ISBN13 978-605-316-280-3
13x19,5 cm, 120 s.
Yazar Hakkında
Okuma Parçası
Eleştiriler Görüşler
Yazarla Söyleşiler
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 126.00 TL
İndirimli fiyatı: 75.60 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Engin Geçtan
Hayat
21. Basım
Liste Fiyatı: 148.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Alexandre Seurat
Sakar
Özgün adı: La maladroite
Çeviri: Nesrin Demiryontan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2023
4. Basım: Mayıs 2024

2024 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü

“Kayıp ilanını gördüğüm zaman artık çok geç olduğunu anladım. O şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken, ‘Her şey yolunda’ demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan, ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; ‘Hiçbir şey yapamayacaksın’ diyen bakışı. Gerçekten de hiçbir şey yapamadığımı o gün anladım. Fotoğrafta iri ilmekli, beyaz bir hırka giymişti, boynundaki fular bluzunun üzerine sarkıyordu, uygunsuz bir kıyafet, sekiz yaşında bir çocuk kıyafeti değil, bir erişkinin kıyafeti; ama hepsinden öte, o tuhaf duruşu; kollarını kendine farklı bir hava vermeye çalışır gibi garip bir biçimde kavuşturmuştu. Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu.”

Fransa’da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınan roman, aile kurumuna sorgusuz sualsiz kutsallık atfedilmesinin yıkıcı sonuçlarını yalın ve sarsıcı bir anlatımla gözler önüne seriyor.

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümünden, s. 9-10

Öğretmen Hanım

Kayıp ilanını gördüğüm zaman artık çok geç olduğunu anladım. O şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken, “Her şey yolunda” demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan, ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; “Hiçbir şey yapamayacaksın” diyen bakışı. Gerçekten de hiçbir şey yapamadığımı o gün anladım. Fotoğrafta iri ilmekli, beyaz bir hırka giymişti, boynundaki fular bluzunun üzerine sarkıyordu, uygunsuz bir kıyafet, sekiz yaşında bir çocuk kıyafeti değil, bir erişkinin kıyafeti; ama hepsinden öte, o tuhaf duruşu; kollarını kendine farklı bir hava vermeye çalışır gibi garip bir biçimde kavuşturmuştu. Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin para...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Çiler İlhan, "Kocaman bir kara delik", K24, 16 Mart 2023

Öyle, fakat karanlığı aşikâr o kocaman kara deliğe gerçekten düşene kadar yine de kimse tutmuyor Diana’nın ellerini... Sadist anne babasının yakalanmamak için tüm aileyi oradan oraya taşıyıp durmalarının ikinci durağında, yukarıdaki alıntının sahibi ikinci okulun müdüründen sonra da görüşler, uzman raporları, sorgular ve prosedürler arasında kaybolup gidiyor Diana’nın minik varlığı; ihtimal aynen bu şekilde, gerçek hayatta da.

Seurat, Galler prensesi Diana’dan esinlenerek isim verdiği, bahtsızlıkta onu kat kat aşmış karakterini Marina Sabatier’e dayandırmış. Annesi ve babası tarafından yıllarca kötü muameleye maruz bırakılan Marina, Ağustos 2009’da, henüz sekiz yaşındayken, kısacık, korkunç bir ömürden sonra yine dayakla, işkenceyle geçen bir günün sonrasında hayatını kaybetmiş. Çiftin yalandan verdikleri kayıp ilanı işe yaramamış, sadece bunda bir nebze teselli bulabiliriz belki; kısa sürede...

Devamını görmek için bkz.

A. Ömer Türkeş, "Bir çocuk kayboldu", Hürriyet gazetesi, 16 Mart 2023

2009’da Fransa’da yaşanan gerçek bir olayı konu alan ve 2019’da aynı adla filme uyarlanan Sakar’da bir kayıp ilanıyla tanışıyoruz küçük Diana ile. İlanı okuyan Diana’nın öğretmeni:

“Fotoğrafta iri ilmekli, beyaz bir hırka giymişti, boynundaki fular bluzunun üzerine sarkıyordu, uygunsuz bir kıyafet, sekiz yaşında bir çocuk kıyafeti değil, bir erişkinin kıyafeti; ama hepsinden öte, o tuhaf duruşu; kollarını kendine farklı bir hava vermeye çalışır gibi garip bir biçimde kavuşturmuştu. Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu.”

Nasıl fark edilmesin ki? Çünkü Diana, bazen şişmiş bir yüz, bazen sarılı bir el, bazen aksayan ayağıyla gelmiş derslere. Duruma müdahale eden, ...

Devamını görmek için bkz.

Ayfer Feriha Nujen, “Evlerimiz kayıp çocuklarla doludur”, T24, 2 Nisan 2023

bulutları aşağıya çektiler

küçüldü dünyanın kalbi

ve ben büyüdüm birden

su almış bir gemi

gibi inerek derinlere

boğmak için kirlenmiş güzelliğini

.

Hiçbir kitaba "sadece bir hikâye" gözüyle bakmam. Hiçbir şey "sadece bir hikâye" değildir zaten. Her şeyin temelinde gerçekle temas ettiği bir alan var. Orada durmaya herkes tahammül edemez. Sığ toplumların bu kaçışması da hep bundandır. Sakar da sadece bir kitap değil, birçok kitap gibi varoluşa karşı bir isyan aynı zamanda. Varoluşun neden bir cezaya döndüğü konusunda… İsyan, sadece başkaldırmak değildir; çünkü başkaldırmak için önce sorgulamak gerekir. Alexandre Seurat, bu sorgulamayı yapıyor. Hırpalanmış, şiddete maruz kalmış bir çocuğun yüzüne bakarak, artık yaşamadığı halde dünyaya baktığı bir kayıp ilanıyla. Bir çocuğun hayat hikâyesi kendisinden daha büyük bir infiale bu ...

Devamını görmek için bkz.

Emek Erez, "Başka bir hikâye yaratmak, kurumlar ve 'Sakar'", kisadalga.net, 24 Nisan 2023

Kurumların bireyin yaşamında önemli olduğunu sıklıkla vurgularız. Bireyin kurumlarla ilişkisi aileyle başlar sonrasında; okul, ordu gibi diğer disiplin kurumları devreye girer ve kişiyi devlete, topluma, çoğunluğun bakışına uygun olarak biçimlendiği bir sürecin içine sokar. Bunun yanında bireyin neredeyse tüm yaşamında yer eden kurumlar, konu gerçekten onun yaşamıyla ilgili olduğunda işlevsiz kalır. Mesela, aile içi şiddet gibi konularda kurumlar arası bir dayanışmayla karşılaşırız, kadınların ve çocukların konu olduğu pek çok olumsuz yaşanmışlıkta aile kurumunu dışarıda bırakarak meseleye yaklaşan farklı işleyişlerle karşılaşırız. Aileye atfedilen kutsallığı korumak, genellikle şiddete maruz kalanı korumanın önüne geçer ve burada bir çeşit kurumlar arası birbirini gözetme ilişkisi işler.

Alexandre Seurat’nın Sakar adlı kitabı yukarıda bahsettiklerimi düşünd...

Devamını görmek için bkz.

Aynur Kulak, "Şiddeti Perdeleyen Akıl Almaz Örtü: 'Sakar'", artfulliving.com.tr, 9 Mayıs 2023

Sakar ile ilgili bir inceleme yazısı yazmak istedim çünkü ortada bir şiddet varsa eğer bundan hepimiz bir şekilde sorumluyuz. Şiddet ne şekilde üretiliyor olursa olsun şiddet sarmalının içine hepimiz bir şekilde dahil oluyoruz maalesef. Şiddetin istisnaya yer vermeksizin yıkıcı olma unsuru buradan geliyor zaten. Alexandre Seurat yaşanmış, gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazdığı küçük kız çocuğu Diana’nın dramına işte bu önemli sebepten dolayı hepimizi davet ediyor. Şiddet neden ortaya çıkıyor, neden genelde hiçbir şey yapılamıyor ve daha da önemlisi şiddete maruz kalan kişi yetişkinlerde de çok fazla rastladığımız şekilde şiddetin türü ne olursa olsun şiddete maruz kaldığı için ilk olarak kendini suçlama eğilimi içerisinde oluyor? Gerçek bir olayın bir edebi metne ustalıkla dönüştürdüğü ve bizlere tüm bu soruları sorduran Sakar üzerine kapsamlı bir i...

Devamını görmek için bkz.
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2024. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X