ISBN13 978-975-342-630-5
13x19,5 cm, 632 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Uzak Yıldız, 2008
Katil Orospular, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Emre Ayvaz, “Geleceğin yazarı: Roberto Bolaño”, Kitap Zamanı, 1 Haziran 2009

Roberto Bolaño da tıpkı Sebald gibi kendi keşfedilişine şahit olamadan ölen yazarlardan ve aslında, ironik bir şekilde, keşfedilişinde erken ölümünün önemli bir payı var. Çeşitli ülkelerde, çeşitli işler yapıp çeşitli uyuşturucular kullanarak geçirdiği gençlik yıllarının ardından, kırklarının başında para kazanmanın yolunun şiiri bırakıp roman ve hikâyeler yazmak olduğunu anladığında, Bolaño'nun on seneden az vakti kalmıştı. 2003 yılında, karaciğer nakli için sırasını beklerken –üçüncü sıradaydı–, 50 yaşında öldü.

Türk okuyucusu da, dünyanın geri kalanı gibi Bolaño'yu 1998 tarihli büyük romanı Vahşi Hafiyeler'le tanıyor. (Bu kitaptan çok daha vaatkâr, uzun ve iddialı son romanı 2666 Türkçeye ne zaman çevrilir, çevirmeni de yine, hayranlık uyandırıcı bir sabır ve ustalıkla Vahşi Hafiyeler'in altından kalkmış olan Peral Bayaz mı olur, bilmiyorum.) Kitap, Juan García Madero isimli 17 yaşında hırslı bir edebiyat heveslisinin günlüğüyle açılıp kapanan derin bir kuyuya benziyor. Kuyunun içinde, yani kitabın dörtte üçünü oluşturan “Vahşi Hafiyeler” başlıklı bölümde Bolaño, okuyucuya kitabın merkezindeki üç esrarengiz kişinin, Ulises Lima, Arturo Belano ve Cesárea Tinajero'nun akıbetleri hakkında paramparça, Yurttaş Kane'i hatırlatan bir hikâye anlatıyor. García Madero'nun Kasım 1975 - Şubat 1976 arasında tuttuğu günlükten, kendilerine “damardan gerçekçiler” diyen bir grup şairin arasına katıldığını, bu grubun başını da, sattıkları marihuananın kazandırdığıyla Lee Harvey Oswald isimli bir dergi çıkaran iki bohem şairin, Ulises Lima ile Arturo Belano'nun çektiğini öğreniyoruz. García Madero'da da, hayranlık duyduğu Ulises ve Arturo'da da Rimbaud, Keats gibi erken ölmüş büyük şairlerden bir şeyler, yeteneklerinden olmasa da hayatlarından bir şeyler var. Aslında her genç edebiyat heveslisini gülümsetecek şeyler bunlar: “Bugün üniversiteye gitmedim. Bütün gün odama kapanıp şiir yazdım.”, “Şimdi ölmüş Meksikalı şairleri, gelecekteki meslektaşlarımı okuyorum.”, “Bütün gün bunalımdaydım, ama sanki motor takmışım gibi durmadan okuyup yazdım.”

García Madero'nun tuttuğu günlüğün çerçevesini oluşturduğu, iç içe geçen ve yirmi yıla (1976-1996) yayılan iki arayış, Ulises'le Arturo'nun “damardan gerçekçilik”in kurucusu olduğuna ve hâlâ yaşadığına inandıkları Cesárea Tinajero'yu, García Madero'nun da ortadan kaybolan Ulises ile Arturo'yu arayışları, bir noktadan sonra köklerle, geçmişle, Meksika'yla, edebiyatla, insanla, her şeyle ilgili tek bir arayışa dönüşüyor. Bu yirmi yıl içinde aranıp bulunup Arturo, Ulises ve Cesárea hakkında –tıpkı Yurttaş Kane'deki gibi- konuşturulan, sanki bir belgesel çekiliyormuş gibi tanıklıklarına başvurulan otuza yakın kişiden, hem bu üç şairin darmadağınık, bulanık ve iç içe geçmiş akıbetlerini öğreniyoruz, hem de temsilcisi oldukları, Pinochet diktatörlüğü altında ezilmiş, tükenmiş bütün bir edebiyatçı neslinin acıklı akıbetini.

Bolaño'nun da zamanında “infrarealizm” diye bir edebiyat hareketinin başını çekmiş olduğunu –kendi deyişiyle “Fransız Sürrealizmi ile Meksika usulü Dadaizmin tuhaf bir karışımı”-, Ulises Lima'nın Bolaño'nun yakın arkadaşı Mario Santiago, Arturo Belano'nun da –adı üstünde- kendisi üzerine kurulu olduğunu biliyoruz. Türkiye'de muhtelif askerî darbelerin öncesini ve sonrasını yaşamış ve hırpalanmış yazar ve şairlerin anlatmak için yanıp tutuştukları ama tek bir karakterin kişisel ve siyasi haklılığı hakkında acıklı monologlar kaleme almaktan başka bir şey yapamadıkları için heba ettikleri “nesil hikâyeleri”ni düşününce, Bolaño'nun gücünün malzemesini “doğru biçimle” yoğurmasında olduğunu görüyorum. Vahşi Hafiyeler'de söz alan karakterlerden birinin, kendisini “Meksika şiirinin anası” diye niteleyen Auxilio Lacouture'ün anlatıcısı olduğu başka, daha kısa bir Bolaño romanıyla –MühürHafiyeler'i karşılaştırmak; aynı hikâyeyi, aynı ses ve öfkeyle iki farklı roman düzeneği içinde –çok anlatıcılı bir romanın anlatıcılarından biri olarak, ve tek anlatıcılı bir romanın hakim sesi olarak- anlatan bir karakterin iki halini yan yana koymak “deneyimi edebileştirmek” denen işin incelikleriyle ilgili çok fazla şey gösterecektir. Lacouture'ün Hafiyeler'deki başka seslere karışmış ve başka seslerle zenginleşen sesi, Mühür'de daha net duyulan ama bir konferans salonunun uyuşturucu tekdüzeliğini hissettiren bir ses halini alır.

Gelecekte hayranlıkla okunacak

Şiiri ve şairleri konu edinen, otobiyografik malzemeyle kurulmuş bir romanı sıkıcı bir entelektüel eğlenceye, yazar çizer takımını gülümsettiğiyle kalan bir “edebiyat muhabbeti”ne çevirmeden yazabilmek... Vahşi Hafiyeler, kahramanı yazar, şair, filozof olan romanların sıklıkla düştüğü bu çukurun yakınından bile geçmiyor. Bir noktaya kadar Hafiyeler'in bir çeşitlemesi gibi okunabilecek 2666'daki –tıpkı Cesárea Tinajero gibi- Sonora Çölleri'nde gizlenen münzevi Prusyalı romancı Archimboldi'yle –tıpkı Ulises Lima ve Arturo Belano gibi– fellik fellik onu arayan dört edebiyat araştırmacısının “edebiyat ve hayranlık” değil, “arayış ve kayboluş” hakkında bir hikâyenin kahramanları olmaları gibi. Ortadan kaybolup efsaneleşen, hayatla baş edemeyecek kadar kırılgan, intihar ya da inzivadan başka çaresi olmayan, çabucak tükenen ve erken yaşta ölen, solgun, zayıf bünyeli, sarhoş “şair” imgesine yüz vermiyor Bolaño. Şefkatle hatırladığı ve anladığı şairlik hallerini, bir zamanlar olduğu ama hayatta kalabilmek için romancıya dönüştürdüğü şairi çevreleyen romantik haleyi kahramanlarının başlarının üzerine bir an hüzünle koyup hemen geri çekiyor. Erken ölümünün biyografisine kattığı dramatik kesintinin, tıpkı Nietzsche'nin deliliğinin, Dostoyevski'nin idamdan son anda kurtuluşunun ya da Borges'in körlüğünün çektiği gibi okuyucuları Bolaño'nun kitaplarına çektiği açık. Ama okuyucunun kitabın içinde kısa bir süre geçirdikten sonra bu romantizmden düşüp yere çakılışı da bir o kadar ani ve sert.

Şu anda, dünyanın dört bir tarafında, bir sürü insan harıl harıl Roberto Bolaño okuyor. Hakkında düzenlenen her sempozyumla, okuma listesine girdiği her edebiyat dersiyle beraber Bolaño'nun edebiyat coğrafyasında hükmettiği alan da biraz daha genişliyor: Şili edebiyatındaki, Latin Amerika edebiyatındaki, dünya edebiyatındaki yeri gitgide daha sağlamlaşıyor ve Borges'in Kafka için söylediği gibi, halefleri kadar seleflerini de yaratarak “romanın tarihi”ni baştan yazdırıyor. “Yenileri pek takip etmiyorum” diyen eski yazarlar her zamanki gibi ıskalayacaklar, ama kesin olan bir şey var: Şu aralar doğan müstakbel edebiyat meraklıları Bolaño'yu, “gelecekteki meslektaşlarını” hayranlıkla okuyacaklar.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova