ISBN13 978-975-342-680-0
13x19,5 cm, 136 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Vahşi Hafiyeler, 2007
Katil Orospular, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sennur Sezer, “Darbenin sarstığı sanat”, Evrensel Kültür, Ekim 2008

Türkiyeli okurlar Latin Amerika’daki toplumsal ve siyasal hayata yabancı değildir. (Ülkemizin komşusu ülkelere duyduğumuz ilgiyle karşılaştırıldığında neredeyse bu uzak kıtayla akraba sayılırız. Bunun bir nedeni sanat ise (sinema ve edebiyat) öbür nedeni de 1960`lı yıllarda Latin Amerika’da yaşanan büyük sosyal ve siyasal çalkantılardır... Türkiyeli gençlik ve aydınların çoğu için, Güney Amerika imgesi, çıkarlarını emperyalistlerle birleştirmiş diktatörlerle halkın kurtuluşu için mücadele eden gerilla hareketleriyle örtüşür.

Güney Amerika edebiyatı ise (kıtadaki edebiyat akımlarının renkliliğiyle) yalnızca ortanın solundakilerin değil mistik edebiyattan hoşlananların da okuma zevkine yanıt verecek çeşitlilikteydi. Ve ünlü olduğu halde dilimize çevrilmemiş bir Latin Amerikalı şair/yazar düşünülemez: Pablo Neruda, Jorge Amado, Eduardo Galeano, Octavio Paz, Mario Vargas Llosa, Alejo Carpentier, Carlos Fuentes, Julio Cortazar, Jorge Luis Borges, Miguel Angel Asturias...

Türkiyeli okuru en çok heyecanlandıran kuşkusuz Gabriel García Márquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ıydı. Nobel Edebiyat Ödülü Miguel Angel Asturias’a 1967, Neruda’ya 1971, Marquez’e ise 1982 yılında verildi. Ancak Türk okurunu Latin Amerika edebiyatına yönelten ödüller olmamıştır. Latin Amerika edebiyatının kıtanın koşulları üzerine kurulmuş olması okurumuzun bu edebiyata yakınlık duymasının nedenidir. Bir bakıma okurumuz için bir dönem Rus edebiyatının taşıdığı önemi Latin Amerika edebiyatı devralmıştır.

Türkiyeli yazar da Latin Amerika’ya yakınlık duymuştu... 12 Mart 1971 muhtırasını izleyen günleri Allende’nin başarısının izlemesi, sanki Türkiye’ye de soluk aldırmış, Allende’ye karşı yapılan darbe 1971’in yaralarını kanatmıştı. Dağlarca’nın Şili’li bir subayın ağzından yazdığı şiir Yeni a dergisinde yayımlanmıştı. Darbeden sonra Şili’den ayrılabilen bir grup aydın ve askerin Türkiye’ye gelişlerini de anımsıyorum. Şili ile ilgili ne kadar Türk dergisi varsa sergilenmişti onlar onuruna.

Askeri darbeler ve edebiyat

Latin Amerika’da kökleri Jose Marti`ye uzanan politik hümanizm, aydınların sorumluluk duyguları, ülke ve kıtanın bağımsızlığı için çaba gösterme düşünceleri Küba devrimiyle güncelleşmiş, Pinochet darbesiyle pekişmiştir de denilebilir.

Edebiyat akımlarının, varolduğu ülkenin siyasaltoplumsal koşullarıyla ilintisi bilinir. Güney Amerikalı yazarların kendilerini yalnızca edebiyat kurallarıyla sınırlı saymaması kadar, toplumun da, yazardan siyasi ve sosyal olaylara tavrını belli etmesini beklemesi kıtanın da, bu kıtanın edebiyatının da özelliğidir. Gerçeği yansıtma kaygısı gerçeği daha iyi yansıtacak anlatım biçemleri denenmesine yol açmıştır: Gerçeküstü, masalsılık, büyülü gerçeklik.

Roberto Bolaño da bir Güney Amerikalı yazar. Şilili. Onun anlatım biçimine “infrorealizm” adı verilebilir. Dilimize çevrilen iki romanı da onun ve kuşağının yaşam öyküsünden izler taşıyor:

“Halk Birliği’nin son cankurtaran sandallarının battığı günlerde, hapse düştüm. Tutuklanma koşullarım çok sıradandı, grotesk de diyebiliriz; ancak sokakta, kafeterya da ya da yataktan kalkmak istemediğim odamda (ki bu en büyük olasılıktı) değil de hapiste olmam sayesinde, Carlos Wieder’in ilk şairane eylemine şahit oldum;
(...) Cezaevi’nde, avluda satranç oynayarak ya da sadece sohbet ederek vakit geçiriyorduk.

Gökyüzü yarım saat önce pırıl pırıl açıktı, bulut parçacıkları doğuya doğru kaymaya başlamıştı; sigaraya ve toplu iğneye benzer bulutlar henüz sahilin üstünde süzülürlerken siyah beyazdılar önce, istikametleri kente çevrilir çevrilmez pembeleştiler, son olarak nehir boyunca yukarı doğru dizildiklerinde parlak bir zincifre kırmızısına döndüler.

O anda , nedendir bilmem, gökyüzüne bakan tek tutuklunun ben olduğum hissine kapılmıştım. Muhtemelen on dokuz yaşında olmamla ilgiliydi bu.

Bulutların arasından, ağır ağır ortaya çıktı uçak. İlkin, olsa olsa sivrisinek büyüklüğünde bir leke gibiydi. Yakınlardaki bir hava üssünden geldiğini, kıyılarda uzun süren bir gezintinin ardından üssüne geri döndüğünü sandım (...) Sanki bulutlar kadar ağır gidiyormuş gibi bir hali vardı, ama bunun sadece bir göz yanılması olduğunu anlamakta gecikmedim. Cezaevi’nin üstünden geçerken çıkardığı gürültü bozuk bir çamaşır makinesini andırıyordu. O sırada pilotun siluetini görebildim ve bir an için elini kaldırdığını, bize el salladığını sandım. Sonra burnunu kaldırdı, yükseldi (...) ve orada, o yükseklikte, gökyüzüne bir şiir yazmaya koyuldu. Önce pilotun delirdiğini sandım ve buna hiç şaşırmadım. O günlerde delilik istisnai bir durum değildi. Umutsuzluğun yarattığı şaşkınlık havasında dönüp durduğunu. Oysa peşi sıra gelen eylem, sanki gökyüzünce yaratılmış gibi, birden beliriveren harfler oldu. Gökyüzünün pembeli mavi koskocaman ekranı üstüne grisiyah dumanla mükemmel bir biçimde çizilen harfler, bakanların gözünü donduruyordu.” (Roberto Bolaño, Uzak Yıldız)

Pilotun yazdığı şiir Latince’dir ve Kutsal Kitap edasındadır. Şiiri yazan pilot, hapisteki delikanlının askeri darbeden önce gittiği şiir atölyesinden tanıdığı silik biridir. Darbeden sonra adını değiştirmiş, akrobatik uçuşlar yaparak gökyüzüne şiir yazışıyla ordunun gözbebeği olmuştur. Bir süre sonra bu ünlü şairin eski arkadaşlarından bir genç kadın, onun kız arkadaşlarını öldürdüğünü ve bu cinayetlerinin fotoğraflarını çektiğini keşfedecektir.

Edebiyat akımları ve hayat

Şilili romancı Roberto Bolaño (19532003), Uzak Yıldız (1996) ve Vahşi Hafiyeler (1998)’de bir edebiyat grubunun öyküsünü anlatırken, Şili’deki darbenin etkilerini de acı bir alayla çiziyor. Hem de tüm masalsı öğeleri inanılır kılarak. Bunda kendi yaşamının da başkaları için bir masal oluşunun payı var belki.

Bolaño, Şili’nin Santiago kentinde doğdu. Çocukluğu Şili’nin çeşitli şehirlerinde geçti. 13 yaşında ailesiyle birlikte Meksika’ya göçtü. Yeni yetmelik dönemini kent kitaplığında geçirdi. 1973 yılında Salvador Allende’nin sosyalist reform sürecine katılmak için Şili’ye döndü. Bunun için yaptığı yolculuk “bütün Latin Amerika’yı geçmek” sayılabilir. Pinochet’nin darbesinden sonra direnişe katılmaya karar verdi, ancak kısa süre sonra tutuklandı. Sekiz gün sonra eski okul arkadaşı bir polisin yardımıyla serbest kaldı. Meksika’ya döndü. Arkadaşı Mario Santiago Papasquiaro ile “İnfrarealist (gerçeküstü/gerçekötesi) şiir hareketini” başlattı. Daha sonra düzyazıya yoğunlaştı. ( Mario Santiago Papasquiaro’yu da Vahşi Hafiyeler romanındaki Ulises Lima karakterine model olarak kullandı.) 1977 yılında annesinin yanına Katalunya’ya yerleşti. Bağbozumlarında çalıştı, gece bekçiliği, bulaşıkçılık, satıcılık yaptı. Sonra edebiyat yarışmalarına katılarak hayatını kazanmaya başladı. İlk romanları kırk yaşında basılmaya başladı. Vahşi Hafiyeler romanıyla 1998’de Herralde Ödülünü ve 1999’da Latin Amerika’nın Nobel’i sayılan Venezüella Romulo Gallegoz ödülünü kazandı. Barsaleno’da 2003 yılında karaciğer hastalığından öldü. Ölümünden bir yıl sonra (2004 yılında) 2666 adlı romanı İspanyolca yazılmış en iyi romana verilen Salambò ödülüne layık görüldü.

Bolaño, halkını katleden darbe rejimine uyan edebiyatı ve bir toplumun dönüşümünü Uzak Yıldız’da anlattı. Vahşi Hafiyeler ise Latin Amerikalı kendi kuşağının romanı. “Damardan gerçekçi” şairleri, yazarları, onların bir anlamda umutsuz öykülerini anlatırken bir ülkenin kuşağının tüketilişini de. Kendisi bu romanı “kendi kuşağıma yazdığım bir aşk mektubu” diye tanımlamıştı:

“Arturo Belano’yu orada tanıdım, Luanda’da, postanede. Sıcak bir öğleden sonraydı, yapacak işim yoktu, ben de Paris’e telefon ederek yığınla para harcamaya karar verdim. Faks gişesinin önünde fazladan para koparmaya çalışan sorumlunun yardımcısıyla cebelleşiyordu. Ben de el verdim. Kaderin cilvesi ikimiz de Güney yarıküredendik, o Şilili ben Arjantinli.(...) İkimiz de Cortazar’ı, Borges’i seviyorduk, ikimizin de cebi delikti ve ikimiz de uyduruk bir Portekizce konuşuyorduk. Kısacası, uçurumun kıyısında, yıkımın arifesinde, ki bu ikisi aynı kapıya çıkar, bir Afrika ülkesinde kırk yaşlarında iki Latin Amerikalıydık. Tek farkımız ben işim bitince La Luna Ajansı için fotoğrafçı olarak çalışıyordum, Paris’e dönecektim, zavallı Belano işi bitince Afrika’da kalacaktı.”

Diline verilen büyük bir edebiyat ödülünü ölümünden bir yıl sonra alan bir yazara yakışır bir öykü bu. “Kuşağım tüm gençler gibi aptal ve cömertti, elimizdeki her şeyi veriyor, karşılığında hiçbir şey beklemiyorduk. Şimdi bizden geriye hiçbir şey kalmadı... Latin Amerika toprağında yatıyor cesetlerimiz”.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova