ISBN13 978-975-342-567-4
13x19,5 cm, 376 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Vedat Çakmak, “Bin yıl ötesinden bir kitap: Yastıkname”, bianet, 7 Temmuz 2006

Kitap Çevirmenleri Girişimi’nden 83 çevirmenin Türkçe’ye kazandırdığı Yastıkname isimli kitap, aydın bir Japon kadının anılarını içeriyor. Bu kitap onuncu yüzyılda yaşamış aydın bir Japon kadınının anıları. Sei Şonagon dönemin yapısını aktarırken, 1000 yıl ve bir o kadar da uzakta yaşananlar, insana o kadar da uzak gelmiyor.

Kitabın önsözünü, Çev-Bir Başkanı Tuncay Birkan, çevirmenlerden ve kitabı yayına hazırlayanlardan biri olarak yazmış. Şöyle başlıyor: “Bizim Osmanlı edebiyatıyla analoji kurup Yastıkname adıyla çevirdiğimiz, ama bu tür kaygılar gözetmeyen bir çevirmenin pekala ‘Başucu Kitabı’ da diyebileceği Makuro No Soşi, Japon edebiyatında zuihitsu adı verilen türün ilk ve en önemli numunesi sayılıyor.”

83 çevirmenin biraraya gelip, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve Japonca’dan (sıralama, çevrilen dillerdeki bölüm sayılarına göre) çevirdiği bu eser, Japonca’nın diğer dillerden farklılığı nedeniyle batı dillerine çevirinin zorluklarını ve yapılan hataları görmemize de yardımcı oldu.

Japonca cümle yapısında özne kullanılmaması, batı dillerine yapılan çevirilerde, yer yer hangi işin, kimin tarafından yapıldığının karışması ya da belirsiz hale gelmesine yol açmış. Geniş bir grupla, özgün hali de ele alınarak ve çok çeşitli dillerdeki çeviriler incelenerek yapılan Türkçe çeviri, bu noktaları da ortaya çıkararak gelişmiş. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkçe Yastıkname, akademik anlamda diğer bütün çevirilerden daha başarılı.

Aylara farklı tanımlamalar

O dönemde kullanılan Japon takviminde ayların adları, çeviri için sorun olsa da, başka toplumların yaşama bakış açılarını yansıtması nedeniyle çok zarif: “Ocak: Filizlenme ayı, Şubat: Çamaşır serme ayı, Mart: Serpilme ayı, Nisan: Havlupüskülü ayı (“Havlupüskülü” güzel bir beyaz çiçeğin adıydı.), Mayıs: Çeltik filizi ayı, Haziran: Susuz ay, Temmuz: Şiir yazma ayı, Ağustos: Yaprak dökümü ayı, Eylül: Uzun gece ayı, Ekim: Tanrıların olmadığı ay, Kasım: Kırağı ayı, Aralık: Yılın sonu/Koşan keşiş ayı.”

Kitap ise, mevsimleri anlatarak başlıyor: Baharda Şafak, Yazın Geceler... “Baharda, günün en güzel vakti şafaktır. Hava yavaş yavaş ağarırken, dağların siluetleri ölgün bir kızıla boyanır, üzerlerinde leylak rengi bulut hüzmelerinden bir yol oluşur. Yazın, geceler güzeldir. Mehtaplı geceler değil sadece, zifiri karanlık geceler de... Ateşböcekleri oraya buraya uçuşurken, hatta yağmur yağarken, o kadar güzeldir ki!

Sonbaharda, akşamlar... Altın gibi parlayan güneşin tepelerin sırtlarına kadar indiği, kargaların ikişerli, üçerli, dörderli gruplar halinde yuvalarına döndüğü günbatımı vakitleri... Hele ufukta küçücük benekler gibi görünen bir yabankazı sürüsü de varsa, bundan alası olmaz. Güneş battığında, rüzgarın sesini ve böceklerin vızıltısını duyduğunuzda yüreğiniz çarpar.”

Kışın anlatımını ise okurların okumasına bırakıyoruz.

Sosyal yapılanma ele alınıyor

Kitap, o dönemin sosyal yapılanması hakkında da oldukça fikir veriyor. Sei Şonagon, saray çevresinde bulunan bir kişi olarak, dönemin yöneticilerinin davranışları hakkında yazdıklarıyla, tarih okumayı seven okurlara önemli ipuçları aktarıyor. Bir örnek şöyle: “İmparatoriçenin, Başvekilharç Narimasa’nın evine taşınması sırasında evin avlusunun doğu kapısı dört sütunlu bir yapıya çevrilmişti, İmparatoriçe Hazretlerinin tahtırevanı buradan geçecekti. Benim ve diğer nedimelerin bindiğimiz arabalar ise kuzey kapısından girecekti. Muhafız kulübesinde daha kimsecikler yoktur diye düşünüp, üstümüze başımıza çekidüzen verme zahmetine girmeden öylece, olduğumuz gibi geçelim dedik; yolculuk sırasında kadınların çoğunun saçı başı dağılmıştı, ama kimse taranmakla uğraşmadı, zira arabaların doğruca evin verandasına çekileceğini sanıyorlardı. Ne yazık ki kapı, palmiye yaprağından arabalarımızın geçebileceği kadar geniş değildi. Hizmetçiler kapıdan eve kadar önümüze hasırlar serdiler, biz de dışarı çıkıp yürümek zorunda kaldık. Fena halde can sıkıcı bir durumdu bu, hepimiz çok sinirlendik, ama ne yapabilirdik ki? Bunlar yetmezmiş gibi, saray nedimleri, hatta daha düşük rütbeli bir grup adam da Muhafız Evi?nin yanında dikilmiş, sinir bozucu bakışlarla bizi süzüyorlardı.”

Bu paragrafın sonuna doğru, Onuncu yüzyıl Japonya’sında, sosyal sınıflar arasındaki ilişkilere de bir ipucu var: “Daha düşük rütbeli bir grup adam”. Bugünkü sosyal yaşamımızda da bulabileceğimiz bir dizi olay ya da gözlem var Şonagon’un kitabında.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova