ISBN13 978-605-316-168-4
13x19,5 cm, 304 s.
Liste fiyatı: 36.00 TL
İndirimli fiyatı: 28.80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Sema Kaygusuz diğer kitapları
Sandık Lekesi, 2000
Doyma Noktası, 2002
Esir Sözler Kuyusu, 2004
Yere Düşen Dualar, 2006
Yüzünde Bir Yer, 2009
Karaduygun, 2012
Sultan ve Şair, 2013
Barbarın Kahkahası, 2015
Aramızdaki Ağaç, 2019
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Yüz Gün
1. Basım
Liste Fiyatı: 21.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Gaflet
Modern Türkçe Edebiyatın Cinsiyetçi Sinir Uçları
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Resmi: Alberto Giacometti
Katkıda Bulunan: Damla Tezel, Erol Köroğlu, Ezgi Hamzaçebi, Fatih Altuğ, Fatmagül Berktay, Irvin Cemil Schick, Jale Özata Dirlikyapan, Meltem Gürle, Merin Sever, Özlem Öğüt Yazıcıoğlu, Senem Timuroğlu, Sevcan Tiftik, Şima İmşir, Tülin Ural
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2019

Devlet ve hükümetler eliyle yıllardır yürütülen kültürel yıkıma karşı sakınma güdüsüyle de olsa, sırf muhalif değer atfettiğimiz için edebiyatı fazla mı kutsuyoruz? Edebiyat metinlerindeki cinsiyetçiliği, homofobiyi ya da satır arasına gömülü mizojinik tasvirleri, türcülüğü, insanmerkezciliği, kısacası bugün kuramsal açıdan gittikçe kuvvetlenen feminist eleştiri bağlamında Türkçe edebiyattaki her cinsiyetten ve cinsel eğilimden yazarın erkek egemen kodlarla gaflete düştüğü sayfaları okuyabiliyor muyuz?

Gaflet kitabı, gaflet kelimesinin dalgınlıktan iğfale değin bütün katmanlarını araştıran, feminist değerler üzerinden edebi metinlerdeki türlü gaflet biçimlerinin altını çizmek isteyen bir yaklaşımla kuruldu. En kestirmeden söylersek, feminist ilkelerin edebiyat eleştirisi yöntemiyle yeniden hatırlatıldığı bir eleştiri kitabı bu. İnsan, hayvan ve yerkabuğundaki bütün varlıklara düzgüsel sınırlar çizen cinsiyetçi söylemin edebiyat yoluyla nasıl üretildiğini tartışan, zaman zaman söz konusu sınırları aşmak iddiasıyla ortaya çıkan bazı metinlerin aslında sınırı daha da kuvvetlendirdiğini fark eden, çoktan zamanı gelmiş müdahaleci bir hamle. Eleştiri dahil kimi edebiyat metinlerinin istemsizce de olsa incelikli bir yoldan eril zihniyete hizmet edebileceğini göstermek, uygarlığı sarmalayarak gündelikleşen eril reflekslerin üstüne ışık düşürmek istedik.

Hem okuru hem yazarı düşündüreceğini umduğumuz kitabımız, eminim gelecekteki edebiyatı da dönüştürecektir.

— Sema Kaygusuz

İÇİNDEKİLER
Failin Son Arzusu
Sema Kaygusuz

Önsöz Yerine:
Eril Aşkınlığın Ötesinde Öznellik, Yaratıcılık ve
Feminist Anlatıbilimin Dönüştürücü Gücü

Deniz Gündoğan İbrişim

Güngör Dilmen’in Ben, Anadolu Oyunu:
Niyet Edilenler Kısmet Olmayınca...

Irvin Cemil Schick

Anlatılan “Bizim” Hikâyemiz Değil
Senem Timuroğlu

Sınavı Geçemeyen “Büyük Yazar”:
Kemal Tahir
Merin Sever

Erkek Panayırı
İhsan Oktay Anar Romanlarındaki “Yokluk”
Damla Tezel

Tanpınar’ın Libidinal Akışlarında Yiten Kadınlar
Jale Özata Dirlikyapan

Seyyal ve Çapraşık
Attilâ İlhan’da Cinselliğin Irk, Tür ve Etnisite ile
Girift Kesişimleri
Fatih Altuğ

Cehennem Kraliçesi’nde Kayıp Gönderge: Beden
Sevcan Tiftik

Şule Gürbüz ve Varoluşa Dair Düşünmek
Meltem Gürle

Masumiyet Müzesi: Hegemonik Erkeklik,
Kurgulanan Gerçeklik

Özlem Öğüt Yazıcıoğlu

Çok Derin, Fazla Sathi: 47’liler
Tülin Ural

Çeperi Yeniden Üretmek
Kabuk Adam ve “Afrika Dansı”nda
Bir Söylem Olarak Afrika ve Karayipler
Şima İmşir

Netameli Bir Yakınlık: Feminizm ve Türcülük
Ezgi Hamzaçebi

Yanlış Kızı Döven Baba-Eleştirmen
Elif Şafak’ın Aşk’ı Eleştirilebilir Bir Metin mi?
Erol Köroğlu

“Sonradan” Söz
Fatmagül Berktay

Kaynakça
Katkıda Bulunanlar
OKUMA PARÇASI

Sema Kaygusuz, "Failin Son Arzusu", s. 9-11

İlk gençlik çağımda bir gün, evimizin oturma odasında oturmuş annemin hüsran, öfke ve hastalıklarla tekrar tekrar örülen hikâyelerini, bu hikâyelerin insanın içini ezen çıkışsız, seçeneksiz, bunalımlı sonlarını dinlerken, annemin sözünü kesip asla onun gibi bir kadın olmayacağımı söylemiştim. Oldukça soğuk, saldırgan bir cümleydi bu. Düşük tonlu ama net bir ifadeyle, hem ardı arkası kesilmeyen bu ıstıraplı söyleşmelerin zaman içinde biriktirdiği acıma duygusundan kurtulmak, hem de onu örnek olarak kabul etmediğimi kıyasıya bildirmek istemiştim. Bir yanım duygularımın sömürülmesine itiraz ederek başkaldırıyor, öbür yanım annemin annesi olmaya çalışan kifayetsiz ebeveynlik girişimine karşı önlem alıyordu. O da, sakın benim gibi bir kadın olma, demişti karşılık olarak. Gördüğüm kadarıyla gücenmemişti. Bense o günden beri kendime güceniğim.

Üniversiteye giderken nasıl bir kadın olacağımı kestirerek değil, nasıl bir kadın olmayacağımı az çok bilerek evden çıktım. Kendime dair tıka basa suçluluk duygusuyla dolu bu muğlak tasavvurun –ne de olsa kızını kurtaramamış bir anneydim– babanın yasalarına teveccüh eden bir ayakta kalma taktiğine yol verdiğinin ayırdında değildim. Feminist içgüdümse henüz dibimde sızlıyordu.

Suçluluk duygusu, sahip olduğunuz her şeyi her an elinizden kayıp gidecek emanetlere dönüştürür. Yeteneğiniz dahil bu emanetlerin hiçbiri gerçekte sizin değildir, otantik bağlamları kurulmamıştır, yapılandırılmamışlardır; sırf yeni bir kuşak olduğunuz için zamanın buyruğunda önünüze düşmüşlerdir. Ben de önüme düşen birkaç özgürlüğü, kültürel tarihimi dokuyan erki devirerek değil, ailemdeki kadınları kökten azımsayarak kabul etmiştim. Payıma düşen rahatlık, ailemdeki kadınların alacaklı olduğu bir borç senediydi oysa. Babanın yasalarını kolaylıkla içselleştirmemin nedeni, sanıyorum altında ezildiğim bu yüklü borçlar oldu.

Babanın yasaları derken, hiçbir horgörüye imkân vermeyecek şekilde özdenetim sahibi olmayı, her açmazda insanın içini kurutan gurura sığınmayı, kurallı ve yanlışsız olmak için fazladan çabalamayı, arzulanan her şeyi hak etmeyi, kendime ve başkalarına karşı yargılayıcı olup her savruluşu ve esrimeyi düşkünlükten saymayı, ama en önemlisi âşık olmak yerine maşuk kalmayı kastediyorum. Birkaçını saydığım bu katı huyların tümü bireyleşme serüvenimde yıkıcı eğilimlere yol açmış olsa da neyse ki içsel bir direncin gözesi de oldu. Bu direncin adı edebiyattı. Sevdikleri için küçük şiirler yazan anneannemle, belagatiyle ilgi çeken annemin okuduğu kitaplar, babaannemin uykular kaçıran söylenceleri etimde bildiğim bir yere çağırıyordu beni. Bulundukları eşitsiz konuma rağmen kadın akrabalarımın bilinçdışıma ektiği üst değerler içerimden dürtmeye başlıyordu. Annemle büyükannelerim kâbusumken, ben onların düşü olmuştum. Belki de bu yüzden, psişik tarihimdeki büyük kadın yenilgisine karşın, kendi kurmacamda bazı kadınlar kendilerine özgü etkin rollerde belirmeye başladı. Kadın kahramanlarım dünyayı önce insanın boğazından sonra zihninden geçiriyorlardı. Düşünceyi kaşıklayarak erkin ağzına sokan kadınlardı. İyileştiriyor, işlerine gelmezse zehirliyorlardı. Dünyayı ısırıyor, tadıyor, yutuyor, dışkılıyorlar, gerçeklikle başlı başına erotik bir ilişki kuruyorlardı. Birçoğunun örselendiği yeri terk eden bireyler olması rastlantı değildi. Edebiyatın yeryüzünden topladığı azaplardan elbette onlar da payını aldı, yine de edebiyatın kurbanlaştırılmış kadınları olmadılar. Hatta bazıları sinsi ve entrikacıydı. Kimisinin kafası mühendis gibi çalışıyordu, kimisi zanaatkârdı. Şimdiye kadar hiçbiri çözümü başkalarından beklemedi, mucizeler peşinde koşmadı, duygularının esiri olmadı, baht kader kısmet meselesine kapılıp vakit kaybetmedi, hepsi kendi başının çaresine baktı. Onları kurtarmama gerek kalmadı hiç, dahası onlar beni kuşattı. Şimdi anlıyorum ki bütün kadın kahramanlarım, kadın akrabalarımın bilinçdışıma sızdırdığı beklentilerden türeyen yazınsal kişilikler olarak beni emzirip beslediler. Yukarıda saydığım katı huylarla nasıl ki kendi kendimin sert babası olmuşsam, edebiyatım sayesinde kendi kendimin yaratıcı annesi oluyordum. Yazarken ne bir tane babam vardı, ne de bir tane annem. Ailenin –dolayısıyla devletin– aleyhime işleyen bütün düzgüsel kalıplarını kendi sütümü içerek dışarıma itebiliyordum. Dünyayı soyutlama ediminin düşünsel bir çabayla oluşmayı sürdüren bir varlık olmaktan geçtiğini 25 yıl boyunca yaza yaza yaza yaza yaza keşfettim.

Gelgelelim yazıyor oluş ile yazar oluşun ruhsallığımdaki karşılığı bütünleşik değildi. Daha anlaşılır olmak için Spinoza’dan ödünç aldığım kudret sözcüğüyle düşünecek olursam, yazarkenki kudretime yazıyı yayımlarken yapmacıksız sahip çıkamıyordum. Bunu yıllar önce ilk iki kitabımdaki atıf metinlerini kem gözle okuduğum zaman anladım. İlk kitabım Ortadan Yarısından (1997- 2000) yayımlandığında 25 yaşındaydım. Kitabın yayımlanmasından önce öykülerimle ödüller almış olduğum için dışarıdan bakınca edebiyat serüveni açısından parlak bir başlangıç sayılabilir. Ancak kitabın giriş metninde geri adım atmış birisi vardı, o da fail olamayandı. Benim gafletim, bir kadın olarak yazımın faili olamamaktı. Daha açık söylemek gerekirse, annemle babamı özgün kişilikleriyle yazıma yerleştirmek yerine, kültürün dayattığı biçimde öne sürerek onları anonimleştiriyor, böylece kendi fail pozisyonumu yine anonim bir evlat pozisyonuna indirgiyordum...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova