ISBN13 978-975-342-966-5
13x19,5 cm, 144 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Siyasalın Kıyısında, 2007
Filozof ve Yoksulları, 2009
Özgürleşen Seyirci, 2010
Tarihin Adları, 2011
Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, 2018
Kurmacanın Kıyıları, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Murat Özbek, "Jacotot’nun panekastik yolculuğu", Birgün Gazetesi, 10 Şubat 2016

"Evrensel Eğitim"in anlatan ve anlayan ‘özne’ üzerinden ilerlediği kanısı yaygın olsa da bu eğitimde belirleyici olan anlatan ve anlayan arasındaki mesafedir. Fakat bu mesafe ne zamansal ne de uzamsaldır. Bir ikiliğe sıkışmış olan bu mesafede hareket alanı anlatan ‘özne’nin açıklama edimiyle şekillenir. Dolayısıyla mesafenin her iki tarafındaki sabitlikler hiçbir şekilde mevcut olanın dışına çıkmaz. Mevcut eğitime evrenselliğini veren bu sabitliklerdir. Anlatan ve anlayan arasındaki hiyerarşi “Evrensel Eğitim”in vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Çünkü öğrencinin her zaman bir açıklamaya ihtiyacı olduğu varsayılır. “Evrensel Eğitim” tam da burada devreye girer. İlk düsturu şudur; açıklayan olmaksızın anlama imkânsızdır!

Aptallasmaya karşı zihinsel özgürleşme

Jacques Rancière, Cahil Hoca kitabında Joseph Jacotot’nun penekastik felsefesinin hikâyesini zihinsel özgürleşme olarak kodlar. Zihinsel özgürleşme, kitapta geçen ifadeyle, “aptallaş(tır)ma”nın karşısında konumlandırılır.

Jakotot’un hikâyesine gelirsek: Jacotot Fransa’dan sürülünce Hollanda Kralı kendisine yarım ücretli öğretmenlik görevi verir. Fakat ne Jacotot Hollandaca ne de öğrencileri Fransızca bilmektedir. Ortada anlaşabilecekleri ya da hocanın öğrencilere bildiklerini anlatabileceği ve anlamaları için açıklamada bulunacağı bir dil yoktur. Rancière, Jacotot’nun tesadüf eseri Fénelon’un Telemak’ının iki dilli baskısıyla karşılaştığını söyler. Öğrencilerden iki dilli baskıyı karşılaştırarak Fransızca metni anlamalarını ister Jacotot. Bu noktadan sonra hoca artık cahil pozisyonuna geçmiştir. Öğrencilerin taleplerini bilmemesiyle karşılama çabasına girişir. Cahil Hoca, öğrencilerin Fransızcayı yarım yamalak öğrenmelerini beklerken, öğrenciler tuhaf! bir şekilde Fransızcayı “birçok Fransız kadar iyi” öğrenir.

Jacotot, keşfettiği bu yeni yöntemi uygulamaya devam eder. Kitaptan iki örnekle devam edeceğim. İlki: “Jacotot’nun matbaacısının biraz bön bir oğlu varmış. Bir baltaya sap olabileceğinden umudu kesmişler. Jacotot tutup ona İbranice öğretmiş. Ondan sonra da çocuk harika bir taşbasmacı olmuş.” Jacotot’nun yeni yöntemi dönemin aydınlarını (Rancière bilge ve aydını gerçek anlamıyla, işin içine ironi katmadan kullanır.) toplumun düzeni bozulacaktır diye endişelendirir. Oysa toplumun düzeni eşitsizlik temelinde bozulmuştur zaten.

Şu, aydın, bilge meselesini açıklığa kavuşturmak için kitaptan ikinci örneğe geçeyim: “Sokrates sorularıyla Menon’un kölesini içindeki matematik hakikatleri fark etmeye sevk etmişti. Ama bu, bilgiye giden bir yol olsa bile, kesinlikle özgürlüğün yolu değildir. Kölenin içindekini bulabilmesi için Sokrates’in onun elinden tutması gerekir. Bilgisini göstermesi aynı zamanda onun kudretsizliğini göstermesi demektir. …Sokrates, Menon’un kölesinin şahsında, aslında hep köle kalacak bir köleyi sorguya çekmektedir.” Açıklama edimleri etkileyici bir retorikle ilerler. Sokrates’in diyaloglarında kullandığı retorik okuyucuyu hemen etkisi altına alır. Fakat kitapta öncelikli eleştirilen Sokrates’in retoriğinden ziyade Aydınlanma retoriğidir. Aydınlanmanın sahip çıktığı akıl, Jacotot’nun panekastik felsefesinde kanılar ve içgörülerle itibarsızlaştırılır.

Sokrates’in yöntemi “Evrensel Eğitim”in kusursuz bir biçimidir ama aynı zamanda“ aptallaştırmanın da kusursuzlaştırılmış bir biçimidir.” Rancière için özgürleştirmenin yolu kişiye bilge biri olarak yaklaşmak değil, herhangi biri olarak yaklaşmaktan geçer. Jacotot’nun hikâyesi bu nedenle değerlidir. Jacotot Fransa’ya döndüğünde anlatma ediminin yerleştiği o mesafeyle mücadeleye devam eder. Hukuk öğrencilerine Hollandaca savunma yapmayı öğretir ve öğrenciler çok iyi savunma yapar ama kendisi hala Hollandaca bilmemektedir.

Sokrates'ten bugüne aydınlanmacı eğitimin kibri

Sabitliğe/ikiliğe sıkışmış olan mesafe problemini, Aydınlanmacı retoriğin hakikat ile olan ilişkisinin açıklama edimindeki dilinde aramak gerekir. Hoca hakikate sahip olandır ve öğrenci onun ağzından çıkacak hakikati beklerken, o, kendini erişilmez bir konuma yani konum olmayan bir konuma yerleştirir. Sokrates kendi bilgeliğiyle ilgili kehanetin peşine düşer. Ardından Atina’lı siyasetçilerden biriyle karşılaşmasını şöyle dile getirir “O, hiçbir şey bilmediği halde bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa ben hiçbir şey bilmemekle birlikte bunun bilincindeyim.” -Jacotot’nun hikâyesi günlük hayatta her hangi bir kelime olan bilmemek kullanımını kavramsallaştırıp şu soruyu cevaplar: Bilmemek neyi bilmemektir?- ifadesindeki bilgisizliği de onun bilgeliğinden ve bu bilgeliğin sağladığı kibirden gelir. Sokrates bilgisizliğiyle! hakikate ulaştığını anlatır. Burada devreye retorik girer ve asıl söyleneni müthiş bir şekilde manipüle eder. Rancière, “İşte bunu anladım, der öğrenci mutluluk içinde.” der ve ekler “–Sen öyle san, diye düzeltir hoca.”

Aydınlanma retoriği hakikatin söylenebilecek/açıklanabilecek şey olduğunu iddia eder. Rancière’in ifadesiyle; “Hakikat söylenmez. Hakikat bir ve bütündür, dil onu parçalar.” Dilin hakikati parçalaması dilin keyfiliğinden gelir. Fakat bu keyfilik tercüme ve karşı tercüme ile mesafeyi ikilikten çıkarıp zamansal ve uzamsal olana katacak kudrete de sahiptir. Rancière için bu işi yapacak olan şairdir. Şair öncelikle başka bir dildeki duyguyu başka bir dile tercüme eder, şiir okuyucusu ise okuduğu şiiri karşı bir tercümeyle tamamlar. Burada göstergelerin keyfiliği devreye girer ve şiir okuyucusu şairi tamamladığı için okuyucunun da “şair gibi insan olduğu” kanısı eşitliği beraberinde getirir. Dolayısıyla dil bir araçtır; fakat göstergelerin keyfiliğiyle kullanıldığı takdirde bu araç insanı ikiliğe sıkıştıran aydınlanmacı retoriğin işaretlediği eşitsizliği ortadan kaldırır.

Yazıyı bitirirken çevirmen Savaş Kılıç’a biz okuyuculara, karşı tercümanlık imkânı sağladığı ve Rancière dilinin keyfiliğini müthiş bir şekilde sunduğu için teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Rancière’i düz bir metin olarak okumamak lazım. Teknik olarak Rancière’i şair, Cahil Hoca kitabını da şiir kategorisine koyamayız ama okuyucunun Rancière’in kanılarına bir bütünlük katacağını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova