ISBN13 978-975-342-838-5
13x19,5 cm, 168 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Tarihten Çıkan Siyaset, 2010
Halkın Çözülüşü, 2018
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Eren Barış, "Duvar Demokrasileri", Duvar Dergisi, Mart-Nisan 2012

Kapitalist küreselleşmenin bir sel olarak akışa geçtiği son otuz yıllık süreçte dünyanın alt üst oluşuna tanıklık etmekteyiz. [1] Bu tanıklık, sermayenin bütün kamusal alanları hızla metalaştırdığı bir dönemi anlatır. Metalaşmanın bir başka yüzü de ulus-devletlerin egemenlik krizine denk düşmektedir. Bu egemenlik krizinin en şedit sahnesi ulus-devletlerin sınırlarına inşa edilen duvarlardır. Wendy Brown’ın Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik [2] başlıklı kitabı devletlerin ve tebaalarının duvarları neden arzuladıklarını incelemektedir. Bu kitap, sosyal bilimler alanında mikro-politik bir sorunsalı, siyasal iktisatla birlikte analiz etmesi bakımından değerli bir çalışma. Brown’ın kitap boyunca çokça yinelenen temel tezi duvarların, ulus-devletlerin egemenliğinin zayıflamasının bir kanıtı olduğudur. Bu temel tezin ardı sıra gözüküyor ki reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte dünyadaki liberal demokrasilerin de hiç de parlak bir geçmişi olmadığı duvarların inşasıyla malumdur. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından kıvanç duyan Batılı liberal düşünce, neden sınırlarını her türlü gözetim ve baskı aygıtıyla donatıp duvar yapımına milyon dolarlar harcıyor? Kitabın temel argümanını daha da radikalleştirirsek liberal demokrasilerin bir çeşit “duvar demokrasileri” olduğunu söyleyebiliriz.Duvar demokrasileri, yeni bir egemenlik ve sınır rejimini ifade ediyor. Çünkü devletlerin çok yüksek miktarlarda kaynak ayırdığı duvarlar, bariyerler, çitler, sınır hatları, kontrol noktaları gibi birçok gözetim ve denetim aygıtı demokrasinin de sınırlarını belirlemektedir. 11 Eylül sonrasında devletlerin paranoyak bir biçimde terörizm tehdidini canlı tutarak sınır rejimlerini yeniden düzenleme gayreti duvarların yapımını hızlandırmıştır. Bu yeni duvarların terörizm, suç ve göç tehdidine karşı yapıldığı dünya kamuoyuna ilan edilmektedir. Oysa Brown’a göre sınır rejimlerinin uygulandığı bölgelerde hukuk askıya alınmakta, duvarların yapımında mali sorumsuzluk uygulanmakta, ucuz işgücü ve göçmen göçü artmakta ve yabancı düşmanlığı üzerinden güçsüzleşen ulus-devletin egemenliği yeniden tesis edilmektedir. İsrail sömürgeciliği terörizme karşı savaşa, ABD’nin ve Batı’nın küresel egemenliği göçmen karşıtı siyaset tahvil edilmektedir. Duvar örme fantezisi egemen ulus-devletin yurttaşları militerleştirirken, yaşanan çatışmalı duruma karşı üretilecek siyasal çözümü de imkânsız hale getirmektedir. Bir hayat tarzı olarak güvenlik egemen ulusun bireyini ele geçirmekte ve onu ulusal kimliğine hapsetmektedir. Biz ve onlar ayrımını yaratırken bunun daha da güçlenmesini sağlayacak baskıcı politikaları da beraberinde getirmektedir.

Duvarlar, zayıflayan ulus-devletin ortak işaretleri olsa da, farklı işlevleri vardır. ABD-Meksika sınırı yoksul Güney ile zengin Kuzeyi ayırırken, İsrail-Filistin “güvenlik duvarı” sömürgecilik ve işgali temsil eder. Fas’taki Ceuta ile Melilla arasında bulunan duvar İspanyol yerleşim bölgesinden Mağripli göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemek için kurulmuştur. Tıpkı 2011 yılında Avrupa Birliği’nin Türkiye-Yunanistan arasındaki 12,5 kilometrelik kara sınırına duvar örme kararı da yüksek Batıuygarlığının, göçmen politikalarını göstermektedir. [3] Bu duvarların çoğu zaman kalıcı olmadığı söylense de inşa süreçleri, aktarılan kaynaklar ve amaçlar dikkate alındığında edebiyete intikal edilmesi istenen duvarlarla karşı karşıyayız. Aynı zamanda yeni duvarlar, gözetim ve askeri teknolojilerinin ilerlemesine yol açtığı gibi sınıra ve duvara karşı mücadele edenler açısından da farklı siyasal taleplerin ve taktiklerin geliştirilmesine de yol açmaktadır. [4]

Egemenlik ve teoloji

Wendy Brown için yeni inşa edilen duvarların egemenliğin güçlendiğine değil, giderek aşınmaya başladığına delalettir. Bu duvarlar, devlet egemenliğinin güçlü ifadeleriymiş gibi görünürken esasında egemenliğin belirsiz, istikrarsız bir zeminde hareket ettiğini göstermektedir. Devasa ve korkutucu görünümleri ile duvarlar artık yerine getiremedikleri otoriterlerini teatral bir sunumla halkların önüne serer. Bu teatral gösteri egemenliğinin arkasındaki teolojik kalıntıyı bize sunar. Wendy Brown, zayıflayan egemenliğin arkasında bir teolojinin var olduğu savını Nazilerin hukukçusu ve düşünürü Carl Schmitt’in egemenlik kuramı üzerinden açıklamaya çalışır. Carl Schmitt’e göre, siyasal egemenlik teolojik egemenliktir. Duvar çekme arzunun arkasında egemenliği koruma, kollama ve bütünleştirme yatar ki bu da teolojik yapının göstergeleridir. Egemenlik aynen Tanrı gibi en üstün karar gücü olan ve tâbi olanlara ihtişamını gösterecek olandır. Devlet hem korkuyu hem de korumayı sağlamak adına duvarları yasal addeder. Bu siyasal egemenliğin arkasındaki Tanrı imgesidir. Tanrı’ya hem boyun eğilir hem de ondan medet umulur.

Carl Schmitt, egemen devletin, olağanüstü hallerde hukukun dışına çıkabileceğini belirtir. Bu meşru bir haktır. Egemen zaten olağanüstü karar veren olarak tanımlanmaktadır. [5] Küresel kapitalizm çağında sermayenin egemenliği de bir Tanrı gibi sınırsız, hesap sorulamaz ve denetimsiz bir şekilde hareket etmektedir. Sermayenin akışkan dinamiği çerçevesinde devletler, egemenliklerini kaybetmektedir. Bu bağlamda devletler ve halkları arasında yeni bir krizin ve mutabakatın eşiği gözükmektedir. Zayıflayan egemenliği telafi etmenin yolu duvarlarla çevrili bir demokrasi ve sınır rejimi oluşturmaktır. Bu siyasal duvarın dışı vahşi ve uygarlıktan nasibini almamış bir alandır. [6] Egemenliğin bittiği yer uygarlığın bittiği yerdir: Devlet-sınırı. Bu yüzden şiddet devletlerin sınırında güçlü şekliyle devreye girer. Etrafını çevirme (çitle çevirme) edimi egemenliğin yasasıdır ve kutsal olanı betimler. Aynen tanrı gibi siyasal egemenlik nihai ve mutlaktır, bölünemez ve devredilemezdir.

Terörizm ve güvenlik siyaseti

Duvarlar, çeşitli söylemlerin ürünüdür. O söylemlerin değişmesiyle duvarların işlevleri de değişmektedir. Birileri için güvenlik ve kontrolse, duvarın diğer tarafı için bir zulüm ve işgal politikası olabilir. Duvarın ayırdığı, içinden geçerek işgal ettiği, yarattığı mekânlar ve insanlar üzerindeki söylemlerin değişmesiyle duvarlar da farklı yüzlere bürünecektir. 11 Eylül saldırılarıyla terörizme karşı savaş politikası güvenlik alanını önplana çıkarırken duvarları da meşru bir zemine çekmiştir. Brown’a göre duvar çekme stratejilerinde kamusal ve siyasal söylemler arasında kesin bir ayrım koyamayız. Bu da duvarın daha güçlü bir strateji olarak önümüze çıktığını gösterir. Tüm bu toz bulutu içinde duvarların geç modern dönemdeki arkaikliği hiç sorgulanmaz. Yüzyıl önce bile yapılması garip karşılanan bu duvarlar günümüzde korkutucu mimarisiyle karşımıza çıkar. Devletin dostları duvarın içinde, düşmanları dışarıda konumlanır. Yeni duvarlar hukuki olağanüstü halin norm haline gelmesidir. Bu olağanüstü hal polis, ordu ve siviller arasındaki ayrımı bulanıklaştırarak hepsini bir tür sınır güvenliğini sağlayan aygıta çevirir. Duvarlar gönüllü devlet bekçilerini ve çeteleri üretir. ABD-Meksika sınırındaki “Minutemen Sivil Savunma Teşkilatı” adlı sivil toplum örgütü, sınırdan kaçak girmeye çalışan göçmenlere karşı polisiye tedbirlerin yanında farklı sınır stratejileri de uygulamaktadır. Devlet adına hareket eden bu devlet dışı güçlerin oluşumu devletin zayıflayan egemenliğini de gözler önüne sermektedir. Duvarlar, mal ve işgüçü akışını düzenlerken aynı zamanda sınır sermaye akışına imkân vermek suretiyle neoliberalizmle etkileşime girer. Duvar özellikle sınır bölgelerinde örgütsüz, ucuz ve güvencesiz işgücünü yaratır. Korku, tehlike ve şiddet duvarın dışarısına atfedilirken egemen iktidar homojen, düzenli ve güvenli bir ulusallık yaratıyormuş gibi gözükür. Duvarlar egemenliğin zayıflamasıyla birlikte yeni karar verme, koruma, saldırı ve defetme gücünü oluştururlar.

Duvarın psikanalizi

Wendy Brown, sorularına yanıt aradığı “Duvarları Arzulamak” başlıklı kitabın son bölümünde duvar örme politikalarının psikanalizini Sigmund Freud ve Anna Freud’un teorisi üzerinden yapmaya çalışıp bir dizi soruyu gündeme getirmektedir: Duvarlar neyi güvence altına alıyor, koruyor? Devletler ve tebaaları neden duvarları arzuluyor? Brown’a göre insanlar, tebaalar kendi güçleriyle devletin zayıflayan egemenliğini özdeşleştirmektedir. Egemen devlet, egemen toplumsal özneyi kendini var etmek için bireyin egemenliğine el koymak suretiyle üretir ve güvenceye alır. Devletler sınır tahkimatı ile kaçakçılık, terörizm vb. olayları durdurmayı amaçlıyorsa da tam olarak engelleyemez. Çünkü sorunun kendisini sınır kaçakçılığı ya da göçmenler değildir. Brown, duvarların yapımının, şiddet ve kanunsuzluk karşısında olduğunu iddiasına karşı duvarların bizzat kendisinin şiddet ve kanunsuzluğu yarattığını, devlet dışı haydut faaliyetlere de alan açtığını belirtir. Yeni duvar rejimi sorunları çözmekten çok sorunları derinleştirir. Yeniden ulusallaşmayı ve homojen kimliklerin üreterek yabancı düşmanlığını perçinler. Brown’ın dediği gibi duvar masumiyeti ve uygarlığı düşmanlarına karşı koruyor ve barbarlık değerlerine karşı insani değerleri ve yaşamı koruyormuş gibi gösterse de zayıflayan egemenliğini yeniden tesis etmenin kudretini arar. Duvarlar, farklı söylemlerin ürünü olsa da en nihayetinde küresel eşitsizlik ve sömürgeci tahakkümle yüzleşmeyi engeller.

Notlar

[1] Ulus Baker, bir sel baskınıyla karşı karşıya kaldığımızı ve çağdaş kapitalizm bize baskın sahnelerinden başka bir görüntü sunmadığından bahseder. Baker, Ulus (1997). Kapitalizmi Adlandırmak Mümkün mü? Birikim. Sayı: 104.Metne dön.
[2] Brown, Wendy (2011) Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik. Çev. Emine Ayhan. İstanbul: Metis Yayınları. Kitabın orijinal adı Walled States, Waning Sovereignty (Duvarlarla Çevrili/Duvarlı Devletler, Azalan/Zayıflayan Egemenlik) başlığını taşıyor. Bu başlıkla esasen devletlerin “duvarlanması”ndan bahsediliyor. 21. yüzyılda devlet(sel) örgütlenmelerin hal-i pür melalini göstermesi bakımından iyi bir kavramsallaştırma. Duvarlanan devletler, hem bir şekilde diğer devletlere duvar modeli oluşturuyor hem de duvarlar zaman zaman yer değiştirerek devletlerin sınırlarını bulanıklaştırıyor. “Duvarlanma” tabiri yuvarlanma/yer değiştirme eylemini çağırması açısından sınır rejiminin işgal ve sömürgecilik politikalarıyla bulanıklaştırılabileceğini ifade ediyor.Metne dön.
[3] Türkiye-Yunanistan sınırına daha önce Avrupa Birliği’nin Sınır Güvenlik Ajansı olarak geçen Frontex yerleştirilmişti. Frontex, göçmenleri yakalamak için denizden ve karadan saldırı hakkına sahip özel bir güvenlik ajansıdır (). Meriç sınırına yapılacak tel örgüden duvar için Yunan kamuoyunda çeşitli tartışmalar yaşanmıştı.Metne dön.
[4]İsrail’de sömürgeciliğe ve “güvenlik duvarı”na karşı çıkan “Duvara Karşı Anarşistler” inisiyatifinin eylemleri güvenlik politikalarını duvarın içinden sorgulamak ve antisemitizmi alt etmek açısından önemlidir.Metne dön.
[5]Schmitt, Carl (2005). Siyasi İlahiyat. Çev. Emre Zeybekoğlu. Ankara: Dost Kitabevi.
[6] Wendy Brown, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın çarpıcı bir sözünü yineler: “İsrail balta girmemiş bir ormanın ortasındaki bir villa.”Metne dön.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova