ISBN 978-975-342-970-2
13x19,5 cm, 176 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar, 1975
İnsan Olmak, 1983
Psikanaliz ve Sonrası, 1988
Varoluş ve Psikiyatri, 1990
Kırmızı Kitap, 1993
Dersaadet'te Dans, 1996
Bir Günlük Yerim Kaldı İster misiniz?, 1997
Kimbilir?, 1998
Kızarmış Palamutun Kokusu, 2001
Hayat, 2002
Tren, 2004
Seyyar, 2005
Kuru Su, 2008
Zamane, 2010
Mesela Saat Onda, 2012
Orada, Bir Arada, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Bürkem Cevher, "Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz"*, Agos Kitap/Kirk, 1 Kasım 2014

57 yıl psikiyatrist olarak çalışan Geçtan, bu süreye sadece akademik kitaplar değil, roman ve senaryolar da sığdırmış bir yazar. Kendi deyimi ile tam bir ‘meraklı kedi’.

Önce kapağına aşık oldum kitabın, en sevdiğim filmlerden birini hatırlayarak. Kendisi de son cümlesinde bu filme atıfta bulununca “İşte bu!” diye kapattım kitabın kapağını. Kitabı nasıl anlatırsam anlatayım yeteri kadar anlatamayacağımı seziyorum.

Olaylarla birlikte büyümek

Rastgele Ben, dört bölümden oluşuyor. Her bölümde hem anılarını anlatıyor Geçtan, hem de döneme ait oldukça isabetli gözlemlerde ve saptamalarda bulunuyor. Ancak bunu yaparken kesinlikle yüksekten bakan bir tutum izlemiyor. Bir çocuğun kendini olayların akışına bırakmasına benzer bir şekilde, kendini hayatın akışına bırakarak olaylarla birlikte büyüdüğünü ve geliştiğini anlatıyor. Değerlendirmelerini de olaylar geçip gittikten sonra daha berrak bir kafa ile yaptığını hissettiriyor.

İlk bölümde yazar, Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra biraz da hayatın akışı sonucu ABD’ye ‘intern’ olarak gidişini ve orada psikiyatri eğitimi sırasında yaşadıklarını anlatıyor. Bu arada pek çok eğlenceli ya da hüzünlü anısına değinirken, o yılların Amerika’sını ve entelijansiyasını da incelemekten geri kalmıyor.

İkinci bölümde, Türkiye’ye geldikten sonraki psikiyatrist olarak deneyimlerini anlatıyor. O dönemlerin Türkiye’sinin sosyo-politik yapısını göz ardı etmeden hem anılarını aktarıyor hem de bir psikiyatristin zamanla nasıl ilerlediğini, kendi yolunu ve tarzını nasıl bulduğunu göz önüne seriyor. Psikiyatri üzerine düşüncelerini aktarırken aynı zamanda akademik hayatın ülke politikası ile nasıl tırpanlanabildiğini ve şekillendiğini de izliyoruz Geçtan sayesinde.

Üçüncü bölümde ise Türkiye’nin toplumsal psikolojisini mercek altına alıyor yazar. Hem toplumun, hem de yöneten ve yönetilenlerin psikolojik durumunu incelerken toplum olarak yaşadığımız histerinin temellerinde kendimizi özerk varlıklar olarak geliştiremememizin yattığını görüyoruz.

Son bölümde, teknolojiye olan bağımlılığımızı çok daha farklı bir açıdan açıklıyor Geçtan, yalnızlık duygumuzu özellikle vurgulayarak. Toprakla uğraşanların bilgeliğinden uzaklaştıkça gözümüzü para bürümesini ve bunun da bizi nasıl yalnızlığa ve narsisizme sürüklediğini tartışıyor. Gezi’de yöneticisiz ve bağımsız bir yaşam ütopyasının nasıl ete kemiğe büründüğünü açıklarken, o meraklı kedinin gözlerinin ışıl ışıl parladığını hissediyoruz.

Engin Geçtan’ın kitabı bittiğinde “İşte ben de böyle yaşamak ve böyle yazmak istiyorum” duygusuna kapıldım. Dolu dolu yaşamış, çok çalışmış, çok okumuş, çok gezmiş bir yazar ancak bunları gözümüze sokmadan anlatıyor kitabında olanca mütevazılığı ile. Kendi adıma en kısa zamanda Geçtan’ın okumadığım tüm kitaplarını alıp okumak istiyorum. Kitabı kapattıktan sonra kitabın isminin bile ne kadar özenle seçildiğini hissediyorsunuz. Kitabın kapağı ise cabası...

* Milan Kundera (Geçtan, s.135).

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova