ISBN13 978-605-316-429-6
13,5x21,5 cm, 512 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sunuş: Dünyaya Karşı Sorumluluk: İhtimam, Anlam ve Düşünmeyi Seçmek, Sevgi Uçan Çubukçu, s. 11-15

Yaşamak yalnızca hayatta kalmak mıdır, yoksa dünyada olup bitene kayıtsız kalmamak, düşünmek ve eylemek midir? Sevmek yalnızca özel alana ait romantik bir duygu mudur, yoksa çoğul ve kamusal bir anlam da mı taşır? Başkalarına ve dünyaya karşı sorumluluk almak, ihtimam göstermek etik bir mesele midir? Ve yaşamak, ardında bırakılan dünyaya karşı anlamlı bir iz bırakma sorumluluğu taşımak mıdır? Bu soruları bize düşündürten Berktay, akademik üretimini yalnızca bilgi biriktirme ya da kuramsal bir faaliyet olarak değil, dünyaya karşı üstlenilmiş ahlaki ve politik bir sorumluluk olarak tanımlar (Berktay 2010: 1-8). Siyasal kuram, tarih ve feminist düşünce alanlarındaki çalışmalarında tam da bu sorumluluk bilincinin izini sürmek mümkündür. Anlamak, endoktrinasyona direnmektir, diyen Berktay’ın düşüncesinde anlama edimi, geçmişle eleştirel bir yüzleşmeyi, mevcut iktidar ilişkilerini sorgulamayı ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler dahil olmak üzere her türlü tahakküm biçimini görünür kılmayı içerir (2012: 13) Tarihyazımına yönelik müdahaleleri, tarihin tarafsız ve nesnel bir anlatı olduğu iddiasının tersine, onun iktidar ilişkileri içinde kurulan bir alan olduğunu hatırlatır bize. Bu nedenle Berktay için yaşamı anlamak, yalnızca olup biteni kavramakla sınırlı kalmaz; sessizleştirilen, bastırılan, dışlanan ve görünmez kılınanların, özellikle kadınların izini sürmek demektir.

Fatmagül Berktay için bir arkadaşı, 1968 tarihli TED Ankara Koleji Yıllığı’nda henüz çok erken sayılabilecek bir sezgiyle şu cümleyi kaleme alır: Yaşa, sev ve zamanı dolunca ayrıl! – İşte böyledir Fatmagül’ün hayata bakışı; umarız anlamla dolu bir hayatı olur, çünkü en çok önemsediği şey budur. Neredeyse bir yaşam mottosu niteliği taşıyan bu söz, Berktay’ın düşünsel dünyasında ve yaşamında anlam, sorumluluk temalarıyla birlikte okunduğunda, dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşündüren güçlü bir ahlaki ve politik çağrı niteliği taşıyor. Bu çağrının izleri, Berktay’ın tarih ve siyaset teorisi alanındaki çalışmalarının temel motivasyonunu oluşturan bugünü anlama çabasında açık biçimde görülür. Berktay için düşünmek, verili normlara ve güç ilişkilerine tutunan değil, bireyi kendi eylemleriyle ve sorumluluklarıyla yüzleştiren, kendi hakikatine sadık kalmayı içeren bir süreçtir (2021a: 54). Bu faaliyet siyaset, tarih ve sorumluluk arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye davet eden eleştirel bir yaklaşım ortaya koyar. Bu bağlamda düşünmek, dünyadan kopuk bir zihinsel etkinlik olmaktan çok, yaşadığımız dünyaya karşı üstlenilen bir sorumluluktur esasen. Bu sorumluluk, Arendt’in tırabzansız düşünmek kavramıyla örtüşerek, dünyada olup biteni anlamayı, onunla yüzleşmeyi ve tabii ki eylemde bulunmayı gerektirir. Fatmagül Berktay’ın yaşamı ve entelektüel üretimi, tam da bu düşünme faaliyetinin politik bir özneyi inşa eden anlam arayışı olarak karşımıza çıkar.

Çoğulluğa Davet: Dostluk

Berktay’ın düşüncesinde dostluk, sadece özel alana ya da kamusal alana özgü değil, ikisini de içeren bir kamusallık biçimidir (2021a: 140). Buna göre dostluk, birlikte düşünmenin, sorgulamanın ve dünyaya ihtimam göstermenin temel koşullarından biri ve çoğulluk ilkesine dayanan politik bir ilişkisellik formudur. Berktay, Dünyayı Bugünde Sevmek adlı eserinde dostluk bölümüne Nâzım Hikmet’in şu dizeleriyle başlar:

Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık,

aynı ekmek, aynı hürriyet,

aynı hasret için ölebiliriz. (2012: 169)

Berktay’ın bu dizeleri seçmesinin nedeninin, kamusal alanın ancak dostluk ilişkileri üzerinden çoğul ve yaşanabilir bir dünya olarak kurulabileceğini vurgulamak olduğu açık. Başkalarının zihnini ziyaret edebilme yetisi, dostluk sayesinde mümkün olur; bu da düşünsel ve politik olarak çoğulluğa kapı aralar adeta. Dostluk, özgür bireyler arasında, itaate dayanmayan, özne’nin tanınmasını esas alan bir ilişkidir. Berktay’ın kendi ifadesiyle: “Dostluk, varlıkları ne olduklarına değil, neyi paylaştıklarına bağlı olan insanlar arasındaki mesafeye ve ayrılığa saygı gösterdiği için dünyasaldır” (2012: 171). Bu anlamıyla dostluk, düşünmenin, muhakemenin ve birlikte eylemenin geliştiği bir kamusal alandır. Berktay’ın dostluğa, dünyaya ihtimam göstermeye ve düşünmeyi seçmeye dair analizlerinde merkezi yer tutan kavramlardan biri de sorumluluk’tur. Bu kavramın ilk izleri, Kadın Bakış Açısından 1980’ler Türkiye’sinde Kadınlar kitabında yer alan “Türkiye Solu’nun Kadına Bakışı: Değişen Bir Şey Var mı?” başlıklı makalede görülebilir (1990: 289-311). Bu metinde geleneksel sol pratikler içinde aşk ve sevgi ilişkilerinin cinsiyetçi ve hiyerarşik niteliğini eleştirir; sevgiye atfedilen mutlak güven ve fedakârlık söylemlerinin eşitsiz cinsiyet rollerini yeniden ürettiğini ve kadınların özneliğini bastırarak silikleştirdiğini vurgular. Bu eleştiri, sorumluluk ve güven kavramlarının eril içeriklerle kullanımını tersyüz eden anlamıyla, o dönem için cesur bir tırabzansız düşünme girişimidir. Nitekim yıllar sonra Berktay, Arendt’in “İnsanlık sevgisi, kendisini, dünyayı başkalarıyla paylaşmaya ne ölçüde hazır olduğumuzda gösterir” (2021a: 161) sözüne atıfla, dünyevi politikaya katılımın itici gücünün başkalarına yönelik sevgi olduğunu vurgular. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme sorumluluğunun alınabilmesinin mümkün olduğu alan, düşünmenin ve konuşmanın yapılabildiği kamusal alanlardır; bu edimlerin anlaşılması, anlatılabilmesi ve hatırlanabilmesi ise dostlar sayesinde mümkündür. Tam da bu yüzden, Berktay’ın düşüncesinde dostluk, dünyayı bugünde sevebilmeyi mümkün kılan politik bir ilişki biçimidir.

Dünyayı Bugünde Sevmek: Amor Mundi

Berktay’ın entelektüel ve politik serüveninde izini sürebildiğimiz temel eksenlerden biri olan düşünmek, ahlaki, politik ve varoluşsal bir sorumluluktur. Bu yaklaşım, Arendt’in düşünmeyi içsel diyalog, bir içinde iki olarak kavrayan yaklaşımıyla örtüşür (2021a: 54). Berktay, düşünme yoksunluğunu bireysel bir ahlaki zaaf olarak değil, tarihsel ve toplumsal olarak üretilen bir durum olarak ele alır. Totaliter rejimler ise düşünmenin kamusal ve etik koşullarının ortadan kalktığı tarihsel bağlamların en uç örnekleridir. Arendt’in Eichmann çözümlemesi üzerinden geliştirdiği kötülüğün sıradanlığı (Arendt 2009) analizindeki gibi, asıl mesele niyetten ziyade, düşünmeden yapılan eylemlerin normalleşmesidir (Berktay 2010: 117). Totalitarizm, tam da bu düşünme yoksunluğunu kurumsallaştırarak bireyi çoğulluktan koparır ve kamusal alanı ortadan kaldırır (2021a: 163). Deneyimlemekte olduğumuz günümüzün otoriter eğilimlerinde ise düşünmenin kamusal zemini daraltılır, eleştiri ve itiraz sınırlandırılır. Böylece düşünmenin kamusal meşruiyeti ortadan kaldırılarak, geri çekilmeye zorlanan bir faaliyet haline getirilir. Oysa ki demokrasi, düşünmenin farklılıklar içinde kamusal olarak üretilebildiği bir siyasal zemine işaret eder. Bu nedenle Berktay’ın çalışmalarında demokrasi, tamamlanmış ve garanti altına alınmış bir siyasal düzen değil, totaliter ve otoriter eğilimlere karşı, düşünmenin etik ve politik sorumluluğunu yeniden ve yeniden üstlenmeyi gerektiren bir imkândır. Bu perspektiften bakıldığında Berktay’ın politik anlayışının merkezinde amor mundi kavramı yer alır. Dünya, her türlü eksikliğiyle sevilmeye değer bir ortak yaşam alanıdır; bu sevgi, dünyayı olduğu gibi kabullenmek değil, ona karşı sorumluluk üstlenmekte anlam kazanır.

Fatmagül Berktay’ın düşünsel birikimi, yalnızca kaleme aldığı eserlerde değil, öğrencileriyle kurduğu ilişkide de somutlaşır. Hocalığı, ebedi öğrencilik (2010: xiii) olarak ifade eden Berktay için bilgi üretiminin, düşünmenin ve kamusal aklın mekânı olan üniversite, piyasanın ve iktidarın ihtiyaçlarına göre işlevselleştirilen bir kurum değil, çoğulluğun korunabildiği özgür bir kamusal alandır. Üniversite amfisi bu anlamda yalnızca akademik bilginin üretildiği bir mekân olmanın dışında, düşünmenin, muhakemenin ve sorumluluğun birlikte deneyimlendiği özgür bir kamusal alan olarak şekillenir. Buradan hareketle Berktay’ın öğrencileriyle kurduğu ilişki, hiyerarşik bir öğretme modelinden ziyade, dostlukla kurulan bir düşünsel yakınlık, çoğulluk alanıdır. Farklı bakış açılarını yan yana getirmeyi, yüzleşmeyi ve değişimi mümkün kılar. Bu yönüyle öğrenme, anlam arayışının kolektif bir biçimi haline gelir. Bu pedagojik yaklaşım, hazır cevap aramayı değil soru sormayı teşvik eden bir yöntemle, öğrenciyi bilgi alıcısı değil, düşünen politik öznelere dönüştürür. Aynı zamanda öğrencilerle kurulan ilişkide, amor mundi soyut bir ilke olmaktan çıkar ve birlikte düşünmeye, birlikte konuşmaya, dünyayı bugünde anlamaya ve sevmeye yönelik somut bir ilişkiye dönüşür. Berktay’ ın öğrencileriyle kurduğu bu ilişki, birlikte düşünmenin ve dünyaya ihtimam göstermenin, öğrenmenin en önemli işareti olduğunu gösterir.

Epistemolojik ve Politik Bir Müdahale: Feminist Tarihçilik

Feminist düşünce, Fatmagül Berktay’ın entelektüel ve politik tercihlerinde belirleyici bir yere sahiptir. Ancak onun yaklaşımında feminizm, yalnızca kimlik temelli bir kuram ya da siyasal mücadele biçimi değil; yurttaşlığın, özgürlüğün ve eşitliğin yeniden düşünülmesine yönelik bir müdahaledir (Berktay 2003:112). Kişisel deneyim ile yapısal, tarihsel ve toplumsal eşitsizlikler arasındaki ilişkiyi görünür kılan bu yaklaşım, özel olan politiktir önermesini hem kuramsal düzeyde hem de gündelik yaşam örüntülerinde temellendirir; bu nedenle anlam peşinde koşmak, kişisel olan ile politik olan arasındaki karşılıklı ilişkiye işaret eder.

Bilimsel bilgi üretimi ve tarih disiplini, iktidar ilişkilerinden azade değildir; tarihyazımı ise bilginin iktidarla en yoğun kesiştiği alanlardan biri olarak öne çıkar. Bu nedenle egemen tarih anlayışının ne ölçüde evrensel, nesnel ve kapsayıcı olduğu sorusu kaçınılmazdır (Çubukçu 2017: 387-99). Tarihin merkezine yerleştirilen insan kimdir? Hangi insanın deneyimi anlamlı, kayda değer ve hatırlanmaya değer bulunur? Kadınların ve kadın deneyimlerinin tarih anlatısının dışında bırakılması tesadüf müdür? Erkek deneyiminin insan deneyimiyle özdeşleştirildiği bu geleneksel tarih anlayışı, kadınları ya tamamen yok saymış ya da edilgen olarak konumlandırmıştır. Bu durum, yalnızca kadınların tarihinin eksik yazılması değil, tarihin kendisinin eksik ve cinsiyetlendirilmiş bir bilgi alanı olarak kurulması anlamına gelir. Buradan hareketle Berktay bizleri, tarih, teori ve iktidar ilişkilerini bir bütün olarak düşünmeye davet eder (Berktay 2003: 18). Onun için feminizm, yalnızca bir toplumsal hareket değil, siyasal düşünce tarihini ve tarih disiplinini dönüştüren eleştirel bir bilgi alanıdır (2010: 187). Kuşkusuz, bu yaklaşım, feminist tarihçiliği sadece kadınları ekleme girişiminin ötesine taşır. Berktay’ın da işaret ettiği gibi, kadın tarihçiliği kadınları görünür kılmayı hedeflerken, feminist tarihçilik tarih disiplininin kullandığı kavramları, yöntemleri ve varsayımları sorgulayan köklü bir analitik yaklaşım ortaya koyar. Bu yüzden, feminist tarihçilik artık yalnızca bir akademik alan değil, bir metodoloji, konumlanma ve düşünme biçimidir (29). Berktay’ın doktora tezi olarak kaleme aldığı, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın başlığıyla yayımlanan çalışması, bu yaklaşımın çok önemli bir örneğidir (1996). Bu eserde Berktay, Hıristiyanlık ile İslamiyet’i karşılaştırmalı bir çerçevede ele alarak, kadının tek tanrılı dinler karşısındaki konumunu tarihsel ve toplumsal bağlamları içinde inceler. Buna göre din ile kadınlar arasındaki ilişki tarih boyunca karmaşık, çelişkili ve gerilimlidir: Ana Tanrıça kültlerinden tek tanrılı dinlere uzanan süreçte, kadın bedeninin denetim altına alınarak, ruh-beden ikiliği üzerinden ataerkil bir düzenin inşa edilmesi, dinin ideolojik işlevlerinden biri haline gelmiştir. Ancak Berktay, kadınların dini yalnızca bir baskı alanı olarak deneyimlemediklerini, bu alan içinde direnme, müzakere ve özgürleşme imkânları da yarattıklarını belirtir; zira tarih, yalnızca ezilmenin değil, direnişin de tarihidir (2010: 194; 1996: 30).

 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2026. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X