Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-709-8
13x19.5 cm, 256 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Şiir Çevirileri, 201
Troya'da Ölüm Vardı, 1963
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, 1970
Göçmüş Kediler Bahçesi, 1979
Kısmet Büfesi, 1982
Gece, 1985
Kılavuz, 1990
Narla İncire Gazel, 1993
Ne Kitapsız Ne Kedisiz, 1994
Altı Ay Bir Güz, 1996
Öteki Metinler, 1999
Lağımlaranası ya da Beyoğlu, 1999
Halûk’a Mektuplar, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Semih Gümüş, “Bilge Karasu’dan okura kalanlar”, Radikal Kitap Eki, 13 Şubat 2009

“Okumadığım her kitap yenidir benim için,

yazılışı üzerinden 3000 yıl geçmiş olsa da...”

Bilge Karasu

Bilge Karasu’nun dokunulmazlaşmaya başladığı yıllar da 1980’lerden sonrasıdır. Bir yazarı sonunda neredeyse eleştirinin dışına çıkaran bu tür yüceltmeler hemen her zaman bir ‘zor’un sonucudur. Bu zorun edebiyat kültürümüzün çeşitli nedenlerle dile getirdiğim eksik oluşumundan kaynaklandığını belirtebiliriz, ama bu arada gününde değerlendirilmemiş olanın anlaşılabilmesinin koşullarının oluştuğunu da saptayarak. Edebiyatta doğrunun yanlışın üstüne yürüyebilme cesareti yazınsal bilginin somut bilginin üstüne çıkmaya başladığı koşullarda güçlenir. Çünkü egemen olan anlayışlar hep edebiyat dışından güç alır. Derin bir çatışmanın, karanlık ile kültürel bozuşum ânından kendini tamamlayabilme keşiflerinin bir arada yaşandığı dönemlerde, eskiyenler geride kalırken gecikenler kendini gösterme fırsatı bulur.

Oğuz Atay’ın 1971’den hemen sonra herkesin tanımlamakta güçlük çektiği Tutunamayanlar’ı nasıl 1980’den sonra kısa sürede kült bir romana dönüşmüşse, Bilge Karasu da aynı yıllarda, daha doğru anlaşılmıştır. O elbette her zaman aynı yerdeydi, ölümünden bunca yıl sonra derlenip yayımlanan Susanlar’daki, önceki kitaplarına bile girmemiş metinlerine bakınca da anlaşılıyor bu, ama edebiyatımızdaki geleneksel anlayışı da ürkütmüştür onun metinleri.

Susanlar’ın hemen ilk metni, 1952’de yayımlanmış ‘Depo’, tipik bir Bilge Karasu metnidir ve bu tür metinleri yüzünden Bilge Karasu, kendisinin çıkmaya hiçbir zaman gönül indirmeyeceği bir sırça köşke onu tam olarak anlayamayanlarca yerleştirilmiştir. ‘Depo’ sözgelimi, neden söz ediyor? Büyük büfenin ardından ara sıra çıkıp odada akıp giden farenin akıbetiyle mi ilgilidir; kendini dışarıdan büsbütün soyutlamış bir belirsiz anlatıcının varoluşsal sıkıntısını mı anlatır; depoda satılmayı, ışığı bekleyen bir eşyayı mı; yoksa insanın, çoğu kez istemediğimiz, onaylamakta güçlük çektiğimiz bir halini mi?..

‘Ne yapacağını, ne yazacağını, ne istediğini pekâlâ biliyor’

Bilge Karasu buydu işte. Bu tutumu, bilinenleri yinelemek yerine, nesnesini o güne dek görüldüğünden bambaşka biçimde görmeyi amaçlamak, yepyeni bir görme alışkanlığının bulunmadığı yerde kendine özgü bir görme biçimi edinmek biçiminde açıklanabilir. Bilge Karasu Susanlar’ın, en azından benim için, en ilgi çekici bölümü olan ‘Yazar-Okurun Defteri’ ile ‘Diğerleri’ bölümündeki yazı ve değinilerinde Vüs’at O. Bener’in Yaşamasız kitabından söz ederken kendi tutumunu da açıklıyor. Yalınkılıç bir eski zaman eleştirmeni olan Tahir Alangu’nun Yaşamasız’ı “bir tek şeyi bile hakiki bir aydınlık içinde görememekle” suçlayan yargısına karşı, Bilge Karasu da, “Ne var, okur yalnız Bay Alangu’nun deyimiyle, böyle karanlığa gelip dayanmış hikâyeler öldüğü zaman sapasağlam kalacak olan bizim gerçeklerimizin aydınlık hikâyeleri’ni okuya okuya tembelleşmişse, bir yazar bundan sorumlu tutulmamalı,” diyor.

Kaldı ki bu tartışmanın olduğu yıl (1958) ve öncesinde Vüs’at O. Bener’in yazdıklarının pek çok yazar ve eleştirmence yadırganıp tuhaf bulunduğunu biliyoruz, ama aynı öyküler bugünün gençlerince bile aydınlık, açık, anlaşılır metinler olarak okunuyor. Demek ki Bilge Karasu gibi yazarların yazdıklarını ‘bize benzemez’ oluşları yüzünden yargılayıp yazarı kendi istemlerinin dışına çıkarma zoru, edebiyatımızın eskil alışkanlığıdır. Bilge Karasu da, Vüs’at O. Bener gibi, ‘ne yapacağını, ne yazacağını, ne istediğini pekâlâ biliyor’. Bu arada ‘kolay anlaşılmamak’, tamamıyla yazınsal bir çözümlemeyi gerektirir. Kaldı ki Bilge Karasu, kendi yazınsal uzamı içine girmeyi başarabilen okur için anlaşılmaz olmaktan çıkıp yeniden okumalara açılabilen metinler yazmıştır ve o metinler sabırla kusursuzlaştırılmaya çalışılırken okurun önüne esnek bir çoğul anlam dünyası getirir.

Bilge Karasu da sonunda yalnızca tam anlaşılabildiği için dokunulmazlık değeri kazanmadı. Troya’da Ölüm Vardı’dan Kılavuz’a, yazdıklarından anlaşılabilenlerin hiç kuşku yok ki daha ötesini amaçlamış bir yazar olmasına karşın, pek çok benzeri gibi, tam anlamıyla çözümlenmedi, ama anlaşıldı. Hem edebiyat kültürünün onun varlığını içselleştirme esnekliği çoğaldı, hem de okuma kültürünün düzeyi yükseldikçe yazdıkları daha yakına gelmiş oldu.

Bilge Karasu yazdıklarının okurlarınca anlaşılmasını istiyordu, ama kendisi nasıl çoklarının yürüdüğü yoldan gitmeyi seçmemişse, okurun da aynı yoldan gelmesini bekledi. Dolayısıyla okurları onun yazdıklarının anlambiçimini çözümleyebildiği ölçüde yürür o yolda. Bir yazarın başka türlü düşünmesi beklenebilir mi? Belki zor olan şu: Bilge Karasu’yu sorunsuzca anlayabilmek için okuduğumuz metinlerinin anlam kodlarını çözmek gerekir, bu kodların yarattığı soyut dinamiğin iç yasaları çözüldükçe de anlaşılmayanlar kalmayacaktır. Sonunda yalnızca düz-okuma biçimleriyle yetinemeyiz; yazınsal yapıtın üretme yetisine sahip olduğu anlamların içsel ve dışsal nedenlerini umursayan nitelikli okuma da var ve bu tür okumalar kıyıda kalmış bile olsa, onların varlığıyla okuma kültürü yükselmektedir. Okuru her zaman açık ve doğrudan anlatımlı metinlerin yanında görüp kapalı ve daha güç anlaşılır metinlerden uzak tutmaksa, Ferit Edgü’nun, “Okuru adam yerine koymak. Ondaki yaratıcılığa, düş gücüne inanmak,” sözünü hatırlatıyor.

Söz, dönüp dolaşıp ‘söz’e gelir

Bilge Karasu’nun kılı kırk yararak yazdığını okur da bilir. Onun saygınlığı, değeri buradan gelir. Bu soydan yazarların niçin az yazıp yayımladığının yanıtıdır bu. Bilge Karasu, Vüs’at O. Bener, Leyla Erbil ya da Hulki Aktunç, gerek dil, gerek öteki metin içi yapımbiçimlerini, kuşkuları bütün bütüne yok edecek bir titizlikle yaratmıştır. Bu tip yazarlar artlarında tartışmaya neden olabilecek tortular bırakmamakta da titiz olur, tersine örnek pek görülmez ve neden sonra yayımlanabileceklerle ilgili kararları da yaşarken verip giderler.

Yazının sıkı denetimi hangi noktada belirir: elbette dil içinde. Sözü yoğunlaştırıp, dili, yazarının tutumuna göre çeşitli düzeylerde kendine kapanmaya zorlayan, sozcük sayısının azaltılması değil, kullanılan sözcüklerin ve sözlerin yer aldığı bağlama göre anlamın çoğalmasıdır. Yazınsal dil bu yoldan yetkinleşirken, okurun da, kullandığı her sözcüğü hassas biçimde tartan yazarın yanında olması gerekir.

Susanlar da Bilge Karasu’nun yazdıklarının tortusu sayılabilir, ama burada içimizi serin tutmamızı gene bu kitaptaki metinler sağlıyor. Eski tarihli metinleri, şiir denemeleri ya da kitaplar ve yazarlar üstüne yazıları okurlarında kuşkuya yer vermeyecek ölçüde açık Bilge Karasu metinleridir. Bu nedenle Susanlar’ın “Bilge Karasu’dan kalanlar” biçiminde okunmasında sakınca görmüyorum. Sonunda kitaplara girmemişse, pek çoğu tutunabilecekleri bağlamı bulamadıklarındandır. Yoksa Susanlar’ın başındaki öyküler de tipik metinlerdir, sonundaki yazılar da.

Susanlar’dan ya da Bilge Karasu’dan söz açan yazıların dönüp dolaşıp sözü dile getirmemesi olanaksız. Bir kusursuzluk arayışının bu denli hassaslıkla tartıldığı metinlere sık rastlanmaz. Dolayısıyla Susanlar’ın derlenmesinde yapılmış bir küçük yanlışı belirtebiliriz. Kimi ‘Öztürkçecilerin’ de bir zamanlar Türkçe sandığı ‘diğer’ sözcüğünü hiç sevmeyen Bilge Karasu’nun Susanlar kitabındaki yazılar düzenlenirken, çeşitli konular üstüne yazılmış olanlar ‘Diğerleri’ başlığı altında toplanmış. Oysa bu bölümün başlığı olarak ‘Ötekiler’ ya da ‘Öbürleri’ seçilebilirdi. Susanlar’ın yeni basımında değiştirilmesi dileğiyle...

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.