ISBN13 978-975-342-687-9
13X19,5 cm, 264 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Bonobo ve Ateist, 2013
Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki miyiz?, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Zeynep Tümer, “İçimizdeki Şeytan ve Melek: Şempanzeler ve Bonobolar, İnsanın İki Yüzü”, Mavi Defter İnternet Dergisi, Kasım 2009

İnsanın bir doğası var mıdır? Eğer insanın bir doğası varsa, bu doğa iyi midir, kötü müdür yoksa nötr müdür? İnsanın doğasının iyi olduğunu savunanların, peki kötülüğün kaynağı nedir sorusuna verebilecekleri tatmin edici yanıtları yok. İnsanın doğası iyidir, onu bozan uygarlıktır söylemi dışına pek çıkamıyorlar. İnsanın doğasının kötü olduğunu savunanlarsa insan eliyle gerçekleştirilen bütün savaşların, cinayetlerin, soykırımların, kısacası dünyamızda varolan bütün kötülüklerin suçunu insanın kötü doğasına atarak kötülükleri meşrulaştırma, akli bir temele yerleştirme çabasında görünüp insan eliyle oluşturulan iyilik ve güzellikleri görmezden gelerek "Ne yapalım doğamız müsaade etmiyor başka türlü davranmamıza" cümlesinde neredeyse ortaklaşıyorlar. Bana göre insan ne mutlak iyi ne de mutlak kötü özelliklerle kuşanmış olarak doğar. Bu nedenle üçüncü görüşü savunuyorum, yani insanın doğasının nötr oluşunu. İnsan iyiyi de kötüyü de yapacak gizilgüçleri içinde barındırarak dünyaya geliyor bence. Daha doğru bir ifadeyle, iyiyi de, kötüyü de eyleyebilecek biçimde doğuyor. İyi ve kötü, nasıl mutlaklaştırılamazsa, aralarındaki birçok ton nasıl görmezden gelinemezse, bence insanlar da iyi ve kötü olarak yaftalanamaz. İyi insanlardan, kötü insanlardan, bencil insanlardan, yardımsever insanlardan bahsedebilsek de insan iyidir, insan kötüdür, insan bencildir, insan yardımseverdir türünden genellemeler kuramayız. Tek tek örnekler tüm genellemeleri yıkar çünkü. İnsanı ancak bu tür genellemelerden, önyargılardan uzaklaşarak anlayabileceğimizi, iyiyi ve kötüyü barındıran doğamızı kabul etmekle işe koyulabileceğimizi düşünüyorum.

İşte bu noktada Primatolog Frans de Waal'in eseri İçimizdeki Maymun imdadıma yetişiyor. "Biz Neden Biziz?" sorusuna insan, şempanze ve bonobo davranışlarını kıyaslayarak yanıt aradığı eserinde insan doğasını sorgulayarak doğamız hakkındaki önyargıları kırmayı amaçlıyor. Bu sorgulamayı yaparken de üç kesimin şimşeklerini üzerine çekeceğe benziyor: evrim karşıtlarının, insanı evrenin merkezine yerleştirenlerin ve ideologların. Evrim karşıtlarının içinde maymun ve insanın aynı anda geçtiği her cümleye öfkelenmeleri alıştığımız bir durum artık. En yakın akrabalarımız olan şempanze ve bonobolarla insanın karşılaştırılmasına şiddetle karşı çıkacakları muhakkak. İkinci kesimse yardımseverlik, yüz yüze sevişme, empati kurma gibi insana has olduğunu düşündükleri kimi olumlu özelliklerin maymun kardeşlerimizle paylaştığımız ortak mirasımız olduğunu görmekten rahatsız olacaklardır. Üçüncü kesimse "Savaştan, şiddetten muaf bir dünyada yaşamak istiyoruz," diyenlere, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyenlere, insanın doğası gereği bencil, kötü, vahşi, savaşkan olduğu yanıtını vermekte güçlük çekeceklerinden...

De Waal eserine "Maymunu ormandan çıkarabilirsiniz, ama ormanı maymunun içinden çıkaramazsınız," cümlesiyle başlıyor. Kendimizi maymun kardeşlerimizden çok da uzakta konumlandırmamız gerektiğini imliyor bence bu cümle. Doğamızı kabul etmemiz gerektiğini, kendimizde beğenmediğimiz şeyler için doğamızı suçlamaktansa beğendiğimiz şeyler için onu takdir etmeyi yeğlememizi vurguluyor... Doğayla bağımızın aslında ne kadar derin ve engin olduğuna da dikkat çeken de Waal eserini, isimlerini anamayacağı kadar çok primata borçlu olduğunu söyleyerek "primat davranışlarıyla bizim davranışlarımız arasındaki büyüleyici ve ürkütücü benzerlikleri incelemek üzere" iyi, kötü ve çirkine eşit mesafede durarak kaleme aldığını belirtiyor.

De Waal'e göre "Geceyle gündüz kadar farklı" olan iki primat akrabamızın olması (şempanzeler ve bonobolar) bizler için büyük bir şans, çünkü "Birisi öfkesini zaptetmekle ilgili sorunlar yaşayan hırslı, haşin görünümlü bir karakter. Diğeri özgür ruhlu bir hayat tarzının eşitlikçi yandaşı. Bilimin on yedinci yüzyıldan beri tanıdığı şempanzeyi duymayan yoktur. Hiyerarşik ve cinai davranışları insanların ‘öldüren maymunlar' olduğuna dair yaygın görüşe kaynaklık etmiştir. (...) Ama henüz geçen yüzyıl keşfedilen diğer yakın akrabamız bonoboyu gözardı etmemeliyiz. Bonobolar sağlıklı bir cinsel iştahı olan gailesiz tipler. Doğaları gereği barışçıl olduklarından, tümüyle kana susamış bir soydan geldiğimizi yalanlıyorlar."

Peki, şempanzeleri bu kadar yakından tanırken -aslında tanıdığımızı sanarken, çünkü şempanzelerde de şiddet her gün görünen bir olgu değil, vahşi akrabamız olarak lanse edilmesi kimi ideologların işine geldiğinden, şempanzelerin yalnızca bu yönü ön plana çıkarılmıştır- bonoboları görmezden gelmemizin, ya da bonoboların bize gösterilmemesinin, yeterince tanıtılmamasının nedeni nedir? De Wall'e göre bunun yanıtı çok açıktır, çünkü: "Bonobolar arasında hiç ölümcül savaş olmaz, avcılık çok azdır, erkek egemenliği yoktur ve muazzam cinsellik vardır. Şempanze şeytani yüzümüzse, bonobo meleksi yüzümüz olsa gerek. Bonobolar savaşmaz sevişir. Primat dünyasının hipileridir onlar. 1960'larda bir ailenin, eve geri dönmek isteyen uzun saçlı, ot tüttüren kara koyunla başı ne kadar beladaysa, bilimin de başı bonobolarla o kadar beladaydı. Işıkları kapadılar, masanın altına saklandılar ve davetsiz misafirin gitmesini umdular."

Ayrıca şu soruyu sormadan da edemiyor de Wall, önce bonoboları tanısaydık ya da şempanzeleri hiç tanımasaydık ne olurdu? "İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!"

Yakın akrabalarımızın nasıl yaşadıklarını, yaşamlarında önemli yer teşkil eden iktidar, cinsellik, şiddet, iyilik ve denge kurmak gibi kavramların yaşamlarının neresinde durduğunu gözlemlerle, anekdotlarla açımladığı eserinde de Wall'in esas olarak vurguladığı nokta içimizde hem bobnoboları hem de şempanzeleri barındırıyor oluşumuz. Bu akrabalarımızın bizlere ayna tutması sayesinde onları tanıdıkça kendimizi de tanıma yolunda ilerleme katedeceğimiz.

İktidar olabilmek için savaşan, karşılarındaki rakip güçlüyse koalisyon kuran, iktidardakini devirmek için gerektiğinde siyasi cinayet bile işleyen şempanzelerin davranışları başımızdaki siyasetçilerin iktidarda kalabilmek için attıkları taklalara benzemiyor mu? İktidar söz konusu olunca herkes iktidarı istemediğini söylüyor, siyasetçiler halka hizmet için çalıştıkları retoriğine sığınıyor, iktidar retoriklerin ardına gizleniyor. De Wall bu nedenle kuzenlerimiz şempanzelerin dürüst siyasetçiler olduğunu vurguluyor. İktidar için savaşıyorlar, üstüne üstlük bunu gizli kapaklı yapmıyorlar. Vahşi, katil diyerek kötülediğimiz şempanzelerden öğrenecek çok şeyimiz varmış gibi görünüyor.

Ya cinsellik konusunda... Cinselliğin birçok toplumda hâlâ tabu olduğunu düşünürsek, cinselliği alabildiğine rahat yaşayan, cinsellik konusunda hiçbir sınır tanımayan bonobolardan öğreneceğimiz hiçbir şey mi yok? Bekâretin önemini hâlâ koruduğu, eşcinsel birlikteliklerinin yasaklamalarla karşılaştığı, eşcinsellerin, travesti ve transeksüellerin öldürüldüğü bir toplumda, örtülerin altına saklanarak cinselliğimizi neredeyse yoksaymaya, günlük yaşamımızın dışına atmaya çalışmamızın cinsel merak oluşturmak dışında bir katkısı oldu mu biz insanlara? Ya da sırf cinselliğini farklı şekilde yaşamak isteyenlerin kanını ellerimize bulaştırmak dışında?.. Eğer içimizde hem şempanze hem de bonobo varsa, şempanze erkek merkezli yaşamı bonobo dişi merkezli yaşamı temsil ediyorsa, ataerkil yaşam da mutlaklaştırılamayacak bir olgu olarak çıkmaz mı karşımıza? "Dedelerimizin, kadınları saçlarından sürükleyen sakallı mağara adamları şeklindeki yaygın imgesi" kırılmaz mı bir nebze de olsa?

Kabul etme zorunluluğu karşımızda tüm çıplaklığıyla dikiliyor: çıplak maymunlarız bizler. Şempanzelerin ve bonoboların yüzümüze tuttukları ayna, iki kutuplu maymunlar olduğumuzu gösteriyor de Wall'e göre, çünkü "Hem şempanzelere nazaran daha sistematik bir gaddarlığımız olduğundan hem de bonobolara nazaran daha empatik olduğumuzdan, en iki kutuplu maymun biziz. Toplumlarımız asla tümüyle barışçıl, tümüyle rekabetçi değildir, safi bencillikle ya da mükemmel bir ahlakla yönetilmezler. Doğada saf durumlar yoktur. İnsan toplumu için doğru olan insan doğası için de doğrudur. Hem iyilik hem zalimlik, hem asalet hem bayağılık bir arada olabilir - bazen aynı insanda."

İşte yüzümüze tutulan bu aynada kendimizi görüyoruz: "Güce susamış, barbar şempanze, barış âşığı, erotik bonoboyla karşı karşıya - bir nevi Dr. Jekyll ve Bay Hyde durumu. Bizim doğamız bu ikisinin sorunlu evliliğidir." Doğamızı, içimizdeki maymunları kabul etmeliyiz, çünkü "diğer gruplarla yaptığımız savaşlar kadar, iyi geçinmemizin de uzun bir tarihi var. İçimizde, hem gruplararası dostça ilişkileri dışlayan şempanze tarafı, hem de sınırın ötesinde cinsel kaynaşma ve tımara izin veren bonobo tarafı var."

Hâlâ vaktimiz varken akrabalarımızdan öğrenebildiğimiz kadar çok şey öğrenmeliyiz, çünkü 2040 yılına kadar maymun habitatlarının -harekete geçemezsek- yok olacağı tahmin ediliyor. "Neredeyse bütün genlerimizi paylaşan, bizden sadece bir parçacık farklı hayvanları bile koruyamazsak, biz insanlar pek zavallı olacağız." İçimizden çok büyük bir parçamızı kaybederek biraz daha fakirleşeceğiz. İçimizdeki ormandan yükselen balta seslerini duyuyor musunuz?

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova