine kanlı bir kâğıt parçacığı yapıştırılmış bir şekilde geçmek istemiyordu. Başka ne vardı? Dişler? Eller? Pomat? Tıraş losyonu sürmekten vazgeçmeyi düşündü. Ama bugün dünden, bir önceki günden veya ondan önceki tüm günlerden farklı olmamalıydı.
Aynadaki adam. Orta boylu, tıknaz ve güçlü kuvvetli, bir zamanlar koyu renk olan saçlar şimdi kısmen ağarmış. Kaba yüz hatları, geniş bir alın, küçük gözler, seyreltilmesi gereken gür kaşlar. Yerçekimi nedeniyle değişikliklere uğramış bir beden, artık sadece ayaklarım eski haline benziyor, derdi. Bakışını sabitledi. Aynadaki adam ona bakıyordu, kollarını indirdi, gülümsemeye çalıştı. Çevresinde olup biten her şeyi bilmeyi seven bir adamdı. Havayı. Rüzgârı. Zamanı. Oysa şimdi karşısında nereye gittiğini bilmeyen bir adam vardı.
Havada dalga dalga yayılan sesler ikinci kata ulaşıyordu. Nils merdivenlerden aşağı indi, mutfaktaki tek iskemle dikkatini çekti. Oturulacak kısımdaki şilte hafifçe içeri gömülmüştü, bu çöküntüyü daha önce gördüğünü hatırlamıyordu, sanki gece içeri birisi girmişti de şimdi onu bekliyordu. Bunun dışında her şey eskisi gibiydi. Buzdolabının uğultusu, lavabodaki kirli tabaklar.
Evin içinde bir yerlerde birisi konuşup duruyordu. Nils döndü ve sesi takip etti. Koridorda transistörlü radyo çalıyordu. Dün gece geç saatlerde açık unutmuş olmalıydı. Radyoyu alıp mutfağa döndü. O gün günlerden neydi? Sakin ve yağmurlu bir kasım günü. Radyodaki ses bulutların dağılacağını, hatta güneşli ve açık bir havanın beklendiğini söylüyordu. Fiyort boyunca yol almakta olan bir otomobil bir geyiğe çarpmıştı. Kayıp olduğu bildirilen bir çocuk polis tarafından kentte bulunmuştu. Bir feribotta yangın tehlikesi yaşanmıştı.