ISBN13 978-605-316-170-7
13x19,5 cm, 104 s.
Liste fiyatı: 16.50 TL
İndirimli fiyatı: 13.20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Byung-Chul Han diğer kitapları
Şiddetin Topolojisi, 2016
Şeffaflık Toplumu, 2017
Zamanın Kokusu, 2018
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Diğer kampanyalar için
 
Psikopolitika
Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri
Özgün adı: Psychopolitik
Neoliberalismus und die neuen Machttechniken
Çeviri: Haluk Barışcan
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Resmi: Mustafa Horasan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2019

"Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında artık onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır.

"Bir girişimci olarak neoliberal özne başkalarıyla amaçtan yoksun ilişkilere girmekten acizdir. Girişimciler arasında amaçtan yoksun bir dostluk oluşmaz zaten. Halbuki özgür olmak köken olarak dostlar arasında olmak anlamına gelir. Özgürlük ve arkadaş kelimeleri Hint-Avrupa dil ailesinde aynı köke sahiptir. Özgürlük esasında bir ilişki kelimesidir. İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder.

"Yurttaş tüketici haline gelmiştir. Yurttaşın özgürlüğü yerini tüketicinin edilginliğine bırakır. Tüketici olarak seçmen bugün siyasete, toplumu şekillendirmekte etkin bir rol almaya gerçek bir ilgi göstermemektedir. Ortak siyasi eylem gerçekleştirmeye ne isteği ne de yeteneği vardır. Siyasete sadece edilgin bir biçimde, homurdanarak, şikâyet ederek tepki verir, tıpkı hoşuna gitmeyen hizmet ya da mal sektörüne yaptığı gibi. Siyasetçiler ve partiler de bu tüketim mantığı uyarınca davranır. "Sunmak" zorundadırlar. Böylelikle de tüketici olarak seçmeni tatmin etmesi gereken tedarikçiler durumuna düşerler."

– Byung-Chul Han

İÇİNDEKİLER
Özgürlüğün Krizi
Akıllı İktidar
Köstebek ve Yılan
Biyopolitika
Foucault’nun İkilemi
Öldürerek Tedavi
Şok
Dost Big Brother
Heyecan Kapitalizmi
Oyunlaştırma
Big Data
Öznenin Ötesinde
Budalalık
Notlar
OKUMA PARÇASI

Özgürlüğün Krizi, Özgürlüğün Sömürülüşü s. 11-14

Özgürlük bir epizot haline gelecektir. Epizot ara bölüm demektir. Özgürlük duygusu bir yaşam biçiminden diğerine geçerken ortaya çıkar ve bu yeni biçim de kendini bir zorlama biçimi olarak gösterene kadar sürer. Böylece özgürleşmenin ardından yeni bir tabiyet gelir. Bu öznenin kaderidir sanki: Subjekt’in kelime anlamının, “tabi olan”ın da itiraf ettiği gibi.

Bugün tabi durumda bir özne (Subjekt) değil, özgür, kendini sürekli yeniden tasarlayan, yeniden icat eden bir proje (Projekt) olduğumuza inanıyoruz. Özneden projeye bu geçişe özgürlük duygusu eşlik ediyor. Ancak bizzat bu projenin zorlama altında bir varlık, dahası tabiyet ve boyun eğişin daha da etkin bir biçimi olduğunu görüyoruz. Dışsal baskılardan ve kendine yabancı zorlamalardan kurtulmuş olduğunu sanan bir proje olarak ben, daha iyi bir performans sergileme ve mükemmelleşme şeklindeki içsel baskılara ve zorlamalara tabi kılıyorum kendimi.

Bizzat özgürlüğün zorlamalara yol açtığı kendine has bir tarihsel dönemde yaşıyoruz. Yapabilme özgürlüğü, emir ve yasaklar dile getiren yapmalısından daha fazla zorlama üretiyor hatta. Yapmalısının bir sınırı vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz. Bu yüzden de yapabilmeden kaynaklanan zorlamanın sınırı yoktur. Böylece kendimizi bir ikilemin içinde buluruz. Özgürlük aslında zorlamanın karşıtıdır. Özgür olmak zorlamalardan arınmış olmak demektir. Ama zorlamanın karşıtı olması gereken bu özgürlüğün kendisi zorlamalar yaratır. Depresyon ya da ruhsal tükeniş (burnout) özgürlüğün derin krizinin dışavurumlarıdır. Bunlar günümüzde özgürlüğün pek çok açıdan zorlamaya dönüşmekte olduğunun patolojik işaretleridir.

Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır. Salt yaşam ve çalışma aynı madalyonun iki yüzüdür. Sağlık salt yaşamın idealini temsil eder. Hegel’in efendi ve köle diyalektiği uyarınca çalışmayıp sadece keyif süren efendinin egemenliği, hatta özgürlüğü neoliberal köleye yabancıdır. Efendinin egemenliği, kendini salt yaşamın üzerine yerleştirmesi ve bunun uğruna ölümü bile göze almasındadır. Bu aşırılık, bu aşırı yaşam ve keyif biçimi çalışan, salt yaşamı dert edinen köleye yabancıdır. Hegel’in düşündüğünün aksine çalışmak onu özgür kılmaz. İşin kölesi olarak kalmaya devam eder. Hegel’in kölesi efendiyi de işe zorlar. Hegel’in efendiköle diyalektiği çalışmanın totaliter hale gelmesine yol açar.

Bir girişimci olarak neoliberal özne başkalarıyla amaçtan yoksun ilişkilere girmekten acizdir. Girişimciler arasında amaçtan yoksun bir dostluk oluşmaz zaten. Halbuki özgür olmak (Frei-sein) köken olarak dostlar arasında olmak (bei Freunden sein) anlamına gelir. Özgürlük (Freiheit) ve arkadaş (Freund) Hint-Avrupa dil ailesinde aynı köke sahiptir. Özgürlük esasında bir ilişki kelimesidir (Beziehungswort)*. İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder. Neoliberal rejimin yönelmiş olduğu tümden tekilleşme bizi gerçekten özgür kılmaz. Böylelikle bugün sorulacak soru, kendisini zorlamaya dönüştüren uğursuz diyalektiğinden kurtulabilmek için özgürlüğü yeniden tanımlamamızın, yeniden icat etmemizin gerekip gerekmediğidir.

Neoliberalizm bizzat özgürlüğü sömürmeye yarayan çok verimli, hatta zekice bir sistemdir. Heyecan, oyun ve iletişim gibi özgürlüğün pratiğine ve dışavurum biçimlerine ait ne varsa sömürülür. İnsanı iradesine karşı sömürmek verimli olmaz. Yabancı bir gücün sömürüsü fazla kazanç sağlamaz. Ancak özgürlüğün sömürülüşü sayesinde maksimum kazanca ulaşılır.

İlginç bir şekilde Marx da özgürlüğü başkalarıyla kurulan iyi ilişki üzerinden tanımlamıştır: “Ancak [başkalarıyla] bir topluluk halindedir ki [her] birey yeteneklerini her yönde geliştirme imkânına kavuşur; yani kişisel özgürlük ancak topluluk içinde mümkündür.” [1] Buna göre özgür olmak kendini diğerleriyle birlikte gerçekleştirmekten başka bir anlama gelmez. Özgürlük başarılı bir toplulukla eşanlamlıdır.

Marx’a göre bireysel özgürlük sermayenin hilesi, sinsi bir oyunudur. Bireysel özgürlük fikrine dayanan “özgür rekabet” sadece “sermayenin başka bir sermaye olarak kendiyle ilişkisi, yani sermayenin sermaye olarak reel davranışıdır”. [2] Sermaye, özgür rekabet üzerinden başka bir sermaye olarak kendisiyle ilişki kurarak ürer. Kendisinin ötekisiyle bireysel rekabet üzerinden çiftleşir. İnsanlar birbirleriyle özgürce rekabet ederken sermaye çoğalır. Bireysel özgürlük sermaye tarafından kendi çoğalması için ele geçirildiği ölçüde köleliktir. Yani sermaye üremek için bireyin özgürlüğünü sömürür: “Özgür rekabette özgür olan bireyler değil sermayedir.” [3]

Bireysel özgürlük aracılığıyla sermayenin özgürlüğü gerçekleşir. Böylelikle özgür birey sermayenin cinsel organı durumuna indirgenir. Bireysel özgürlük sermayeye, onu aktif üremeye yönelten “otomatik” bir öznellik kazandırır. Böylelikle de sermaye sürekli olarak “canlı yavrular” [4] doğurur. Günümüzde aşırı bir biçime bürünen bireysel özgürlük sonuçta bizzat sermayenin aşırılığından başka bir şey değildir.

* “Öncül, zamirin ilişki kurduğu kelime” anlamına gelen Beziehungswort, “ilişki” ve “kelime” anlamlarına gelen kelimelerden oluşur. – ç.n.

Notlar


[1] Karl Marx ve Friedrich Engels, Die Deutsche Ideologie, MEW, Cilt 3, s. 74; Türkçesi: Alman İdeolojisi, çev. Olcay Geridönmez, Tonguç Ok, İstanbul: Kor Kitap, 2018. Metne dön.
[2] Karl Marx, Grundrisse der Kritik der politischen Ökonomie, MEW, Cilt 3, s. 545; Türkçesi: Grundrisse-Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma, çev. Sevan Nişanyan, İstanbul: Birikim, 2018. Metne dön.
[3] A.g.y. Metne dön.
[4] Karl Marx, Das Kapital, MEW, Cilt 23, s. 169; Türkçesi: Kapital, çev: Nail Satlıgan, Erkin Özalp, Mehmet Selik, İstanbul: Yordam Kitap, 2015. Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emek Erez, "Neoliberalizm ve yeni iktidar teknikleri", Gazete Duvar, 28 Eylül 2019

Neoliberal politikaların uç noktalara ulaştığı günümüz dünyasında, bildiğimiz kavramlar, içinde bulunduğumuz durumu açıklamakta zorlanıyor. Türkiyeli okurun yakından takip ettiğini düşündüğüm, Byung- Chul Han, son yıllarda Türkçeye kazandırılan metinlerinde de gördüğümüz gibi günümüz dünyasını ve insanını anlamaya çalışan kitaplarıyla dikkat çekiyor. Geçtiğimiz günlerde Metis Yayınları tarafından, Haluk Barışcan çevirisi ile basılan, Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri adlı kitabında da yazarın bu konudaki anlama çabasını görebiliyoruz.

Byung-Chul Han, bu metninde, “disiplin toplumu” ve “biyopolitika” gibi kavramları da tartışmaya açıyor. Baskıcı, nüfusa dayalı, bedeni esas alarak uygulanan biçimleyici politikaların, hayatı denetleyen, özneyi silen, insanı sayılarla açıklayan siyasetin, kurumların desteğiyle bireyi “normalleştirme”yi amaçlayan uygulamaların, bugünü anlamakta yetersiz kalacağına işaret ediyor, Neoliberalizm ve dijital çağ ile birlikte başka bir aşamaya geçildiğini düşünüyor ve bahsettiği dönemin insanını konu ediyor. Ayrıca, içinde bulunduğumuz zamanın daha çok psikopolitikanın etkisi altında olduğunun altını çiziyor. Yazar, karşılaştırmalar ve örneklerle tezini savunurken Neoliberalizmin yeni iktidar tekniklerinin bireyin bedeninin de ötesinde bir hâkimiyete kavuştuğunu, zihnini denetim altına aldığını, onu kendisine gönüllü hâle getirdiğini, iletişimin kaybolduğunu, insanın “dijital bir panoptikon” tarafından âdeta esir alındığını dile getiriyor.

Zorlayıcı özgürlük

Byung-Chul Han, konuyu tartışmaya özgürlük ile başlıyor, onun düşüncesinde özgürlük artık zorlamayı çağrıştırıyor. Günümüz dünyasında özne, kendisini tasarlayan, yeniden icat eden bir proje. Bu projede özne için zoraki olan yok, gönüllülük var bu nedenle kendisini mükemmel bir projeye dönüştürme özgürlüğü ile birlikte devamlı performans gösteriyor. Eskiden “yapmalısın” olarak tanıdığımızın da sınırı artık yok, yapabilme var sonsuzca “yapabilme” özgürlüğü. Bu özgürlük hâlinde, dışarıdan bir baskı hissedilmiyor ama birey kapıldığı özgürlük yanılsamasıyla, kendisini yapmaya zorluyor ve mükemmel olana ulaşmaya çalışırken, tükenen, depresif bir kişiye dönüşüyor.

Performans öznesi

Neoliberalizmin hâkim olduğu bu dünyada kişi bir performans öznesi, efendisi olmaksızın köle, amaçsız bir girişimci ayrıca bu yeni özgürlük biçimi onu dostsuz bırakıyor oysa özgürlük kelimesi en çok dostlukla ilişkili. “İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder” diyor Byung-Chul Han ama Neoliberal rejimin tekilliğe yönelten politikası, özgürlüğü bir sömürü biçimine dönüştürürken, özneyi de yalnızlaştırıyor. Özgürlük artık topluluk içinde öznenin kendisini gerçekleştirdiği bir durum değil. Bu girişimci özne, kendi şirketinin kölesi, kendini sömüren patron, sınıf mücadelesini kendisiyle savaşa dönüştürmüş kişi. Bu kişi başarıya ve mükemmelliğe dolayısıyla da performansa odaklı çünkü başarısız olduğunda sorgulanan Neoliberal politikalar değil kendisi olacak. Neoliberalizm, bir öz-sömürü rejimi ve okları bireyin kendisine yöneltiyor. Topluluktan yoksun, bağların ve dostluğun olmadığı bu sistemde yalnızlık ve depresyon bu öznenin en büyük sorunu.

Tüm bunları arka arkaya okuduğumuzda felâket tellallığı yapıyormuş algısı oluşuyor. Ancak üzerine düşününce, özellikle dijital olanın yaşamımızın çok büyük bir alanını kapladığı bu dünya durumunda, sosyal medya ortamlarında devamlı içerik üretme telaşımız, güvencesiz bir yaşama gönüllülüğümüz ve bunun getirisi olarak devamlı performans gösterme zorunluluğumuz, kendimizin patronu olduğumuzu sanarak attığımız tweetler, oluşturduğumuz içerikler ki Byung-Chul Han’ın kast ettiğinin “dijital bir panoptikon” olduğu düşünülürse, maalesef yazar çok haksız değil.

Akıllı ve dost iktidar

Byung-Chul Han’a göre günümüz iktidar teknikleri disiplin iktidarı değil, tam tersine akıllı ve dost, baskılamayı değil müsamaha göstermeyi tercih ediyor, özne kendisini iktidar baskısı altında hissetmiyor ve bu iktidara kendiliğinden gönüllü hâle geliyor. Bu teknik öyle incelikli ve derinden işliyor ki kişi farkına bile varmıyor. Byung-Chul Han şöyle anlatıyor durumu: “Bizi teşvik eden ayartan özgürlükçü, dost çehreli iktidar, talimat ve emir veren, tehdit eden iktidardan daha etkilidir. Mührü ‘like/beğendim’ simgesidir. Tüketerek, iletişimde bulunarak, hatta like’ı tıklayarak tabi oluruz tahakküm ilişkilerine. Neoliberalizm ‘Beğendim’ kapitalizmidir.” Yazara, öznenin gönüllü olarak sistemin parçası olması konusunda katılabiliriz ancak disiplin iktidarı olarak açıkladığı biçimin de tam olarak ortadan kalktığı konusu soru işareti içeriyor fikrimce, son yıllarda özellikle sağ popülist siyasetin getirisiyle birlikte disiplin iktidarının çağrıştıran yeni baskı tekniklerini devreye soktuğunu bile söyleyebiliriz gibi geliyor bana. Ama şu düşünülebilir disiplin iktidarı günümüz politikasını anlamaya yetmiyor ona yeni teknikler ekleniyor Byung-Chul Han’ın bahsettiği “akıllı/dost iktidar” da bunun bir parçası. Ayrıca, disiplin iktidarının bir yönetim tekniği olarak biyopolitika, üreme, doğum ve ölüm oranları, sağlık gibi konuları düzenleyerek yaşamın her noktasında, tek tek bedenlere kadar yayılan bir tahakküm kurmaya çalışır. Yazara göre ise biyopolitika, psyche’yi sömüren neoliberal düzene uygun değildir çünkü psişik olana ulaşamaz, ruhu içermez. Yine Byung-Chul Han’a göre, bunun sebebi demografi ile psikografi arasındaki farktan kaynaklanır, demografi ruha erişemez ama psikografi bireyin yaşam tarzından, fikirlerine, tüketim biçimlerine kadar ulaşabilir. Evet, psikografi belki özneye daha derinden nüfuz etme kapasitesine sahip ancak biyopolitikayı sadece demografiye indirgemek de sorunlu bana kalırsa, direkt olarak bedeni hedef alan bir iktidar tekniği çünkü tabi eğer bedeni ruhtan ayrı bir makine gibi görmüyorsak. Bence, beden ve ruhu bütün olarak alırsak ve bedeni etkileyen bir politikanın ruhu da etkileyeceğini söyleyebiliriz. Yazar biyopolitikayı biyolojik bir alanda değerlendiriyor ve neoliberalizmin bedensel olanla ilgilenmediğini, Psyche’nin farkına vardığını düşünüyor ve ekliyor: “… Böylelikle psikopolitikaya dönüş, günümüz kapitalizminin gayri maddi, gayri bedensel oluşuyla belirlenen üretim biçimine de bağlıdır. Şeyler değil, enformasyon ve programlar gibi şey olmayan varlıklar üretilmektedir. Üretici güç olarak beden biyopolitik disiplin toplumundaki kadar merkezi yer tutmaz. Verimliliği arttırmak için bedensel dirençler aşılmaz, psişik ya da zihinsel süreçler düzenlenir. Bedensel disipline ediş yerini zihinsel optimizasyona bırakır.” Yani artık performansa dayalı, sürekli verimlilik odaklı, öznenin bedeninden çok zihnine oynayan onu düzenleyen bir iktidar tekniği hâkim. Bu konuda da Byung-Chul Han’a hak verebiliriz ama kişisel fikrim psikopolitika belirleyici olsa bile Neoliberalizmin biyopolitikayı da bir o kadar etkin kullandığı yönünde. Belki de bu iki kavramı birlikte düşünerek, aralarındaki ilişkiyi çözümlemek sistemi anlamamızda daha işlevsel olabilir.

Kendilik meselesi

Byung Chul Han ayrıca Foucault’nun seksenli yıllardan itibaren “kendilik teknolojileri” ile ilgilenmeye başlasa da Neoliberal tahakküm biçimlerinin, “kendiliği” tamamen ele geçirdiğini, onu düzenlediğini, kendinin girişimcisi yaptığını, gönüllü kıldığını göremediğini iddia ediyor. Çünkü yazarın bahsettiği durumda özne kendi tahakkümünü, özgürlük yanılsamasıyla kendisi gerçekleştiriyor. Bu nedenle şöyle diyor Byung-Chul Han: “Özgürlük ve sömürüyü kendini sömürme şeklinde bir araya getiren bu iktidar tekniği Foucault’nun gözünden kaçmıştır.” Foucault Antik Yunan, Roma ve Hristiyanlıkta kullanılan itiraf yöntemlerinin öznenin kurulumunda, ona kendisine dair hakikati vermekte işlevsel kılındığını vurgular. Böylece, öznenin kendisine dair olanın belirlenimi bir iktidar ile sağlanır. Özne kim olduğunu çeşitli tekniklerle örneğin, günah çıkararak, kendinden olanı itiraf ederek bulur yani bir yönlendirici vardır kişinin kendi hakikatine ulaşmasında. (Ayrıntılı Bilgi için bknz. “Hermenötiğin Kökeni ‘Kendilik Hakkında-Dartmouth Konferansları,1980’”, Ayrıntı Yayınları, 2017). Byung-Chul Han Foucault’nun öznenin kendiliğin kurulumundaki payını keşfettiğini ancak bunu gönüllü bir özgürlük yanılsamasıyla yaptığını göremediğini daha iyi ifadeyle bu konudaki sözünü tamamlayamadığını düşünüyor anladığım kadarıyla. Sanırım burada atlanmaması gereken Byung-Chul Han’ın kendi deyimiyle “dijital panoptikon” çağından konuşması çünkü kendisinin de ifade ettiği gibi: “Dijital Panoptikon, sakinlerinin kendilerini gönüllü olarak sergilemesinden yararlanır. Kendini sömürme ve kendini ışıklandırma da aynı mantığı izler. Her seferinde özgürlük sömürülür. Dijital panoptikonda enformasyonu irademiz dışında elimizden alan Big Brother bulunmaz. Kendimizi kendi isteğimizle sergiler, hâttâ çıplaklaştırırız.” Gözetim artık dışarıdan değildir, tıpkı disiplin iktidarı meselesinde olduğu gibi “Big Brother” da daha anlayışlıdır ve özne artık kendi kendinin gözetimcisidir. Ayrıca bireyi gözetleyen, disipline eden bildiğimiz anlamda bir panoptikon değildir bahsedilen. Buradan da anlaşılacağı gibi Byung-Chul Han’ın bahsettiği anlamda gönüllü sömürülenlere dönüşmemizi mümkün kılan en önemli faktör Dijitalin hâkim olduğu bir çağda, onun kurallarına göre yaşamamızdır.

Byung-Chul Han, psikopolitikanın özneyi belirlediği, onu sisteme gönüllü kıldığı, anlatıdan yoksun, duyguları kontrol altında tutulan, siyasetin tek tek kişiye göre biçimlendiği, bağlardan yoksun, kendi kendinin gözetimcisi, disipline edicisi, girişimcisi bir insanlık durumundan söz ediyor. Her şeyin şeffaf olduğu, kişinin kendisini gösterinin parçası yaptığı, heyecansal bir yönetimin hâkim olduğu, anlamdan yoksun, insanın sermayeye dönüştüğü, istatistiğin yerini “dataizm”in aldığı yani her şeyin bir veriye dönüştüğü bir dünya bahsettiği. Kısacası, Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri pek çok açıdan haklı bulabileceğimiz yeni tartışmalara vesile olacak konular içeriyor ama karşı çıkmaya müsait yanları da var. Bu açılardan bu meselelerle ilgilenen okurun dikkatini çekebilecek bir metin.

Devamını görmek için bkz.

İlke Kamar, "Dijital psikopolitaka çağında özgürlük", BirGün Kitap, 11 Ekim 20119

Geride bıraktığımız otuz yılda bilgisayar alanında yaşanan ve 'sayısal devrim' olarak nitelendirilen teknolojik gelişmeler, toplumsal iletişimde yeni bir ‘özne’ olarak interneti gündeme getirdi. Çok geçmeden yaygınlaşan internet, kısa sürede akademik, entelektüel ve popüler ilgiyi üzerine çekti. Bu tartışmalar içinde interneti modern toplumların karşı karşıya kaldığı siyasal, toplumsal ve ekonomik her türlü soruna bir çare olarak konumlandıran liberal/neoliberal yaklaşımların bugün de ağırlıkta olduğu gözlemleniyor.

Eleştirel düşünce ise bu sorunları, daha da derinleştirdiğine vurgu yapıyor. Birbirine karşıt bu iki yaklaşıma dayanan tartışmalar iletişim teknolojilerinde özellikle de kitle iletişimi ile ilgili olarak ortaya çıkan her yenilikle birlikte canlanarak devam ediyor. Radyoda, televizyonda ve sinemada da bu tartışmalar fazlasıyla yapıldı.

Günümüzde liberal kuramı benimsemiş akademik çalışmalar ticarileşme kontrol altına alınırsa internet teknolojisinin insanlar arası iletişimde aracıları ortadan kaldırarak iletişimi özgürleştireceğini, bilgiye erişimi kolaylaştıracağını ve nihayetinde demokratik kültürü ve bireyin gelişimine katkı sağlayacağını varsaymakta. Bu yüzden de internet onlar için adeta yeni yüzyılın kurtarıcısı! Bu fazlasıyla iyimser yaklaşıma karşı çok geçmeden güçlü sesler yükselmeye başladı. Kısa bir geçmişi olmasına rağmen dijital dünyanın getirdiği ‘ağa bağlanmanın’ egemen güçleri, siyasal, toplumsal ve ekonomik alanda daha da hâkim’ pozisyona getirdiğini gösteren birçok çalışma yapıldı. İşte onlardan biri de Byung-Chul Han tarafından yazıldı!

Dijital derebeyler boş rolde

Güney Koreli yazar, kültür kuramcısı ve filozof Byung-Chul Han Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri kitabında içinde bulunduğumuz dijital dünyada 'disiplin toplumu' ve 'biyopolitika' gibi kavramların nasıl dönüştüğünü ele alıyor. Bedeni esas alarak uygulanan politikaların insanı nasıl şekillendirdiği üzerine de durarak disiplin altına alınmış toplumu örnekler üzerinden değerlendiriyor. ‘Dijital Psikopolitika ’olarak adlandırdığı yeni dönemde kendini özgür hisseden ama köle olmaktan kurtulamayan insanı çalışmasının merkezine konumlandırıyor. Ona göre bu yeni sistem ‘şeffaflığın diktatörlüğünden’ başka bir şey değil. Peki nasıl oluyor da kendimizi bu kadar özgür hissettiğimiz bir ortamda köle olmamız kaçınılmaz oluyor? Byung-Chul Han tartışmaya önce özgürlük kavramını anlamaya-anlatmaya çalışarak başlıyor. Han’a göre özgürlük zorlamanın zıttıdır ve zorlamalardan arınmış olması gerekir. Ama günümüzde özgürlüğün kendisi dayatmada bulunmaktadır. Çünkü neoliberalizm, özgürlüğü sömürmeye yarayan sistemdir ve böylece bu yolla kazancını en üst seviyeye çıkarır. Tüm bu sürecin en kötü tarafı ise karşıdaki düşmanın silikliği, yokluğu! Han’a göre, bir sistem özgürlüğe saldırıyorsa karşı koymak gerekir. Ama şimdiki sistemin ‘sinsiliği’ özgürlüğe saldırmayıp onu araç haline getirmesinde. İşte bu araçsallaştırma sürecinde ise dijital ağlar ve dijital derebeyler başrolde!

Byung-Chul Han, dijital ortamın sunduğu ‘özgür dünyayı’ başlı başına bir yanılsama ve ‘gönüllü kölelik’ olarak görüyor. Örneğin sosyal medyanın ifade özgürlüğünü genişlettiği konusu! Yazara göre asıl gerçek hiç de öyle değil. Dünyadaki büyük güçler sosyal medyayı halkı izlemek, eğilimlerini takip etmek ve yönlendirmek için kullanıyor: “Bugün her tıklamamız, arama amacıyla girdiğimiz her kavram kayda geçirilir. İnternetteki her adımımız gözlenir ve kaydedilir. Hayatımız tümüyle dijital ağa yansır. Dijital genel görünümümüz kişiliğimiz, ruhumuz hakkında son derece doğru bir iz bırakır, belki de olduğumuzu sandığımız kendimizden daha doğru ya da daha eksik bir iz.”

Bu noktada, Han’ın en çok üzerinde durduğu konu ise ‘gönüllülük’ meselesi. İnsanların özel hayatlarını göstermek için neredeyse pornografik bir arzuya itildiklerini söyleyen Han, sosyal medya aracılığıyla her şeyi gözler önüne serdiğimizi ve bunların hepsini özgür bir hisle 'gönüllü olarak' yaptığımızı, sırlarımızı ifşa ettiğimizi söylüyor. “Neoliberal rejimin iktidar tekniği incelikli, kaygan, akıllı bir biçime bürünmüş olup hiçbir şekilde görünür değildir. Bu rejimde tabii durumdaki özne tabiiyetinin farkında bile değildir. Egemenlik ilişkileri tümüyle görüş alanının dışındadır. Bu yüzden de kendini özgür sanır.”

Han, böyle bir ortamı ise ancak akıllı iktidarlar yaratır der! Çünkü akıllı iktidarlar, güç kullanarak insanlara emir ve yasaklar getirmek yerine bağımlılık yaratmayı amaçlar. Akıllı iktidar ruhu zorlama ve yasaklardan kurtarırmış gibi davranır. Özgür seçim alanı sunarak aslında özgürlüğümüzü elimizden alır bilinçli ve bilinçdışı hükmederek: “Bizi teşvik eden ve ayartan özgürlükçü, dost çehreli iktidar, talimat ve emir veren iktidardan daha etkilidir. Mührü 'Like Beğendim' simgesidir ona göre. Neoliberalizm 'beğendim' kapitalizmidir.

Günümüz iletişimi bir sömürü!

Kitabın en önemli bölümlerinden biri de Han’ın Big Data üzerinden giden değerlendirmeleri. Ama oraya gelmeden önce bugünün iletişiminin bir sömürüden farksız olduğunun defalarca altını çiziyor. Büyük dijital iletişim şirketlerinin bize sunduğu alanlar üzerinden birbirimizle iletişim kurduğumuzu ve kendimizi özgür hissettiğimizi belirten yazar günün sonunda ise iletişim şirketlerinin bu alandan para kazandığına dikkat çekiyor. Dahası gizli servislerin ise bu iletişimİ kontrol ettiğine! Burada gerçek özgürlüğümüz için ise en büyük tehlikenin Big Data! Han, Big Data sadece bilgileri görüntülemek değil özellikle insan davranışlarını kontrol etmek için kullanıldığından hareketle aslında özgür olarak verdiğimiz kararların tamamının manipüle edilmiş olduğunu, yani Big Data nedeniyle özgür irademizin tehlike altında olduğunu anlatıyor: “Bugün dijital psikopolitika çağına doğru gidiyoruz. Bu siyaset, pasif gözetlemeden, aktif yönlendirmeye doğru ilerliyor. Bu da bize özgürlüğün yeni bir krizine itiyor. Artık bizzat özgür iradedir bundan etkilenen. Big Data, toplumsal iletişimin dinamiklerine ilişkin kapsamlı bilgi edinmeye olanak sağlayan çok etkili bir psikolojiktik bir araçtır. Bu bilgi insan ruhuna nüfus etme ve onu düşünce öncesi düzeyde etkilemeyi mümkün kılan bir iktidar bilgisidir.”

Budalayı oynamak

Byung-Chul Han göre günümüzde insan duyguları, heyecanı tepkileri kontrol altında tutulsa da bundan habersiz bir şekilde kendini özgür hissederek yaşamaya devam ediyor. İnsan sermayeye dönüşmüş bir durumda ve anlamdan yoksun hem efendi hem de köle pozisyonunda. Peki yazara göre psikopolitikaya direnebilir miyiz? Han, iletişim ve uyum baskısı karşısında ‘budalalığın’ bir özgürlük pratiğini temsil edebileceğini söylüyor. Çünkü budala olanlar bağlantısız, ağ dışı enformasyonsuz olandır. Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri birçok açıdan yeni soruları beraberinde getirmekle birlikte kısa zamanda karşıt görüşlerini de oluşturacak bir metin.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova