ISBN13 978-605-316-118-9
13x19,5 cm, 112 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 16.50 TL
İndirimli fiyatı: 9.90 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Saffet Murat Tura diğer kitapları
Günümüzde Psikoterapi, 2000
Şeyh ve Arzu, 2002
Histerik Bilinç, 2007
Madde ve Mana, 2011
Beynin Gölgeleri, 2016
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Yüz Gün
1. Basım
Liste Fiyatı: 21.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Zor Problem: Bilinç
Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2018
2. Basım: Mart 2018

Yirmi yıl kadar önce Avustralyalı filozof David Chalmers zor problemi şöyle dile getirmişti: "Niçin ve nasıl bilincim var?" Günlük yaşamda pek farkında değiliz ama her sabah uyandığımızda kafatasımızın içinde inanılmaz bir doğa olayı meydana gelir ve beynimizin nöral faaliyetleriyle birlikte dünya ve ben yaşantımız yeniden kurulur. Peki ama beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan bu fenomen dünyası nedir? Gizemli ya da edebi bir soru olarak değil, sahiden nedir bilinç?

Bilim açısından bilinç tam bir sürprizdir. Çünkü bilinçli olmamızı gerektiren hiçbir doğa yasası bilmiyoruz. Bir bakıma bilinçsiz biyolojik robotlar, “zombi”ler olmamız daha makul, daha açıklanabilir bir durumdur.

"Zor problem" insan aklının çözemeyeceği kadar zor bir problem mi? "Nesnel" inceleme yöntemlerine dayanan bilim "öznel" bilinç sorununu asla çözemeyecek mi? Belki. Ama konunun çok çekici olduğu da açık. Dünyanın değişik yerlerinde pek çok filozof ve biliminsanı bilinç sorunuyla uğraşıyor yıllardır. Ben de Beynin Gölgeleri adlı kitabımda sorunu çözmek bakımından önemsediğim bir tez yakalamıştım. Ancak bu tez kitabın yapısı itibarıyla biraz geri planda kalmıştı. Zor Problem: Bilinç’te bu tezi açığa çıkardım, geliştirip netleştirdim. Okurları da bu tartışmaya katılmaya davet ediyorum.

— Saffet Murat Tura

İÇİNDEKİLER
Önsöz
1. "Zor Problem"
2. Bilincin Nöral Korelatları
3. Beynin Fenomenal Dünyası
4. Evrensel Yanılsama
5. Bilinci Fenomenal Sahneye Koymak
6. İkinci Temel Önerme
7. Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu
8. Etkileşimciliğin Eleştirisi
9. Fizikselciliğin Eleştirisi
10. Zombi Paradoksu
11. Epifenomenalizm ve Ontolojik Özdeşlik
12. "Beyin Kendisini Fenomenal Dünya Olarak Algılar"
EKLER
Ek 1: Zombiler Epifenomenalizmi Savunabilir mi?
Ek 2: Beynin Gölgeleri
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 11-13

Yirmi yıl kadar önce Avustralyalı filozof David Chalmers “zor problem”i sormuştu: “Niçin ve nasıl bilincim var?”

Günlük yaşamda pek farkında değiliz ama her sabah uyandığımızda kafatasımızın içinde inanılmaz bir doğa olayı meydana gelir ve beynimizin nöral faaliyetleriyle birlikte dünya ve ben yaşantımız yeniden kurulur. Peki ama beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan bu fenomen dünyası nedir? Gizemli ya da edebi bir soru olarak değil, sahiden nedir bilinç?

Bilim açısından bilinç tam bir sürprizdir. Çünkü bilinçli olmamızı gerektiren hiçbir doğa yasası bilmiyoruz. Bir bakıma bilinçsiz biyolojik robotlar, “zombi”ler olmamız daha makul, daha açıklanabilir bir durumdur.

Nörobiyolojinin görece “kolay” problemleri, mesela beynin dikkat, hafıza, karar alma, problem çözme, konuşma, empati gibi fonksiyonlarını nasıl gerçekleştirdiği biyolojinin klasik epistemik sınır ve imkânları çerçevesinde ele alınıp en ince ayrıntısına kadar çözülebilir gibi görünüyor. Nitekim son on yılda beyin ve davranışsal fonksiyonlarıyla ilgili bilgimiz yirmi, otuz yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz şekilde ilerledi. Bilinç problemini bütün diğer nörobiyolojik problemlerden ayırt eden, onu bu denli zor ve ilginç kılansa sadece biyolojik çalışmanın alışıldık yöntemlerini zorlaması değil tabii. Diğer doğal oluşumlar gibi canlı organizmalar da atom ve moleküllerden oluşan maddi organizasyonlardır. Bu nedenle biyoloji en temelde fizik ve kimyaya dayanır. Beyin de yukarıda söz ettiğimiz tarzdaki bütün fonksiyonlarını fiziksel-kimyasal mekanizmalarla gerçekleştirir. Oysa bilinç problemi, içinden neşet ettiğimiz doğanın en temel özellikleri hakkında ciddi bir sorunu da bilimin gündemine taşıyor: Bilinç fiziksel mi? O halde evren mutlak olarak fiziksel mi? Bu kitapta can acımız, rüyalarımız, hayallerimiz, çikolatanın tadı, mide bulantımız ya da domatesin kırmızısı gibi algılarımızın, bilinçli fenomenal yaşantılarımızın, kendi başlarına fiziksel olmadığını, yani fizik bilimi tarafından ele alınabilir özellikler olmadığını açıkça göreceğiz.

Biyolojik evrimin geçici bir uğrağı olan biz insanlarda organize bir tarzda tezahür eden bilinç fiziksel değilse, bilincin bazı özellikleri –bedenimizi oluşturan atom ve moleküller gibi bir hammadde tarzında da olsa– içinden neşet ettiğimiz evrenin en temel dokusuna içkin olabilir mi? Evrende bilincin hammaddesi var mı? Eğer varsa, fiziksel olan ve olmayan bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi ne? Biyolojiden hatta fizikten bile daha derin ve temel bir düzeyden söz ettiğimize göre, bilinç problemini sadece biyolojik bir problem olarak niteleyemeyiz artık. Bu problemi derin ve temel bir doğal duruma ilişkin olması anlamında ontolojik olarak da nitelememiz uygun olur.

Elbette bilhassa felsefe ve bilim yönelimli insanları, özellikle bir ölçüde de olsa çağdaş fizikle tanışıklığı olanları şaşkınlığa düşüren bir problem bilinç. Ama sadece filozofları ve biliminsanlarını büyüleyen bir soru olarak kalamayacağı da açık. Bilinç belki her insanın yaşamının son ânında, tam da bilincini muhtemelen sonsuza kadar kaybetmeden önce sorması beklenebilecek şu soru itibarıyla herkes için ilginç: “Peki ama neydi bu? Garip bir rüya mı sadece?”

“Zor problem” insan aklının çözemeyeceği kadar zor bir problem mi? “Nesnel” inceleme yöntemlerine dayanan bilim “öznel” bilinç sorununu asla çözemeyecek mi? Belki. Ama konunun çok çekici olduğu da açık. Dünyanın değişik yerlerinde pek çok filozof ve biliminsanı bilinç sorunuyla yatıp bilinç sorunuyla kalkıyor yıllardır. Şimdiden bazı ilerlemeler kaydedildiğini bile söyleyebiliriz belki. Ben de Beynin Gölgeleri: Bir Psikiyatri Felsefesi adlı kitabımda (2016) sorunu çözmek bakımından önemsediğim bir tez yakalamıştım aslında. Ancak bu tez kitabın pek çok problemi birlikte ele alan karmaşık yapısı itibarıyla biraz geri planda kalmıştı. Bu kitapta Beynin Gölgeleri’nde gömülü olan bu tezi açığa çıkardım, geliştirip netleştirdim.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Bürkem Cevher, "Bilinç Nörobiyolojisinin yeni bir yorumu", Agos Kitap / Kirk, Nisan 2019

Kirk’in Şubat sayısında edebiyat eleştirmeni ve yazar Tim Parks’ın Riccardo Manzotti ile zihnin doğası üzerine yaptığı söyleşileri bir araya getiren Zihnin Ucu Bucağı: Bilinç ve Dünya Bir Midir?’ kitabı üzerine bir yazı yazmıştım. O kitapta Manzotti, fenomenal bir dünyanın varlığını reddediyor, deneyimlerimizin deneyimlediğimiz nesnelerle aynı olduğunu söylüyordu. Kısaca; bir elmaya baktığımda, elma ile elma deneyimimin aynı olduğunu iddia ediyordu. İlk başta oldukça saçma bir fikir gibi de gözükse, kitabı okudukça ve Manzotti’nin konu hakkındaki konuşmalarını dinledikçe tamamen ikna olmasanız da Manzotti’nin argümanının çıkış noktasını anlamaya başlıyordunuz.

Parks ve Manzotti’nin diyaloglarını okuduktan sonra bir süredir okunacak kitaplar yığınımda yer alan ama bir türlü okumaya cesaret edemediğim bir kitabı elime aldım: Yine Metis Yayınları tarafından geçen sene yayınlanan, Saffet Murat Tura’nın yazdığı Zor Problem: Bilinç, Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu. Tura, bu kitabında bilinç probleminin çözümüne ‘beynin fenomenal dünyası’ kavramı ile açıklık getirmeye çalışıyor.

"Bilinçli ben"

Öznel deneyimlerimiz üzerine düşünmeye başladığımızda, örneğin şu anda yaşadığım baş ağrısını düşündüğümde, ilk başta birkaç önemli saptamada bulunabilirim. Birincisi, bu ağrıyı “ben” yaşıyorum ve bu ağrının “ben” farkındayım. Beni dışarıdan gören bir kimsenin bu ağrıyı hissetmesine imkan yok ve eğer ağrıyı bir takım davranışlarla dışa vurmuyorsam bu diğer kişinin benim baş ağrısı yaşadığımı fark etmesine imkan da yok. Peki bu ağrıyı yaşayan ve bu ağrının farkında olan, aynı zamanda okuduğunuz bu yazıyı kurgulayan, düşünen “bilinçli ben” aslında kim veya ne? Tura’ya göre “bilinçli ben” fenomenal dünyamın kurucusu bir özneden ziyade beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan diğer deneyimler gibi bir deneyim, bir algı olarak ele alınabilir.

Benim bu hissettiğim ağrı ile eş zamanlı olarak beynimde ve sinir sistemimde de bir takım değişiklikler (nöral korelatlar) meydana geliyor. Hissettiğim ağrı ile bu ağrının nöral korelatları arasında nasıl bir ilişki var? Bu ağrının nöral korelatları tamamen fizikselken (fizik bilimi tarafından açıklanabilirken) fenomenal bir durum olan ağrının ontolojik statüsünü nasıl açıklayabiliriz?

Buradan da ana soruya geliyoruz: Bilinç nedir? Nasıl ve neden bilincim var? Avustralyalı filozof David Chalmers bu sorunun ‘zor problem’ olduğunu ve çözümünü olmadığını savunmuştu. Tura ise ‘zor problem’i şu şekilde formüle ediyor:

“a) Fiziksel ölçüm araçlarıyla saptanamayan (bu anlamda fiziksel olmayan) ve fiziksel etkileri gözlenemeyen fenomenal durumların [ağrı, düşünceler, hisler, vb.] ontolojik statüsü nedir?

b) Fenomenal durumların birlikte ortaya çıktıkları fiziksel (nöral) olaylarla ilişkisi nedir?”

Saffet Murat Tura öncelikle evrensel bir yanılsama içinde yaşadığımızı belirtiyor. Günlük yaşantımızda gördüğümüz ağaçların, dokunduğumuz şişenin, düşüncelerimizin, ağrımızın, duygularımızın fenomenal yaşantılar olduklarının farkında değiliz. Bunların gerçeklik olduğunu düşünüyor, gerçekliğin de bunlarda ibaret olduğuna inanıyoruz. Oysa fizik bilimi tarafından betimlenen dış dünya gerçekte onu algıladığımız gibi değildir. Örneğin şu anda gördüğüm kırmızı elmanın kırmızısı aslında sadece ışığın belli bir dalga boyunda elmadan yansımasıdır, oysa ben o dalga boyunu değil kırmızıyı görüyorum.

Ancak kırmızı rengi görebilmem için de beynimde belli bir nöral aktivitenin meydana gelmesi gerekir, aksi halde kırmızıyı göremem. Tura bu nedenle de şöyle bir önermede bulunuyor: “Beynin fenomenal dünyasını oluşturan deneyimlerin ortaya çıkması için belli bazı nöral aktiviteler gerekli ve yeterlidir.” Dahası ontolojik açıdan da “beynin fenomenal dünyasını oluşturan yaşantılar, birlikte ortaya çıktıkları nöral (fiziksel) olaylarla fizik biliminin epistemik sınırları ve imkânları içinde ifade edilemeyecek şekilde özdeştir.”

Tura’nın adım adım inşa ettiği argümanı elbette her felsefî argüman gibi tartışmaya ve yoruma açık olmakla birlikte Manzotti’nin argümanına kıyasla kabul etmesi daha kolay bir argüman. Bunda fenomenal dünya görüşünün genel kabullerimize daha uygun olması yatıyor. Yine de kitabı okurken Manzotti’nin eleştirileri hep aklımdaydı. Fenomenal dünya görüşü derinlerde bir yerlerde ontolojik ikilik yatamıyor mu? Tura, “Eğer bu kitaptaki yorum doğruysa doğada temel bir ikiliğin olmaması beklenir,” diyor. Bu beklentinin doğru olup olmadığını keşfetmek ise okurlara kalıyor. Zor Problem okuması çaba ve dikkat isteyen, ne ki zihinsel çabanın karşılığını veren bir kitap.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova