 | | ISBN13 978-605-316-438-8 | | 13x19,5 cm, 152 s. |
Liste fiyatı: 220.00 TL İndirimli fiyatı: 176.00 TL İndirim oranı: %20 {"value":220.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"11647","item_name":"Nils Vik’in Öldüğü Gün","discount":44.00,"price":220.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Nils Vik’in Öldüğü Gün Özgün adı: Den dagen Nils Vik døde Çeviri: Banu Gürsaler Syvertsen Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan Kapak Tasarımı: Emine Bora |
Norveç Brage Ödülü Benim hikâyem böyleydi, diye düşündü Nils. Artık her şeyi biliyordu, resmin tümünü görmüştü. Adım adım, sırasını bekleye bekleye buraya dek gelmişti. Doğmak, havanın, denizin, toprağın, nefretin ve aşkın ne olduğunu öğrenecek kadar yaşamak ve sonunda teşekkür ederek elveda demek. Her şeye rağmen bu büyük bir hikâyeydi, pek çok müsvedde ve taslaklarla dolu bir hikâye, yine de sonu olan bir hikâye, bir uyum ve kabullenme hikâyesi, geçmişe ve değişime dair bir hikâye. Bir hikâye başladıktan sonra kontrolden çıkar. Kişiye düşen onu sonuna dek izlemektir. Eşini kaybetmiş ve kızları kendi hayatlarını kurmuş olan tekne kaptanı Nils Vik, hayatının son gününde, daha önce sayısız kere yaptığı gibi sefere çıkar. Ama diğer seferlerden farklı olarak bu defa gerçek yolcuları değil, hayatında ve hafızasında yer etmiş kişileri, çoktan ölmüş yakınlarını ve tanıdıklarını buyur eder teknesine. Onlarla birlikte bütün hayatını gözden geçirip geçmişiyle hesaplaştığı bu son seferin dönüşü olmayacaktır. Norveç’in prestijli Brage Ödülü’ne layık görülen bu romanı edebiyatsever okurlarımıza hararetle tavsiye ediyoruz.  | OKUMA PARÇASI |
Açılış bölümünden, s. 7-8 Sabah saat beşi on geçe Nils Vik gözlerini açtı ve böylece hayatının son günü başlamış oldu. Her zamanki gibi yeniden uykuya dalacağından emin bir şekilde rüyayla uyanıklık arasında bir süre daha yatmaya devam etti. Ancak o gün gelmişti işte. Yatakta sağa sola döndü, odayı inceledi – çalar saatli radyo, açık pencereden içeri dolan soğuk hava... Görebildiği kadarıyla bugün yastığında kan izleri yoktu. Ne görmüştü rüyasında? A elbette, saçını okşayan el, yanağına dokunan parmaklar, karanlıktan gelen bir ses. Seni bekliyorum sevgilim. Ayaklarıyla soğuk zemine bastı, banyoya gitti, pijama pantolonunu indirdi ve gece çişinin ağırlığından kurtardı kendini. Bir çırpıda klozete boşaldı içindekiler. Sonra yapılması gerekenleri yapmaya başladı. Sabah ritüelini hâlâ etkin bir şekilde yerine getirebiliyordu. Her türlü hava şartında yataktan kalkmak, giysilerini bulmak, kahve yapmak, kahvaltı hazırlamak ve tekneye inmek. Uzun yıllar boyunca edinilmiş ve uygulanmış hareketlerdi bunlar. Duş yaparken suyun beyaz teni üzerinden akıp gidişini seyretti. Lavabonun önünde durdu, tıraş bıçağını yanaklarının, çenesinin, boynunun ve âdemelmasının üzerinde gezdirdi. Sağ eli hafif titrediğinden dikkatli olması gerekiyordu. Fiyordu üst dudağında bir plaster veya çenesine kanlı bir kâğıt parçacığı yapıştırılmış bir şekilde geçmek istemiyordu. Başka ne vardı? Dişler? Eller? Pomat? Tıraş losyonu sürmekten vazgeçmeyi düşündü.... | Devamını görmek için bkz. |  |
|