ISBN13 978-975-342-680-0
13x19,5 cm, 136 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Vahşi Hafiyeler, 2007
Katil Orospular, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ayşe Çavdar, “Kalemin işbirliği”, Aktüel, Aralık 2008

Pablo Neruda, “Hangi taşı kaldırsanız altından beş şair çıkar,” diye tarif ediyor Şili’yi. Roberto Bolaño da 1973’te, henüz Allende gitmez ve Pinochet kanlı diktatörlüğünü ilan etmezden evvel biraraya gelip şiir konuşan bir grup gencin hikâyesini anlatıyor Uzak Yıldız adını verdiği romanında. Uzak Yıldız’ın merkezi karakteri, isimsiz anlatıcının ardında ne türden bir gizem taşıdığını bir noktadan sonra tahminlerle besleyerek anlattığı Alberto Ruiz-Tagle. Alaylı olsa da öyle görünmeyen, erkeklerle arkadaşlık etmeyen, etraftaki en güzel kızların erdemlerinden bahsettiği, öte yandan kötü şiirler yazıp onları nadiren okuyan Ruiz-Tagle, asıl ününü Pinochetli yıllarda pilotluk yaparken göklere yazdığı milliyetçi sloganlarıyla kazanacaktır.

Uzak Yıldız’a geçmeden önce Bolaño’dan bir miktar söz etmek gerekiyor, çünkü bu uzun öykü Bolaño’nun kendi hikâyesine ilişkin izlenimlerle örülmüş gibi görünüyor. Metis Yayınları’ndan daha önce yayımlanan Vahşi Hafiyeler adlı romanında da Uzak Yıldız’da olduğu gibi faşizmle, diktatörlüklerle, baskı rejimleri ile kendi konforlu hayatları arasında bir şekilde bağ kurmak zorunda kalan edebi karakterlerle dalga geçer haldeydi. Yüzeydeki, karadan çok acı mizahın altında okurun zihnine ehl-i kalemin varoluşuna ilişkin derin eleştiriler zerk eden Bolaño için “put kırıcı” tamlamasının sıklıkla kullanılması boşuna değil. Vahşi Hafiyeler’de edebi çevrelerin gözünden dünyanın ve bütün o siyasi, toplumsal çatışmaların nasıl göründüğünü tarif ediyordu. Uzak Yıldız’da ise bir miktar daha yol alıp bütün bu çatışmaların edebi karakterlerde ne türden değişimler yaratabileceğini hikâyelendiriyor.

2003 yılında hayatını kaybeden Bolaño, İspanyolca’nın en iyi yazarlarından biri. 1970’lerde önce Mexico’ya sonra da Avrupa’ya taşınan Bolaño’nun yazdıklarına tadını veren ise bu romandan da anlaşıldığı üzere kendi masumiyetine ilişkin taşıdığı endişe. Bolaño’nun yazarı “edebiyatın lağım çukuru” olarak tanımlamasının ya da “şeytanla aynı gemide” olduğunu itiraf etmesinin ardında da bu endişe var.

Bolaño’nun ilk bölümde genel bir çerçevesini sunduğu şiir atölyesi bir bakıma Allendeli yıllarda Şili’nin nasıl bir yer olduğuna ilişkin ipuçları taşıyor. Atölyedeki her bir kahramanın toplumsal yaşamda bir karşılığı var gibi. Bazen birbirine inanılmaz bir biçimde benzeyen, bazen de iki düşmana dönüşen, darbeden sonra ise kendi kuytularına çekilen Garmendia kız kardeşler Şilili kadınları, isimsiz anlatıcı ve Bibiano O’Ryan memleketin serseri aydınlarını, Juan Stein, Pinochet’ye dağlarda gerilla olarak direnenleri, Stein’in rakibi Soto kalıp savaşmaktansa kaçıp kurtulmayı yeğleyenleri düşündürüyor. Ama kim olurlarsa olsunlar her birinin hayatlarını belirleyen Pinochet’yle birlikte Şili’ye hâkim olan işkence, cezaevi, toplama kampları, kayıplar ve ölümlerle yeniden şekillenen siyasi atmosfer.

Bolaño’nun anlatısının merkezine, Pinochet döneminde adını Carlos Wieder olarak değiştiren Ruiz-Tagle’ı almasının nedeni ise, bu atmosferde yaşanabilecek en anlaşılmaz ve efsunlu dönüşümü onun yaşaması gibi. Kendisi de bir dönem tutuklanan, toplama kampında kalan ve dışarıya çıktığında üniversiteden atıldığını, Şili’de iş bulup hayatını sürdürme şansı kalmadığını gören anlatıcı için Weider’i anlamak hem büyük ihtiyaç, hem de imkânsız. Bir yandan gökyüzüne “Ölüm sorumluluktur”, “Ölüm inanç birliğidir”, “Ölüm Şili’dir”, “Ölüm benim yüreğimdir”, “Yüreğimi al” gibi dizeler yazan, birkaç saat sonra herkesin tek başına girdiği bir küçük odada, dehşetengiz işkence ve ölüm fotoğraflarını “biraz da yeni sanattan konuşalım” diyerek sergileyen bir adamı anlamanın çok da kolay olmadığını tahmin edersiniz.

Keyfi onca yerindeyken bu olaydan sonra Pinochet rejiminin gazabına mı uğradığı yoksa bir yerlerde gizlenirken sıradan bir ölümle burun buruna mı geldiği anlaşılamayan Wieder’in öyküsü burada da bitmez. Anlatının sonlarına doğru Avrupa ve Kuzey Amerika da girer işin içine. Bu iki “merkez” kıtanın etrafta olup bitenleri anlamaya çalışırken kafasının nasıl da karıştığını anlatmak istercesine tebdil-i mekân eyler anlatıcı. Kısacık bir bölümü iki dergide yayımlanan iki yazıdan yola çıkarak Avrupa edebiyatının kendiliğindenliğini vurgular, okurken Weider’in hâlâ hayatta ve Avrupa’da olabileceği kuşkusuna kapılması da nedensiz değildir. Avrupa kendi yaydığı gölgelerinin gölgeleriyle bir yandan yenilenirken bir yandan çürür gibidir.

Bolaño’nun anlatısını bu denli güçlü yapan kuşkusuz etinde taşıdığı çuvaldızının verdiği iç “rahatlığı” ile iğnelerini tam da gereken yerlere yöneltebilmesi. Bu yüzden okur Uzak Yıldız’ın hazmı kolay bir kitap olmadığı konusunda uyarılmalı. Şu yaz mevsiminde sivrisineklerin tadını çıkarmak varken, etrafına serseri iğneler saçan bir adamla neden uğraşalım ki?

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova