ISBN13 978-975-342-668-8
13x19,5 cm, 416 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Ütopya Denen Arzu, 2009
Gerçekçiliğin Çelişkileri, 2018
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Semih Gümüş, “Yorum, yoruma karşı”, Radikal kitap Eki, 2 Mayıs 2008

Yorumun gözden düştüğü yargısını 1971'de veriyor Fredric Jameson. Modernizm İdeolojisi adlı derlemedeki Üstyorum başlıklı yazısında, modernizmi terk etmeye hazırlanan modern edebiyatın 20. yüzyılın büyük okulları arasına soktuğu varoluşçuluk ya da yapısalcılık gibi akımların kendilerini gerçekleştirme olanaklarını artık biçimcilikte ve öze ilişkin bütün ağırlıkları atarak yöntemi seçmekte bulduğunu belirten Jameson, hem bu dönüşümü en iyi anlayanlarından, hem de kendi yazınsal-düşünsel tutumuna sağlam bir temel oluşturma kaygılarını en iyi anlatanlardan biri olduğunu gösteriyor.

Tam da okurun, anlamı çok katmanlı biçimde önüne serilmiş yazınsal metni bir an önce çözme, çözemiyorsa üstünden atlayıp kolayca çözebileceği yapıtlara yönelme, böylece edebiyatı modernizmin değerlerinden kurtarıp herkesin ilişki kurabileceği bir düzeye, popüler edebiyat katlarına çıkarmaya başladığı bir döneme de karşılık geliyor bu yargı.

Bir yanda akademizmin kavramlarla oluşturduğu edebiyat: biçim ve yöntemle taçlandırılmış. Öbür yanda bu akademizmle hayatı boyunca ilişki kurmayacağı belli sabırsız okurun anlamlarını çözmeye yanaşmadığı yazınsal metnin 'ne anlattığı' sorusu çevresinde yaptığı okuma. Üstelik birbiriyle bağdaşması olanaksız bu iki düzey, karşı karşıya konumlanıyor. Kesişmeleri olanaksızsa bile aynı dönemde yan yana durabilme gizilgücünü nereden alır bu iki zıt anlayış? Jameson buraya getirmiyor sözü, ama yaptığı çözümleme bizi bugün bu soruyu sormaya itiyor.

Bir potada düşünülmesi olanaksız görünen bu iki düzeyi birleştiren temel bir payda var ama: yazınsal metni soyutlama etkinliğinden uzak durmak. Soyutlama olmaksızın anlama çabası ilkinde yöntemden ayrılmayan kuramsal düşünceye, öbüründe gündelik anlamla yetinen sığlığa yol açıyor.

Edebiyatın tartılması olanaksız değeri şuradan gelir ki, bugün varoluşçuluk, yapısalcılık ya da biçimci herhangi bir yol yordam yerini neredeyse terk etmişken, biz hâlâ elimizde fener, uykusuz gecelerde yazınsal metinlerin anlamlarına ulaşmanın yeni yollarını aramayı sürdürüyoruz. "Demek ki, bir yandan yorumlamaya karşı giderek artan bir isteksizlik hissederken, bir yandan da yorumlamaya yazgılıyız," sözleriyle Jameson da bu zorunluluğu düşünür. Sanırım bitip tükenmiş görünen modernizmin oradan buradan uç verdiği yerlerde o anlamı arayan eleştiri bugün de el üstünde tutuluyor ve adına modernizm demediğimiz bir yorumlama biçimi, en azından sonu belirsiz bir geleceğe dek yaşamayı sürdürecek görünüyor.

Temel bir eksiklik

O uçları yakaladığımız her yerde Jameson'un saptaması gelecektir gözümüzün önüne: "tek tek her yorum, kendi varlığının bir yorumunu içermeli, 'icazetname'sini gösterip kendini güçlendirmelidir: Her yorum, aynı zamanda bir üstyorum olmak zorundadır."

Eleştiriden ne anlaşılması gerektiğini tam anlamıyla çözememiş olan edebiyat dünyamız için bu tanım ısrarla vurgulanmalı. Demek ki eleştiri önce kendi varlığını anlamlandırmak zorunda ki, ötekine anlam verebilmek için kullanılabilsin; dolayısıyla yetkinliğini göstererek kendini öteki yazınsal türlerle aynı düzeyde tutabilsin; yazınsal metnin içerdiği yorumun ve ona verilmiş ilk anlamların üstünde yeni anlamlar verebilsin; dolayısıyla kendine dönüşlü bir yazınsal metin olarak, öteki bütün metinlerden bağımsızlaşıp bir başına varolabilsin.

Belki eleştirel aklı, özgür yorumu, yorumun yöntemini içselleştimek için uygun koşulları bulamamış bir edebiyatın, kendi modernizmini yaşayamadığı için değişim sürecini Batı'dan aldığı etkilerle yaşaması, süreğen bir gecikmeyi genlerine işlemiştir. Jameson'ın, "modern dönemde yorumlanmayı gerektiren, başka kültürlerin sanatından çok, kendi kültürümüzün sanatıdır" sözleri, eksiklerimizden birini değil, temel bir eksikliğimizi gösterir. Çünkü bizim edebiyatımız yorumu bütün anlamına uygun biçimde ilk kez 1950 Kuşağı ile kullanmış, ama orada da kaçınılmaz biçimde, Batı'daki edebiyat ve düşünce akımlarını, yaratım biçimlerini yorumlamakla başlamıştır işe. O an içinde yaşadığı dönemi yorumlamakta çektiği güçlüğü neredeyse yirmi yıl sonra kendini yorumlama yetilerine sahip olduğunda yenebilmiştir.

Edebiyatımızda bütün yenilikçi atılımların ancak sonraki dönemlerde hak ettikleri gibi anlaşılabilmesinin nedeni de kendini yorumlama güçlüğüdür. Modernitesini adım adım tamamlama çabası içinde kendini yorumlamayı da sürdürerek kendindelik kazanan edebiyatımız, bugün de yazınsal düşüncenin uzun yürüyüşünü geriden izlemektedir.

Biçim ile içerik arasındaki değişim

Bir yeniliği doğru anlama çabası, tavanın sıcak sapını tutmaya benzer. Ona varsanız, o yenilikçi ânı, yazınsal yapıtın biçimi ile anlamı arasındaki uzaklığın sizden bağımsız bir alanda oluştuğunu baştan onaylamanız da gerekir. Bizde edebiyatın ana damarında akıp giden egemen edebiyat ve eleştiri anlayışı bu uzaklığı yok sayma refleksi yüzünden hep geç kalmaya yazgılı oldu. Jameson'a göre, Rus Biçimciliği'nin özgünlüğü "biçim ile içerik arasındaki uzaklıkta çok önemli bir değişimi gerçekleştirmesi"nden geliyorsa, bütün yenilikçi çıkışların da asıl değişimi biçim ile içerik arasındaki uzaklık içinde yaşadığı söylenebilir. Çünkü o uzaklığın büyümesi, yazınsal yazının özgürlük alanını genişlemesi; kısalması ise, özgürlük alanının daralmasıdır. Aradaki uzaklığı daraltan bütün tutucu ya da dogmacı eğilimler biçim ile içeriğin görece bağımsızlığını da aslında göz önünde tutmak istemez. Sonunda biçimin ya da içeriğin büsbütün yok olmayacağı düşünülürse, edebiyatın değişim süreçlerindeki bu gelgitlerden ürkmek de anlamsızlaşır.

Biçimci ya da 'içerikçi' olmaya gelince, ikisinden birinden yana olmanın bu değerlendirmenin parçası olmadığını belirtmeliyim. Asıl olan Nâzım Hikmet, İkinci Yeni, Bilge Karasu, Leylâ Erbil, Sevim Burak ya da Oğuz Atay'ın biçim ile anlam arasındaki uzaklığı önce son kerteye çıkarıp sonra dengeye kavuşturduklarının saptanması. Bu örneklerin en ucunda yer alan İkinci Yeni için bile elbette söylenebilir ve on yıllar sonra söylenmiştir ki, edebiyatımızdaki bütün yenilikçi atılımlar, anlamı hiçleştirmeye kalkışmadan, yalnızca ters yüz ettikleri anlamları yeniden okuma denemeleri olarak kendilerini ortaya koymuştur.

Aslında yazınsal yapıtta anlam hiçbir zaman büsbütün yok olmaz, dün olmadığı gibi, yarın da olmayacaktır; gelgelelim, aradığımız anlam her zaman aynı yerde ve aynı değerde bulunmayabilir. "Belirli bir edebi biçimin varlığı daima, söz konusu toplumsal gelişme ânındaki belli bir deneyim olanağını yansıtır," sözünü hâlâ genel geçer alma şansımız olduğuna göre, değişen dönemlerin, edebiyatı da bulunduğu yerden alıp başka bir yere koymasının doğallığı hemen öngörülebilir.

Egemen edebiyat anlayışı yeni yorumlara gereksinim duymadığını açıkça bildirmez, ama bu eğilimi hep taşıyıp karşısındakine geçirir. Dolayısıyla yoruma gereksinim olmadığı savının da bir yorum oluşu yanında, o yorumların bütüncül ideolojiler oluşunun yarattığı bir çarpıklık vardır. Bu katı düşüncenin değişmeden kalması elbette olanaksız, ama cendere içinde özelliklerini belki bir yüzyıl boyunca koruyageldiği de yadsınamaz. Ne ki, 1980'den sonra değişen kültürün edebiyat kültüründe yol açtığı değişiklikler gündelik (ampirik) olguları çekici hale getirdi, bu da edebiyattaki değişimin manivelası oldu.

Jameson, kolektif yaşamın ve kolektif yazgıların günümüz toplumlarındaki atomlaşmayla birlikte yok oluşunu da tartışıyor. Bunun günümüz dünyasının ortak kimliğini belirttiği öne sürülebilir. Popüler ilgi alanlarının edebiyatı içine çekmesi ve postmodernizmin o alanlarda en çok karşılık bulan düşünce ve yaratım biçimi oluşu da böylece açıklanabilir. Modernizmin bireyselci doğasıyla toplumun atomlaşması söz düzeyinde yakın gibi görünse de, birbirinin karşıtlarıdır. Dolayısıyla üstyorum Batı'da da, bizde de atomlaşmış kültürün edebiyatıyla örtüşme sancıları çekiyor. Ama bu arada modernizmin vazgeçilmezi olan yorum ve üstyorumun birbirini çeken gerilimi olmaksızın yaratıcılığın sürmesi de olanaksızlaşıyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova