ISBN13 978-605-316-130-1
13x19.5 cm, 384 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yeni İstanbul Çalışmaları, 2014
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, "Antropoloji ve Kültür" [1], Ayfer Bartu Candan, Cenk Özbay, s. 9-12

Kültür denen “şey” sosyal ve kültürel antropoloji ile özdeşleştirilen çetrefilli bir kavram. Antropoloji disiplininin tarihi de merkezine aldığı kültür kavramı kadar karmaşık. 19. yüzyıl sömürgeciliğine hem zemin hazırlayan hem de onu meşrulaştıran sosyal Darwinci yaklaşım da, 20. yüzyılda büyük kıyımlara yol açan ırk gibi kavramlar da bu talihsiz tarihin birer parçası. Ancak antropoloji kendi tarihiyle hesaplaşabilen, sosyal Darwinizm’den günümüzdeki yaklaşımlara epey yol katetmiş ve bugünün karmaşık sorunlarıyla farklı biçimlerde ilişkilenebilen bir disiplin konumunda.

Derleme, bu coğrafyada da oldukça karmaşık bir tarihin içine oturan antropoloji disiplininin gün geçtikçe çeşitlenen araştırma gündemlerini hem dünyada hem de Türkiye’de yapılan araştırmalar ışığında bir araya getiren deneysel bir çalışma. Son yıllarda Türkiye üzerine çalışan sosyal bilimciler arasında antropolojinin kuramsal tartışmalarına ve yöntemlerine artan bir ilgiyi gözlemek mümkün. Bu anlamda Kültür Denen Şey’in temel amaçları da, artan ilginin de bir sonucu olarak belli bir birikime ulaşmış olan bu çalışmaların dökümünü okuyucularla paylaşmak, antropolojinin gündeminde yer alan araştırma soruları ve yöntemlerini Türkiye üzerine çalışan sosyal bilimcilerin dikkatine sunmak ve buradan hareketle şekillenebilecek yeni sorulara ve tartışmalara ilham vermek.

Antropolojide Değişen Yaklaşımlar

Antropoloji disiplininin 19. yüzyıldan 2010’lara kadar geçirdiği dönüşümlerin izini çok genel hatlarıyla sürdüğümüzde, insan grupları arasındaki farklılıkları kavramsallaştırmada farklı yollar izlenmiş olduğunu görebiliriz. Bu farklılıklar, 19. yüzyıl dünyasında Avrupa-merkezci ve hiyerarşik bir yaklaşımla sosyal Darwinizm paradigması içinde kavramsallaştırıldı. [2] İnsan medeniyetinin en gelişmiş formunu beyaz, Avrupalı, eril bir toplum modeli oluştururken, bunun dışında kalan insan toplulukları, zamanla evrim geçirmesi ve bu ideal modele yakınlaşması beklenen ilkel, azgelişmiş ve toplumsal evrimin daha aşağı basamaklarında yer alan topluluklar olarak algılandılar. Bu paradigma özellikle 19. yüzyılda en vahşi dönemini yaşayan sömürgeciliğin meşrulaştırılmasında, pekiştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Antropoloji, medeniyet basamaklarını tırmanabilmeleri için Avrupa-dışı dünyaya medeniyet götürme misyonunu destekledi, “beyaz adamın yükünü” tanımladı. [3]

Sosyal Darwinizm, 20. yüzyıl başında Kuzey Amerika ve İngiltere’de sosyal bilimlerdeki tartışmalar ışığında, iki temel ekol yoluyla zayıflatıldı. Bunlardan birincisi, İngiliz sosyal bilimlerine hâkim olan ve Bronislaw Malinowski ile özdeşleşen “işlevselcilik” (fonksiyonalizm) ekolü; diğeri ise Kuzey Amerika’da Franz Boas ve öğrencileriyle anılan Tarihsel Özgücü (Historical Particularism) ekoldür (Stocking 1982, 1988). Bu iki yaklaşım, farklı geleneklere ve tartışmalara işaret etse de antropoloji disiplinini ve dönemin hâkim paradigması olan sosyal Darwinizm’i kökünden dönüştürecek olan ortak noktalara dikkat çekerler: Etno-merkezci ve Avrupa-merkezci bir anlayış yerine kültürel göreliliği savunurken, bir taraftan disiplinde o güne kadar hâkim yöntem olan “masa başı” antropolojisi (armchair anthropology) yerine sistematik saha çalışmasının niteliklerini tartışırlar. Özellikle Malinowski’nin yaptığı çalışmalar (1922), insan medeniyetinin daha alt kademelerinde olduğu düşünülen grupların davranış kalıplarının, toplumsal kurumlarının, kültürel pratiklerinin kendi içinde bir rasyonalitesi olduğunu gösterir ve bunun daha ilkel olmadığını, sadece Avrupa’nın toplumsal ve kültürel yapısından farklı olduğunu iddia eder. Malinowski’nin bu gibi savları dönemi için son derece radikal bir görüş ortaya koyarak, sosyal Darwinizm’in sunduğu hiyerarşik dünya düzeni anlayışını sarsar. İnsan topluluklarının bir arada uyum içinde nasıl örgütlendiklerini, ne tür kültürel pratikler geliştirdiklerini anlamanın tek yönteminin detaylı ve sistematik bir saha çalışması olması gerektiğini savunan Malinowski, bu yöntemi özellikle Trobriand Adaları’ndaki çalışmalarını konu alan Arganouts of the Western Pacific adlı kitabında ([1922] 2002) detaylandırır. Boas ve öğrencileri de Tarihsel Özgücü olarak anılan yaklaşımla, karşılaştırmalı çalışmaların varsayılan bir medeniyetler hiyerarşisinin içine oturtularak değil, insan topluluklarının kendine özgü kültür ve tarihlerinin uzun soluklu saha çalışması yöntemiyle “derinlemesine” inceledikten sonra yapılabileceğini vurguladılar (Stocking 1996).

1960’lara kadar yapılan antropolojik çalışmalar her ne kadar Avrupa merkezci yaklaşımları sorgulayıp, ırk kavramı üzerine eleştirel perspektifler getirseler de, disiplin kendini o dönemin sosyal bilim kalıpları içinde tanımlıyordu. Antropoloji, Batı-dışı, “küçük ölçekli” insan topluluklarını pozitivist bilim metodolojisi içinde inceleyen bir disiplindi. Bu çalışmalar Aydınlanmacı ve ilerlemeci bir bilim anlayışı içinde sürdürülüyordu. Ancak sömürgecilik karşıtı hareketler, var olan dünya düzenini her anlamda sorgulayan emek, kadın, çevre, öğrenci hareketleriyle dünyanın altüst olduğu 1960’lı yıllar (bütün sosyal bilimlerin olduğu gibi) antropolojinin de dönüm noktalarından birini oluşturur. Her türlü iktidar ve tahakküm biçiminin etraflıca sorgulandığı bu yıllardaki temel meseleleri üç başlıkta özetlemek mümkün.

Notlar


[1] Bu kitabın tamamlanması, planladığımızdan çok daha uzun sürdü. Bu dönem boyunca sabırları ve bize olan güvenleri için yazarlara çok teşekkür ederiz. Kitabın farklı aşamalarındaki destekleri için Selim Gökçe Atıcı ve Gizem Haspolat’a da içtenlikle teşekkür ederiz. Metne dön.
[2] Antropolojinin geçirdiği dönüşümleri ana hatlarıyla özetlediğimiz bu giriş yazısında odağımızda Kuzey Amerika ve İngiltere’deki tartışmalar yer alıyor. Kıta Avrupası’nda önemli bir geleneğe sahip olan Fransız ve Alman ekolleri bu yazının kapsamının dışında. Antropoloji tarihi üzerine ve burada adı geçen sosyal Darwinizm, işlevselcilik ve tarihsel özgücü yaklaşım üzerine en kapsamlı ve eleştirel çalışmalardan biri için bkz. George Stocking 1982, 1983, 1988, 1991, 1996. Metne dön.
[3] Antropolojinin kıta Avrupası ve Kuzey Amerika’da bu dönemde keskinleşen “eğitici” rolünü en çarpıcı biçimde görebileceğimiz yerler, endüstri devriminin icatlarının ve sömürgelerden getirilen “yerlilerin” sergilendiği Dünya Fuarlarıdır. Bu fuarlarda özellikle insanların sergilendiği alanların organizasyonunda antropologlar önemli görevler üstlendiler. Sergilenen “yerli” halklar Batılı ziyaretçilere toplumsal evrimin bir kanıtı olarak sunulmakta, geniş kitleler hem eğitilip hem de eğlendirilmekteydiler. Dünya Fuarları ve antropoloji ilişkisi üzerine bkz. Breitbart 1997, Benedict 1983, Parezo ve Fowler 2007, Rydell 2013, Hinsley ve Wilcox 2016. Metne dön.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova